BAŞSAĞLIĞI VE VEFA MESAJI
Prof. Dr. Mazhar Semih Baskan’ı Saygı ve Rahmetle Anıyoruz Türk tıp camiasının duayen isimlerinden, ömrünü bilime, eğitime, hekimlik mesleğine ve insan sağlığına adayan değerli bilim insanı Prof. Dr. Mazhar Semih Baskan’ın vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Habere GitD Vitamini Eksikliğinin Kadınlarda Daha Belirgin Olmasının 5 Sebebi
D Vitamini Eksikliğinin Kadınlarda Daha Belirgin Olmasının 5 Sebebi
Habere GitSağlık Gündeminde Markanıza Yer Açın!
Basın bültenlerinizi, firma haberlerinizi, ürün lansmanlarınızı ve röportaj taleplerinizi bize iletin; Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi’nde yayınlayalım.
Habere GitKan Testiyle Erken Evre Pankreas Kanserinin Yüzde 90’ı Tespit Edilebiliyor
Kan Testiyle Erken Evre Pankreas Kanserinin Yüzde 90’ı Tespit Edilebiliyor
Habere GitSütçü İmam Üniversitesi Hastanesi'nde Skandal İddia: Tek Kullanımlık Tıbbi Malzemeler Defalarca Kullanıldı
Sütçü İmam Üniversitesi Hastanesi'nde Skandal İddia: Tek Kullanımlık Tıbbi Malzemeler Defalarca Kullanıldı
Habere Git351. Sayı
Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.
CANLI YAYIN TAKVİMİ
ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR
“Ege’ den Türkiye’ye Uzanan Güven Yolculuğu: Biyotek Tıbbi Cihazlar”
Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Sedat Akyol: “Sağlık Kuruluşlarının Her An Yanındayız”
Sedat Akyol - Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü
Türkiye’de Medikal Sektörün Geldiği Nokta
Vefa Türksever - Tüm Medikalciler Platformu Başkanı
KÖŞE
BAŞSAĞLIĞI VE VEFA MESAJI
Mustafa DAŞCI
GÜNCEL HABERLER
SAĞLIK
Bilinçsiz yapılan egzersizler sakatlık riskini artırabiliyor
Sıcak havada yeterli sıvı tüketilmemesi, ısınma hareketlerinin ihmal edilmesi ve ağrıya rağmen egzersize devam edilmesi kas, tendon ve eklem yaralanmalarına davetiye çıkarabiliyor Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Serda Duman, spor yaparken hatalı hareketlerin sakatlığa yol açabildiğini belirtti.Hastaneden yapılan açıklamaya göre, yaz ayla…
SAĞLIK
Bakan Memişoğlu: Kuymak yiyelim, sütlaç yiyelim ama lütfen hareket edelim
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Karadeniz Bölgesi maalesef ölçümlerimizde Türkiye'nin en kilolu bölgesi durumunda. Onun için kuymak yiyelim, sütlaç yiyelim ama lütfen hareket edelim" dedi Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sabah saatlerinde kente geldi. Bakan Memişoğlu, yapımı devam eden Trabzon Şehir Hastanesi'nde incelemelerde bulundu. Bakan Memişoğ…
SAĞLIK
Covid-19 ölüm haritası çıkarıldı
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, yaklaşık 15 bin Covid-19 hastası üzerinde yaptıkları değerlendirmeyle hastalığa bağlı ölümlerin nedenlerini ortaya koyan bir "ölüm haritası" oluşturduklarını belirterek, elde edilen verilerin muhtemel yeni salgınlara karşı önemli yol gösterici olacağını söyledi Covid-19'un diğer solunum yolu virüs…
SAĞLIK
Bakan Memişoğlu'ndan Karadeniz insanına kilo uyarısı
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Karadeniz Bölgesi'nin Türkiye'nin en kilolu bölgesi durumunda olduğunu belirterek 'Onun için kuymağı yiyelim sütlacı yiyelim ama lütfen hareket edelim' dedi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Karadeniz Bölgesi'nin Türkiye'nin en kilolu bölgesi durumunda olduğunu belirterek 'Onun için kuymağı yiyelim sütlacı yiyelim ama …
DUYURULAR
SAĞLIK
Covid-19 ölüm haritası çıkarıldı
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, yaklaşık 15 bin Covid-19 hastası üzerinde yaptıkları değerlendirmeyle hastalığa bağlı ölümlerin nedenlerini ortaya koyan bir 'ölüm haritası' oluşturduklarını belirterek, elde edilen verilerin muhtemel yeni salgınlara karşı önemli yol gösterici olacağını söyledi. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, yaklaşık 15 bin Covid-19 hastası üzerinde yaptıkları değerlendirmeyle hastalığa bağlı ölümlerin nedenlerini ortaya koyan bir 'ölüm haritası' oluşturduklarını belirterek, elde edilen verilerin muhtemel yeni salgınlara karşı önemli yol gösterici olacağını söyledi.Covid-19'un diğer solunum yolu virüslerinden farklı bir mekanizmayla ölüme yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Şevket Özkaya, 'Bu kadar ölümcül bir salgında ölümler neye bağlıydı? Diğer virüslerin akciğer tutulumlarını tedavi edebilmemize rağmen Covid-19 zatürresi neden bu kadar uzun ve ölümcül oldu? Bundan sonraki bu ve buna benzer salgınlarda ne yapacağımızı öğrenmek ve ölümlere engel olmak için yaklaşık 15 bin Covid hastamızda ölüm haritasını çıkarmayı amaçladık' dedi.Covid-19'un akciğerlerde oluşturduğu hasarın diğer solunum yolu virüslerinden farklı olduğunu vurgulayan Özkaya, 'İnfluenza ve RSV gibi diğer solunum yolu virüsleri üst solunum sisteminden girdikten sonra akciğerlere yerleşerek enfeksiyon oluşturuyor. Bu enfeksiyonlara karşı uygulanan tedavilerle hastalık birkaç gün içerisinde kontrol altına alınabiliyor. Ancak Covid-19 virüsünün bambaşka bir mekanizmayla ölüme neden olduğunu bulduk. Diğer virüslerde olduğu gibi sadece enfeksiyon tablosu oluşturmuyor. Hücreye girdikten sonra gelişen sitokin fırtınası nedeniyle akciğerlerde enfeksiyondan çok tahriş edici enflamatuar hasar meydana getiriyor ve akciğerleri mekanik olarak harap ediyor. Bu nedenle enfeksiyon tedavisiyle hastalık sınırlandırılamadı, tedaviye yanıt vermedi ve hastalık uzadıkça ölüm oranları arttı' diye konuştu.Birçok hastada sitokin fırtınasının akciğerlerde ciddi fiziksel hasara yol açtığını belirten Özkaya, 'Birçok hasta, sitokin fırtınası dediğimiz kan plazmasının toksik ve tahrip edici etkisiyle akciğerlerin mekanik ve fiziksel olarak neredeyse paramparça olması sonucu 'pnömomediastinum' ve 'pnömotoraks' dediğimiz bir nevi akciğer yırtılması yaşadı. Büyük bir kısmında ise akciğer kılcal damarları enflamatuar ve kimyasal etkiyle parçalandığı için verilen oksijen kana ulaştırılamadı ve hastaları oksijen yetersizliğinden kaybettik. Kurtulan hastalarımız ise zamanında uygulanan anti-enflamatuar tedaviler sayesinde hayatta kaldı' ifadelerini kullandı.Elde edilen bulguların gelecekte yaşanabilecek benzer salgınlar açısından önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Şevket Özkaya, 'Artık bu ve buna benzer virüsleri tanıyoruz ve oluşabilecek salgınlara hazırlıklıyız' şeklinde konuştu.Kaynak: Etik Haber
GÜNDEM
D Vitamini Eksikliğinin Kadınlarda Daha Belirgin Olmasının 5 Sebebi
D vitamini, kemik sağlığını korumaktan bağışıklık sistemini güçlendirmeye kadar birçok önemli rol oynar. Kadınlar, hormonal değişiklikler ve yaşam tarzı faktörleri nedeniyle D vitamini eksikliğine daha yatkındır. Güneş ışığına yeterince maruz kalmamak ve dengeli beslenmemek, eksiklik riskini artırabilir.D vitamini; kemik ve kas sağlığının korunması, bağışıklık sisteminin düzenlenmesi ve birçok metabolik sürecin sağlıklı işlemesi açısından temel bir role sahiptir. Toplum genelinde yaygın olarak görülen D vitamini eksikliği, kadınlarda erkeklere kıyasla daha sık saptanabilmektedir. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Topçugil, bu durumun tek bir nedene bağlı olmadığını; biyolojik yapı, hormonal değişimler ve yaşam tarzı faktörlerinin birlikte etkili olduğunu vurgulamaktadır.“Kadınlarda Hormonal Yapı, D Vitamini Metabolizmasını Doğrudan Etkileyebilir.”D vitamini vücutta yalnızca kemikler üzerinde etkili değildir; hormon benzeri bir işlev görerek birçok dokuda reseptörler aracılığıyla etki gösterir. Kadınlarda östrojen hormonunun kemik metabolizması ve D vitamini kullanımı üzerinde belirgin bir rolü vardır. Özellikle hormonal dalgalanmaların yoğun yaşandığı dönemlerde, D vitamininin vücutta kullanımı ve kemik üzerindeki koruyucu etkisi değişkenlik gösterebilir. Bu durum, kadınların D vitamini eksikliğine karşı daha hassas bir biyolojik zemine sahip olmasına neden olabilir.“Güneş Işığına Yeterince Maruz Kalmamak, Eksikliğin En Temel Nedenlerinden Biridir”D vitamininin en önemli kaynağı, ciltte güneş ışınları aracılığıyla gerçekleşen sentezdir. Ancak günümüzde şehir yaşamı, kapalı alanlarda uzun süre vakit geçirilmesi ve güneşten korunma alışkanlıklarının artması, bu sentezi önemli ölçüde sınırlandırmaktadır. Kadınlarda özellikle çalışma koşulları, ev içi yaşam düzeni ve günlük rutinler nedeniyle güneş ışığından yeterince faydalanılmaması, D vitamini eksikliğinin sık görülmesine zemin hazırlayabilmektedir. “Cilt Yapısı Ve Güneşten Korunma Alışkanlıkları D Vitamini Sentezini Etkileyebilir”D vitamini sentezi ciltte gerçekleştiği için, cilt yapısı ve kullanılan güneş koruyucu ürünler de bu süreçte rol oynar. Özellikle düzenli ve yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımı, ciltte D vitamini üretimini azaltabilir. Kadınların cilt sağlığı ve yaşlanma karşıtı koruma amacıyla güneşten daha fazla kaçınması, uzun vadede D vitamini seviyelerinin düşmesine katkıda bulunabilir.“Vücut Yağ Oranı, D Vitamininin Dolaşımdaki Düzeylerini Etkileyebilir"D vitamini yağda çözünen bir vitamindir ve vücutta yağ dokusunda depolanabilir. Kadınlarda fizyolojik olarak vücut yağ oranı erkeklere göre daha yüksek olma eğilimindedir. Bu durum, alınan ya da sentezlenen D vitamininin dolaşıma daha az geçmesine ve kanda ölçülen değerlerin düşük saptanmasına neden olabilir. Bu nedenle bazı kadınlarda, yeterli alım olmasına rağmen eksiklik tablosu ortaya çıkabilmektedir.“Gebelik, Emzirme Ve Menopoz Gibi Dönemler D Vitamini İhtiyacını Artırır”Kadınların yaşam döngüsünde yer alan gebelik ve emzirme dönemleri, D vitamini gereksiniminin arttığı özel süreçlerdir. Bu dönemlerde D vitamini hem annenin kemik sağlığı hem de bebeğin iskelet gelişimi açısından önemli. Menopoz döneminde ise östrojen seviyelerinin azalmasıyla birlikte kemik kaybı riski artar ve D vitamini yetersizliği daha belirgin klinik sonuçlara yol açabilir.“Beslenme Kaynaklarının Sınırlı Olması Eksiklik Riskini Artırır”D vitamini içeren besinlerin sayısı sınırlıdır ve günlük gereksinimin büyük bir kısmı güneş ışığı yoluyla karşılanır. Beslenme düzeninde yağlı balıklar, yumurta sarısı ve D vitamini ile zenginleştirilmiş gıdaların yeterince yer almaması, kadınlarda eksiklik riskini artırabilir. Özellikle uzun süreli kısıtlayıcı diyetler ve düzensiz beslenme alışkanlıkları bu durumu daha da belirgin hale getirebilir.“Yaşam Kalitesi Artırılarak D Vitamini Depoları Desteklenebilir”D vitamini seviyelerini dengede tutmak için sadece takviye yeterli değildir.- Güneşle Doğru Temas: Haftada 2-3 kez, güneşli saatlerde, koruyucu sürmeden 15-20 dakika boyunca kolların ve bacakların güneş görmesi sentez için yeterlidir.- Beslenme Desteği: Yağlı balıklar, yumurta sarısı ve karaciğer doğal kaynaklardır; ancak unutulmamalıdır ki günlük ihtiyacın sadece %10-20’si gıdalarla karşılanabilir.- Magnezyum Takviyesi: D vitamininin vücutta aktif hale gelmesi için magnezyuma ihtiyacı vardır. Beslenmenize kuruyemiş ve yeşil yapraklı sebzeleri ekleyebilirsiniz."Kadın vücudu, yaşamın her evresinde büyük bir değişim ve direnç içindedir. Bu direnci korumanın en temel yollarından biri, hücrelerimizin kaynağı olan D vitaminini doğru seviyelerde tutmaktır.Kendi başınıza takviye kullanmak yerine, yılda en az iki kez uzman kontrolünde değerlerinizi ölçtürün." Kaynak: CNN Türk
BILIM
Zayıflama İğneleri Kullanmadan Önce Ve Sonrasında Radyolojik Değerlendirmenin Önemi
Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Ayhan Duman, son dönemde yaygınlaşan zayıflama iğnelerinin hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini belirterek, tedavi öncesinde yapılacak radyolojik değerlendirmelerin muhtemelrisklerin önceden belirlenmesine katkı sağlayabileceğini söyledi.Medical Point Gaziantep Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Ayhan Duman, özellikle safra kesesi, pankreas ve karaciğer hastalıkları bulunan bireylerde tedavi planlamasının dikkatle yapılması gerektiğini belirtti.Dr. Duman, "Zayıflama amacıyla kullanılan ilaçlar mutlaka hekim değerlendirmesi sonrasında başlanmalıdır. Bazı hastalarda mevcut ancak fark edilmeyen karaciğer yağlanması, safra kesesi taşları veya pankreasla ilgili problemler bulunabiliyor. Görüntüleme yöntemleri sayesinde bu durumlar önceden tespit edilerek daha güvenli bir tedavi planı oluşturulabilir" dedi.Hangi Radyolojik Tetkikler Öne ÇıkıyorUzm. Dr. Ayhan Duman, tedavi öncesinde hastanın klinik durumuna göre çeşitli görüntüleme yöntemlerinden yararlanılabileceğini belirterek, "Karaciğer yağlanması ve karaciğer yapısının değerlendirilmesinde ultrasonografi, Safra kesesi taşı veya safra yolları problemlerinin araştırılmasında ultrasonografi, Pankreasın ayrıntılı incelenmesi gereken durumlarda MR ve diğer ileri görüntüleme yöntemleri, Karın içi organların genel değerlendirilmesinde radyolojik incelemeler. Her hastaya aynı tetkikin yapılması gerekmese de özellikle risk faktörleri bulunan bireylerde görüntüleme yöntemleri önemli bilgiler sağlayabiliyor" ifadelerini kullandı.Safra Kesesi Ve Pankreas Sağlığına DikkatHızlı kilo kaybının bazı kişilerde safra kesesi problemlerini artırabileceğini belirten Uzm. Dr. Ayhan Duman, özellikle daha önce safra taşı öyküsü bulunan hastaların dikkatli takip edilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Duman, "Karın ağrısı, bulantı, kusma veya sindirim sistemiyle ilgili beklenmeyen şikayetler ortaya çıktığında radyolojik değerlendirme büyük önem taşıyor. Erken tanı sayesinde muhtemel komplikasyonlar daha hızlı yönetilebiliyor" şeklinde konuştu.Tedavide Kişiye Özel Yaklaşım ÖnemliObezite tedavisinin yalnızca ilaç kullanımından ibaret olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Ayhan Duman, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve uzman hekim takibinin sürecin temel unsurları olduğunu belirtti.Uzm. Dr. Ayhan Duman, "Her bireyin sağlık geçmişi farklıdır. Bu nedenle tedavi öncesinde yapılacak klinik ve radyolojik değerlendirmeler, hem tedavinin başarısını artırmak hem de muhtemel riskleri azaltmak açısından önemli bir adımdır" diye konuştu. Kaynak: İHA
YAŞAM
Modern Yaşamın Gizli Tehlikesi Tükenmişlik Sendromu: "Dinlenmek Bile Yetmiyorsa Dikkat"
Maltepe Ersoy Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uz. Dr. Levent Turhan, modern yaşamın getirdiği yoğun tempo ve iş stresinin tetiklediği tükenmişlik sendromu hakkında önemli uyarılarda bulundu. Uz. Dr. Turhan, "Dinlenmenize rağmen geçmeyen bir yorgunluk ve motivasyon kaybı yaşıyorsanız bu durum ruhsal sağlığınızı tehdit eden ciddi bir boyut kazanmış olabilir" dedi.Modern yaşamın hızla artan temposu ve sürekli ulaşılabilir olma baskısı, çalışanlar üzerinde kronik bir stres yükü oluşturmaya devam ediyor. Zamanında yönetilemeyen bu stresin bir süre sonra fiziksel, zihinsel ve duygusal kaynakların tamamen tükenmesiyle sonuçlandığını belirten Maltepe Özel Ersoy Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uz. Dr. Levent Turhan, özellikle yoğun sorumluluk taşıyan meslek gruplarını uyardı."İş Stresi İle Tükenmişliği Karıştırmayın"Her iş stresinin tükenmişlik anlamına gelmediğini vurgulayan Uz. Dr. Levent Turhan aradaki farka dikkat çekerek, "İş stresi yaşayan kişi yoğun baskı altındadır ve gergindir ama enerjisini koruyabilir. Güzel bir tatil veya dinlenme sonrasında hızla toparlanır. Ancak tükenmişlik sendromunda durum çok farklıdır. Enerji kaynakları tamamen kurumuş gibidir; kişi dinlense bile toparlanamaz, işine karşı tüm motivasyonunu ve ilgisini kaybeder. Başlangıçta sadece iş hayatını etkileyen bu kriz, zamanla aile ve sosyal yaşam kalitesini de tamamen yerle bir edebilir" şeklinde konuştu."Belirtiler Sinsice Ve Yavaş Yavaş Gelişiyor"Tükenmişliğin bir anda ortaya çıkmadığını; belirtilerin zamana yayılarak sinsice ilerlediğini ifade eden Turhan, muhtemel sinyalleri ise şu şekilde aktardı:"Fiziksel olarak sürekli yorgunluk, sabahları hiç uyumamış gibi uyanma, geçmeyen baş ve kas ağrıları ile sık hastalanma en belirgin işaretlerdir. Duygusal boyutta ise yoğun bir umutsuzluk, öfke, tahammülsüzlük ve içe dönük bir boşluk hissi baş gösterir. Kişi zihinsel olarak dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve karar vermede güçlük yaşarken; davranışsal olarak da işe gitmek istememe, sosyal çevreden kaçma, işleri sürekli erteleme ve alkol-sigara kullanımında artış gibi eğilimler sergiler.""Mükemmeliyetçiler Ve Bazı Meslek Grupları Açık Hedef"Tükenmişlik sendromunun herkesi etkileyebileceğini ancak özellikle bazı gruplarda riskin çok daha yüksek olduğunu aktaran Turhan, "Özellikle insanla doğrudan temas kuran ve yüksek sorumluluk gerektiren mesleklerden hekimler, hemşireler, öğretmenler, yöneticiler, avukatlar, bankacılar ve çağrı merkezi çalışanları risk altındadır. Bunun yanı sıra evde bakım veren aile bireyleri ile yapısal olarak mükemmeliyetçi kişilik özelliğine sahip bireyler bu sendroma çok daha yatkındır. İş süreçlerinde kontrol eksikliği, takdir edilmeme ve iş-özel hayat dengesinin bozulması süreci hızlandıran temel nedenlerdir" ifadelerini kullandı."Tükenmişlik Doğrudan Depresyon Değildir Ama Zemin Hazırlar"Tükenmişlik sendromunun depresyonla karıştırılmaması gerektiğinin altını çizen Uz. Dr. Levent Turhan, şu ifadelere yer verdi:"Tükenmişlik doğrudan depresyon demek değildir, daha çok işle ilişkili kronik stresin bir sonucudur. Ancak çok uzun süre müdahale edilmeden devam eden tükenmişlik vakaları, bir süre sonra kişide klinik depresyon ve anksiyete bozukluğu gelişimine ciddi şekilde zemin hazırlar. Bu nedenle iki tablonun uzman tarafından doğru ayrıştırılması ve tedavi planının geciktirilmeden yapılması gerekir.""Tedavide İlk Adım Sınırlar Koymak Ve Profesyonel Destek"Son olarak rahatsızlığın çözüm yollarına değinen Uz. Dr. Turhan, şu ifadelere yer verdi:"Tedavide ilk adım tükenmişliğe yol açan kök stres kaynaklarını net bir şekilde belirlemektir. Psikoterapi süreci bu aşamada çok değerlidir; kişi stres yönetimini, hayır diyebilmeyi ve sağlıklı sınırlar koymayı öğrenir. Yaşam tarzında yapılacak düzenli uyku, egzersiz, sosyal destek ve hobilere zaman ayırma gibi hamleler toparlanmayı hızlandırır. Eğer tabloya depresyon veya yoğun kaygı eşlik ediyorsa, psikiyatri uzmanı kontrolünde ilaç tedavisi planlanmalıdır. Haftalarca süren bir yorgunluk, iş performansında belirgin düşüş ve sürekli mutsuzluk varsa vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır." Kaynak:İHA
GENEL
Her Lenf Bezi Büyümesi Kanser Değildir, Ancak İhmal Edilmemelidir
Medicana Bursa Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy: "Uzun süren ve büyüyen lenf bezleri mutlaka değerlendirilmelidir."Lenf bezlerinde ortaya çıkan büyümeler toplumda sıklıkla endişeye neden oluyor. Ancak her lenf bezi büyümesinin kanser anlamına gelmediğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, özellikle uzun süren ve giderek büyüyen bezelerin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekti.Lenfomaların, bağışıklık sisteminin önemli bir parçasını oluşturan lenf bezleri ve lenf dokusundan kaynaklanan kanserler olduğunu ifade eden Dr. Durusoy, hastalığın Hodgkin lenfoma ve Hodgkin dışı lenfomalar olmak üzere iki ana grupta incelendiğini söyledi.Ağrısız Ve Büyüyen Lenf Bezlerine DikkatLenf bezlerinin boyun, koltuk altı, kasık, göğüs içi ve karın bölgesinde bulunduğunu belirten Dr. Durusoy, "Lenfoma bazı hastalarda boyunda veya koltuk altında fark edilen bir beze büyümesiyle ortaya çıkarken, bazı hastalarda karın ağrısı, öksürük, nefes darlığı, dalak büyümesi ya da görüntüleme yöntemleri sırasında tesadüfen görülen belirtilerle karşımıza çıkabiliyor" dedi.Ağrısız ve giderek büyüyen lenf bezlerinin önemli bir uyarı işareti olabileceğini vurgulayan Dr. Durusoy, şu bilgileri verdi:"Gece terlemesi, nedeni açıklanamayan ateş, istemsiz kilo kaybı, yaygın kaşıntı, halsizlik ve karında dolgunluk hissi gibi belirtiler de lenfoma açısından dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle gece çamaşır değiştirecek kadar yoğun terleme, son altı ay içinde belirgin kilo kaybı ve nedeni açıklanamayan ateş, bizim için önemli sistemik belirtilerdir."Her Beze Lenfoma DeğildirLenf bezi büyümelerinin çoğu zaman enfeksiyonlar ve iyi huylu nedenlerden kaynaklanabileceğini ifade eden Dr. Durusoy, "Diş enfeksiyonları, boğaz enfeksiyonları, cilt hastalıkları ve birçok farklı durum lenf bezlerinde büyümeye neden olabilir. Ancak 2-3 haftadan uzun süren, sert, ağrısız, giderek büyüyen veya birden fazla bölgede görülen lenf bezleri mutlaka uzman değerlendirmesinden geçmelidir" diye konuştu.Tanı netleşmeden bilinçsiz antibiyotik veya kortizon kullanımının doğru olmadığını belirten Dr. Durusoy, özellikle kortizon tedavisinin biyopsi sonuçlarını etkileyerek tanıyı zorlaştırabileceğini söyledi.Tanıda Biyopsi Ve PET-BT Büyük Önem TaşıyorLenfoma tanısında en önemli basamağın patolojik inceleme olduğunu vurgulayan Dr. Durusoy, "Lenfomalar tek bir hastalık değildir. Çok sayıda alt tipi bulunur ve her alt tipin tedavisi farklıdır. Bu nedenle mümkün olduğunca yeterli doku örneği sağlayan uygun biyopsi yöntemleri tercih edilmelidir. Patoloji raporunda lenfomanın alt tipinin doğru belirlenmesi tedavi planlamasının temelini oluşturur" dedi.Tanı sonrasında hastalığın yaygınlığının PET-BT ile değerlendirildiğini belirten Dr. Durusoy, bu yöntemin hem evreleme hem de tedaviye verilen yanıtın izlenmesinde önemli bilgiler sağladığını ifade etti.Tedavi Kişiye Özel PlanlanıyorLenfoma tedavisinin hastalığın alt tipine, evresine ve hastanın genel durumuna göre değişiklik gösterdiğini belirten Dr. Durusoy, "Bazı yavaş seyirli lenfomalarda yakın takip yeterli olabilirken, daha agresif tiplerde kemoterapi, immünoterapi, hedefe yönelik tedaviler, radyoterapi, kök hücre nakli ve uygun hastalarda CAR-T hücre tedavileri uygulanabilmektedir. Bu nedenle tedavi süreci mutlaka hematoloji uzmanı tarafından kişiye özel olarak planlanmalıdır" dedi.Erken tanının önemine dikkat çeken Dr. Durusoy, "Uzun süren veya giderek büyüyen lenf bezi, açıklanamayan ateş, gece terlemesi, kilo kaybı ya da şüpheli görüntüleme belirtileri bulunan kişilerin gecikmeden hematoloji uzmanına başvurması büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. Kaynak:İHA
YAŞAM
Uzmanından Uyarı: "Menopoz Dönemindeki Karın Ağrısını Hafife Almayın"
Östrojen düzeylerindeki değişim, yaş alma ve kilo artışının safra taşı oluşumunu etkileyebileceğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Özerhan, özellikle sağ üst karın bölgesinde hissedilen ağrı, hazımsızlık ve şişkinliğin safra kesesi hastalıklarının habercisi olabileceğine dikkati çekti.Menopozla birlikte kadınların vücudunda önemli hormonal ve metabolik değişiklikler yaşandığını belirten Medicana International Ankara Hastanesi Menopoz Wellness Komitesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Özerhan, bu süreçte ortaya çıkan bazı yakınmaların doğal menopoz belirtileri olarak değerlendirilmesinin altta yatan cerrahi hastalıkların tanısında gecikmeye neden olabileceğini ifade etti. Menopoz döneminde metabolizmanın yavaşlaması, kilo alımı ve hormonal değişikliklerin safra kesesi fonksiyonlarını etkileyebildiğini belirten Özerhan, "Safra kesesinde taş oluşumu kadınlarda daha sık görülmektedir. Menopoz döneminde yaşın ilerlemesi, kilo artışı ve metabolik değişikliklerin de eklenmesiyle birlikte risk daha da artabilmektedir. Bu nedenle özellikle yemeklerden sonra ortaya çıkan karın ağrıları, mide rahatsızlığı ya da şişkinlik gibi şikâyetler sadece menopozun bir parçası olarak değerlendirilmemelidir" dedi.Safra Taşı Sessiz İlerleyebilirSafra taşlarının uzun süre belirti vermeden ilerleyebileceğini ifade eden Özerhan, belirtiler ortaya çıktığında erken değerlendirme yapılmasının önem taşıdığını vurgulayarak, "Göğüs altına veya sağ kürek kemiğine vuran ağrı, bulantı, kusma, hazımsızlık ve özellikle yağlı yemeklerden sonra gelişen şikayetler safra kesesi hastalıklarını düşündürebilir. Erken dönemde yapılacak muayene ve ultrasonografi gibi basit görüntüleme yöntemleri sayesinde tanı kolaylıkla konulabilmektedir. Gecikmiş vakalarda ise safra kesesi iltihabı, safra yollarında tıkanıklık ya da pankreatit gibi daha ciddi tablolar gelişebilir" ifadelerine yer verdi.Her Karın Ağrısı Hormonal Değişikliklere BağlanmamalıMenopozun yalnızca hormonal değil, genel sağlık açısından da dikkatle takip edilmesi gereken bir dönem olduğunu aktaran Özerhan, bu süreçte kadınların düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğinin altını çizdi. Özerhan, sözlerini şöyle sürdürdü:"Menopoz döneminde ortaya çıkan her karın ağrısını hormonal değişikliklere bağlamak doğru değildir. Ağrının yeri, süresi ve eşlik eden belirtiler mutlaka değerlendirilmelidir. Erken tanı sayesinde birçok safra kesesi hastalığı, cerrahi yöntemlerle başarılı ve konforlu bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle uzun süren veya tekrarlayan karın ağrılarında genel cerrahi değerlendirmesi ihmal edilmemelidir."Vücudun Sinyalleri Doğru DeğerlendirilmeliSağlıklı beslenme ve ideal kilonun korunmasının safra kesesi hastalıkları açısından koruyucu etkiye sahip olduğunu belirten Özerhan, şu ifadeleri kullandı:"Menopoz döneminde dengeli beslenmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, ideal vücut ağırlığını korumak ve rutin sağlık kontrollerini aksatmamak hem safra kesesi hastalıkları hem de birçok kronik hastalığın önlenmesine katkı sağlar. Vücudun verdiği sinyalleri doğru değerlendirmek ve gerekli durumlarda uzman görüşü almak, sağlıklı bir menopoz süreci geçirmenin en önemli adımlarından biridir." Kaynak: İHA
GÜNDEM
Dünyanın Önde Gelen Diyabet Araştırmacılarından Prof. Muhammad A. Abdul-Ghani, Atlas Üniversitesi’nde
Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “Building an International Translational Research Ecosystem and Recent Advances in Treatment of Diabetes” başlıklı etkinlikte, dünyanın önde gelen diyabet araştırmacılarından Prof. Muhammad A. Abdul-Ghani, son günlerde gündemde olan GLP-1 temelli tedavilerle ilgili bilgiler verdi. Ulusal ve uluslararası katılımlı etkinlikte; diyabet tedavisindeki güncel gelişmeler, erken metabolik hastalıklar için biyobelirteç geliştirme çalışmaları ve translasyonel araştırmaların uluslararası boyutu ele alındı. Etkinlik kapsamında katılımcılar IRIS Kinetik Laboratuvarı'nı da ziyaret ederek araştırma altyapısını yakından inceleme fırsatı buldu.Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen "Building an International Translational Research Ecosystem and Recent Advances in Treatment of Diabetes" etkinliği, 21 Temmuz 2026 tarihinde Vadi Kampüs’te gerçekleştirildi. Prof. Muhammad A. Abdul-Ghani GLP-1 temelli tedavileri anlattı Dünyanın önde gelen diyabet araştırmacılarından biri olan ve ABD San Antonio'daki Teksas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Merkezi – UT Health Diyabet Bölümü’nden Prof. Muhammad A. Abdul-Ghani, diyabet tedavisindeki son gelişmeleri anlattı.Prof. Abdul-Ghani, "GLP-1 Based Therapeutics: A New Era in Diabetes Management - GLP-1 Temelli Tedaviler: Diyabet Yönetiminde Yeni Bir Çağ” başlıklı sunumunda, GLP-1 temelli tedavilerin diyabet yönetimindeki yeri, klinik uygulamalardaki güncel gelişmeler ve geleceğe yönelik tedavi yaklaşımlarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Diyabetle mücadelenin yol haritasının diyabetin önlenmesi ve diyabet hastalığının doğru yönetimi olmak üzere iki önemli ayağı olduğunu belirten Prof. Abdul-Ghani, diyabetle mücadelede en etkili stratejinin diyabetin önlenmesi olduğunun altını çizdi. Prof. Abdul-Ghani, risk altındaki kişilerin doğru tanımlanması ve obeziteyle mücadelenin diyabetle mücadelede önemini de vurguladı.Erken metabolik hastalıklar için biyobelirteç geliştirme çalışmaları paylaşıldı Program kapsamında Atlas Üniversitesi Global Education and Innovation Leader Prof. Dr. Neşe Lortlar Ünlü ise "Precision Biomarker Development for Early Metabolic Disease - Erken Metabolik Hastalıklar için Hassas Biyobelirteç Geliştirme" başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Sunumda, erken metabolik hastalıkların tanısında kullanılabilecek hassas biyobelirteçlerin geliştirilmesine yönelik güncel araştırmalar ve bu çalışmaların kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarına sağlayacağı katkılar ele alındı.Diyabet tedavisindeki güncel yaklaşımlar değerlendirildi Ulusal ve uluslararası katılımla gerçekleşen ve Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve IRIS Kinetik Laboratuvarı Direktörü Prof. Dr. Zeynep Güneş Özünal’ın kısa açılış konuşmasıyla başlayan etkinliğe akademisyenler, araştırmacılar, uluslararası stajyerler ve öğrenciler yoğun ilgi gösterdi. Atlas Üniversitesi Hastanesi DIMER Diyabet ve Obezite Merkezi Direktörü Prof. Dr. Mustafa Kanat’ın düzenlenmesine katkı sağladığı etkinliğe; Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Sınağ, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Merih Çetinkaya, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Hüseyin Balık da katıldı.Hibrit şekilde gerçekleşen etkinlikte, translasyonel araştırmaların uluslararası ölçekte geliştirilmesine yönelik yaklaşımlar ile diyabet tedavisindeki son bilimsel gelişmeler ele alındı. Prof. Dr. Selim Ünlü de Çevrimiçi KatıldıAtlas Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyesi, ABD Boston Üniversitesi’nde akademik ve bilimsel çalışmalar yürüten Prof. Dr. Selim Ünlü de çevrimiçi katıldığı etkinlikte optik biyosensör teknolojileri ve IRIS Kinetik kapsamında bilgiler vererek katılımcıların sorularını yanıtladı.IRIS Kinetik Laboratuvarı Ziyaret Edildi Etkinliğin sonunda düzenlenen IRIS Laboratory Tour kapsamında katılımcılar, Atlas Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren IRIS Kinetik Laboratuvarını ziyaret etti. Laboratuvarın araştırma altyapısı, ileri teknoloji cihazları ve yürütülen bilimsel projeler hakkında bilgi alan katılımcılar, translasyonel araştırmaların uygulama süreçlerini yakından inceleme fırsatı buldu. Gezi sırasında farmakogenetik çalışmalar hakkında da bilgi verildi.Etkinlik, uluslararası iş birliklerinin geliştirilmesi, diyabet araştırmalarındaki güncel bilimsel gelişmelerin paylaşılması ve translasyonel tıp alanındaki araştırma kapasitesinin güçlendirilmesine katkı sağlaması açısından önemli bir buluşma olarak değerlendirildi.
SAĞLIK
İstanbul'da bu yıl 130 milyon muayene gerçekleştirildi
İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, 2026 yılının ilk 6 ayında 130 milyon muayene yapıldığını belirterek, bunların yüzde 88'inin kamu hastaneleri tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı. Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde 2002 yılından itibaren hayata geçirilen sağlıkta dönüşüm sürecinin Türkiye'de sağlık hizmetlerini farklı noktaya taşıdığını söyledi.İstanbul'un dünyanın dört bir yanından hastalara sağlık hizmeti sunduğunu belirten Güner,estetikveplastikcerrahinin yanı sıra genel cerrahi, ortopedi ve onkoloji gibi birçok branşta yabancı hastaların İstanbul'u tercih ettiğini dile getirdi.Güner, Türkiye'de Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu'nun ortaya koyduğu "Koruyan, Üreten ve Geliştiren Sağlık Modeli" doğrultusunda hizmet sunduklarını, önceliği koruyucu sağlık hizmetlerine verdiklerini vurguladı.Vatandaşların sağlığını kaybetmeden önceailehekimlikleri ve Sağlıklı Hayat Merkezleri aracılığıyla koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanmasını amaçladıklarını aktaran Güner, hastalık durumunda ise güçlü 112 altyapısı ve hastaneler aracılığıyla hızlı şekilde sağlık hizmeti sunduklarını ifade etti.Güner, birinci basamak sağlık hizmetlerinin etkin kullanımının önemine işaret ederek, aile hekimliklerinden başlayarakeğitimvearaştırmahastaneleri, şehir hastaneleri ve üniversite hastanelerine uzanan güçlü bir sağlık sistemi oluşturduklarını belirtti.Doç. Dr. Güner, Türkiye'de herkesin ücretsiz şekilde en üst düzey sağlık hizmetine ulaşabildiğini belirterek, bunun her geçen yıl gelişerek devam ettiğini kaydetti.Geçen yıl İstanbul'da yaklaşık 210 milyon muayene yapıldığı bilgisini veren Güner, "2026 yılının ilk 6 ayında biz 130 milyon muayene yapmış durumdayız. 130 milyon muayenenin yüzde 88'i kamu hastaneleri tarafından gerçekleştirildi. Bu aslında güçlü sağlık modelimizin bir tezahürü. Ancak vatandaşlarımızın doğru hekime doğru zamanda ulaşabilmesi için birinci basamağı daha aktif kullanmamız gerekiyor." dedi.Güner, İstanbul'da vatandaşların ortalama 7 dakikalık yürüme mesafesinde aile sağlığı merkezine ulaşabildiğini anlatarak, kentteki aile sağlığı merkezi sayısının 1120'ye ulaştığını, yıl sonuna kadar bu sayıyı 1200'e çıkarmayı hedeflediklerini bildirdi.Bir aile hekiminin hizmet verdiği ortalama nüfusun 4 binlerden 2 bin 900 seviyesine düştüğünü aktaran Güner, hedeflerinin bu rakamı 2 bin 500'ün altına indirmek olduğunu kaydetti.Güner, Sağlıklı Hayat Merkezlerinin de koruyucu sağlık hizmetlerinde önemli rol üstlendiğini, bu merkezlerde psikolog, aile danışmanı, çocuk gelişimci ve çeşitli sağlık profesyonellerinin görev yaptığını aktardı.Pandemi döneminde ertelenen ameliyatların büyük bölümünün tamamlandığını dile getiren Güner, devlet hastaneleri ile şehir hastaneleri arasındaki koordinasyon sayesinde ameliyat bekleme sürelerinin önemli ölçüde azaldığını söyledi.Güner, 2025 yılında İstanbul'da 2 milyon 700 bin ameliyat gerçekleştirildiğini hatırlatarak, "2026 ilk 6 ayında 1 milyon 630 bin ameliyat yapmış durumdayız. Çok yüksek rakamlar bunlar. Bunların çoğu ABC grubu ameliyatlar. Biz 2 saniyede bir İstanbul'da ameliyat yapıyoruz. Yani nefesimizi alıp verdiğimiz durumda bile belki bir ameliyat gerçekleşmiş oluyor." diye konuştu.İstanbul'da 127 bin kamu sağlık personeliyle hizmet verildiğini belirten Güner, sağlık hizmetlerinde kaliteden ödün vermeden çalıştıklarını ifade etti.Güner, yurt içinden olduğu kadar dünyanın birçok ülkesinden hastaların da İstanbul'a tedavi olmak için geldiğini, bunun sağlık hizmetlerinin başarısını gösterdiğini belirtti.Radyolojik görüntüleme hizmetlerinde de yüksek kapasiteyle çalıştıklarını aktaran Güner, yılın ilk 6 ayında yaklaşık 21 milyon görüntüleme gerçekleştirildiğini bildirdi.Doç. Dr. Güner, vatandaşların ihtiyaç duyduğu her alanda güçlü sağlık sistemiyle hizmet vermeye devam edeceklerini söyleyerek, "Vatandaşımızın neye ihtiyacı olursa olsun, hangi sağlık problemiyle ilgili ihtiyacı olursa olsun güçlü sağlık sistemimizle onlara cevap vermeye, 7 gün 24 saat mesai kavramı olmaksızın, bayram seyran dinlemeksizin hizmet vermeye devam edeceğiz. Dünyanın sağlık başkentinde şükür olsun sağlık emin ellerde." ifadelerini kullandı.Kaynak: TRT Haber
SAĞLIK
Aşırı sıcaklarda beyin kanaması riski artıyor
Sıcak hava dalgasının olumsuz etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Orhan Şen, yüksek tansiyon ve kalp hastalarını uyardı. Özellikle 11.00-16.00 arasında güneş altında kalmamak önemli. Etkisini her geçen gün artıran sıcak hava dalgasının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeken Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, özellikle yüksek tansiyon ve kalp hastalarının aşırı sıcaklarda daha dikkatli olması gerektiğini belirterek beyin kanaması riskine karşı uyardı.Tüm dünyayı etkisi altına alan sıcak hava dalgası, insan sağlığını da olumsuz etkiliyor. Özellikle öğlen 11.00-16.00 arasında güneş altında kalanlar, daha fazla risk taşıyor. Aşırı sıcakların doğrudan beyin kanamasına neden olmuyor ancak özellikle yüksek tansiyon, kalp ve böbrek hastalarında ciddi risk oluşturuyor."Sıcak hava tek başına beyin kanaması yapmaz"Konuyla ilgili Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, açıklamalarda bulundu.Prof. Dr. Orhan Şen, sıcak havanın tek başına beyin kanamasına neden olmadığını ifade ederek, "Sıcak havada beyin kanaması geçirenler genellikle yüksek tansiyon, kalp hastalığı bulunan, idrar söktürücü ilaç kullanan ve yeterli sıvı almayan kişilerdir. Susuzluk nedeniyle kanın yoğunluğu artar. Bu durum beyin damarlarında tıkanıklığa, felce ve tansiyonun ani yükselmesine bağlı olarak beyin kanamasına neden olabilir" dedi."11.00-16.00 saatleri arasında güneşte kalmayın"Özellikle güneş ışınlarının en etkili olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini vurgulayan Şen, "Mecbur kalmadıkça 11.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşte bulunulmamalı. Dışarıda çalışmak zorunda olanlar ise şapka, şemsiye ve koruyucu giysiler kullanmalı. En önemlisi ise bol su tüketilmeli. Aşırı terlemeyle birlikte sıvı kaybı arttığında kan yoğunlaşır ve bu durum beyin ile kalp üzerinde ciddi yük oluşturabilir" diye konuştu."Güneş altında uzun süre kalmayın"Yüksek tansiyon hastaları, kan sulandırıcı kullananlar, ileri derecede böbrek hastalığı bulunanlar ve daha önce beyin anevrizması tanısı alan kişilerin çok daha dikkatli olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Şen, bu kişilerin güneş altında uzun süre kalmaması ve ilaçlarını düzenli kullanmasının hayati önem taşıdığını kaydetti."Erken müdahale önemli"Beyin kanaması ve felcin erken belirtilerine de değinen Şen, "Konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güç kaybı, dengesizlik, yürümede sendeleme, uykuya eğilim ve kişinin uyarılara geç yanıt vermesi gibi belirtiler varsa zaman kaybetmeden en yakın acil servise başvurulmalıdır. Erken müdahale, kalıcı hasarın önlenmesi açısından büyük önem taşır" ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Orhan Şen, sıcak havalarda alınacak basit önlemlerin ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebileceğini belirterek, özellikle kronik hastalığı bulunan vatandaşların sıcak hava uyarılarını dikkate alması gerektiğini sözlerine ekledi.Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.