Bizi Takip Edin

Araştırma: D Vitamini Düzeyi Ameliyat Sonrası İyileşmeyi Etkileyebilir Mi?

Araştırma: D Vitamini Düzeyi Ameliyat Sonrası İyileşmeyi Etkileyebilir Mi?

Habere Git

Ankara’ya Kanserde Erken Teşhis Tırı Kazandırılıyor

Kanserle mücadelede erken teşhis ve tarama hizmetlerinin güçlendirilmesine yönelik “Kanser Erken Teşhis Tırı Bağış Protokolü” Vali Yakup Canbolat’ın huzurunda, İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Ali Niyazi Kurtcebe ve TR İNVEST Gayrimenkul İnşaat Yatırım Danışmanlık Enerji A.Ş. adına hayırsever Cengiz Gökay tarafından imzalandı.

Habere Git

Çorum Fizik Tedavi Hastanesi Bakanlığın Yatırım Programına Alındı

Ankara İskilipliler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Daşcı'nın, Çorum'un fizik tedavi ve rehabilitasyon alanındaki ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Sağlık Bakanlığına yaptığı kapsamlı resmi başvuru önemli bir aşamaya ulaştı. Sağlık Bakanlığı, "Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi Hastanesi Ek Bina Yatırımı"nı 2027 yılı yatırım programına alınmak üzere Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına sundu.

Habere Git

Sağlık Gündeminde Markanıza Yer Açın!

Basın bültenlerinizi, firma haberlerinizi, ürün lansmanlarınızı ve röportaj taleplerinizi bize iletin; Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi’nde yayınlayalım.

Habere Git
SAYI: 351 | TEMMUZ 2026

351. Sayı

Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.

Dijital Okuma
PDF İndirme Seçeneği
İnteraktif Flipbook
351. Sayı

CANLI YAYIN TAKVİMİ

TÜMÜNÜ GÖR >
05
Kas
Prş
09:00 CANLI

3. Ulusal Biyomedikal Kongresi 5–8 Kasım 2026 tarihlerinde, Antalya'da Kremlin Palace Otel'de

İZLE
01
Nis
Prş
10:00 CANLI

OHSAD Kurultayı – Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantıları

Prof. Dr. Kemal Memişoğlu - T.C. Sağlık Bakan
İZLE
15
Nis
Prş
10:00 CANLI

Tüyap Expomed Eurasia İstanbul Medikal Fuarı

İZLE

ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR

TÜMÜNÜ GÖR >
Hijyentek: Yerli Üretim Gücüyle Türkiye’nin Medikal Gururu
RÖPORTAJ

Hijyentek: Yerli Üretim Gücüyle Türkiye’nin Medikal Gururu

10 Eylül 2026 74
Kurtuba Medikal: Sabırla, Emekle, Yerli Üretimin İzinde
RÖPORTAJ

Kurtuba Medikal: Sabırla, Emekle, Yerli Üretimin İzinde

10 Eylül 2026 67
Kuzey Dora Medikal Anahtar Teslimden Satış Sonrasına Kadar Tüm Süreçlerde Hizmet Sunuyor
RÖPORTAJ

Kuzey Dora Medikal Anahtar Teslimden Satış Sonrasına Kadar Tüm Süreçlerde Hizmet Sunuyor

10 Eylül 2026 66
SAĞLIK SİSTEMİNİ HASTALIK ÜZERİNE DEĞİL, SAĞLIKLI İNSAN ÜZERİNE KURMALIYIZ
KÖŞE YAZISI

SAĞLIK SİSTEMİNİ HASTALIK ÜZERİNE DEĞİL, SAĞLIKLI İNSAN ÜZERİNE KURMALIYIZ

Mustafa DAŞCI

15 Eylül 2026 11

GÜNCEL HABERLER

TÜMÜNÜ GÖR >
DEHB’ye İlişkin İpucu Gözlerde Olabilir BILIM
BILIM

DEHB’ye İlişkin İpucu Gözlerde Olabilir

Scientific Reports dergisinde yayımlanan küçük ölçekli çalışmada, DEHB’li çocukların göz bebeği tepkilerinin aynı görev tekrarlandığında kontrol grubuna göre daha değişken olabileceği görüldü.Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda (DEHB) dikkat süreçlerindeki değişimlerin göz bebeği hareketlerine yansıyabileceğine ilişkin yeni bulgular eld…

16 Eylül 2026 4
Grip Aşıları Eczanelere Gelmeye Başladı GÜNDEM
GÜNDEM

Grip Aşıları Eczanelere Gelmeye Başladı

Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS), grip aşılarının eczanelere ulaşmaya başladığını açıkladı. TEİS Genel Başkanı Ecz. Nurten Saydan, Türkiye’de grip aşısı için en uygun dönemin ekim-kasım ayları olduğunu belirterek, aşının soğuk zincir koşullarında taşınması gerektiğini hatırlattı.Sonbaharın gelişiyle birlikte grip aşıları eczanelere gelmeye b…

16 Eylül 2026 1
Araştırma: D Vitamini Düzeyi Ameliyat Sonrası İyileşmeyi Etkileyebilir Mi? BILIM
BILIM

Araştırma: D Vitamini Düzeyi Ameliyat Sonrası İyileşmeyi Etkileyebilir Mi?

Yeni bir araştırma, D vitamini eksikliğinin cerrahi operasyonlar sonrasındaki iyileşme sürecini daha ağrılı hale getirdiğini gösterdi.Uluslararası yeni bir araştırmada, meme kanseri ameliyatı geçiren 184 kadın hastanın operasyon ve iyileşme süreçleri takip edildi. Yapılan analizlerde, vücudundaki D vitamini seviyesi düşük olan bireylerin, ame…

16 Eylül 2026 6
Sinop’ta prostat kanserinde erken teşhisin önemi anlatıldı SAĞLIK
SAĞLIK

Sinop’ta prostat kanserinde erken teşhisin önemi anlatıldı

Sinop’un Erfelek ilçesinde 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü kapsamında hastalar, hasta yakınları ve sağlık çalışanlarına yönelik bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi.Erfelek Şehit Dr. Mehmet Turan Yazlak İlçe Devlet Hastanesi’nde düzenlenen etkinlikte, prostat kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekildi.Hastanenin eğitim hemşires…

16 Eylül 2026 3
 
Kalp sağlığı için tam tahıllı gıdalar tüketilmeli: Uzmanlar ne öneriyor? SAĞLIK
SAĞLIK

Kalp sağlığı için tam tahıllı gıdalar tüketilmeli: Uzmanlar ne öneriyor?

Avrupa Kalp Dergisi'nde yayımlanan kapsamlı bir araştırmaya göre, günde yaklaşık 90 gram (üç porsiyon) tam tahıl tüketmek kalp ve metabolizma sağlığını olumlu yönde destekliyor. Günlük tüketimin dört ila altı porsiyona çıkarılmasının ise çok daha güçlü faydalar sağladığı belirtiliyor. Günde 3 ila 6 porsiyon tam tahıl tüketen bireylerde toplam kolesterol, kötü kolesterol (LDL), kan basıncı, vücut ağırlığı ve bel çevresi gibi kardiyovasküler hastalık riskini artıran yaklaşık bir düzine sağlık göstergesinde hafif ama anlamlı iyileşmeler görüldü.Uzmanlar, tek başına diyete tam tahıllı ürünler eklemenin yeterli olmadığını vurguluyor.Örneğin beyaz un yerine tam tahıllı unla yapılan hamur işleri tercih edilmeli; ancak karbonhidrat miktarını artırarak kilo alımına yol açmamak için dengeli bir beslenme düzeni gözetilmelidir.Yulaf ezmesi, esmer pirinç, tambuğdayekmeği, farro, patlamışmısırve kinoa gibi tam tahıllı gıdalar, lif ve besin öğelerini barındıran doğal kısımlarını korurken; beyaz pirinç ve beyaz unlu gıdalar işlenme sürecinde bu faydalı kısımlarından arındırılıyor."Çok tahıllı" veya "tam tahıllı ile yapılmış" etiketine sahip koyu renkli ekmeklerin çoğunlukla rafine un içerebileceğine dikkat çekiliyor.Bu nedenle ambalajların arkasındaki içindekiler listesinin kontrol edilmesi ve ilk malzemenin mutlaka tam tahıl olması gerektiği ifade ediliyor.Kaynak: TRT Haber

16 Eylül 2026 4
Bitlis'te doğumsal kalp rahatsızlığı olan 1 günlük bebek helikopter ambulansla Van'a sevk edildi SAĞLIK
SAĞLIK

Bitlis'te doğumsal kalp rahatsızlığı olan 1 günlük bebek helikopter ambulansla Van'a sevk edildi

Bitlis'te dünyaya gelen ve doğumsal kalp rahatsızlığı tespit edilen 1 günlük bebek, ileri tetkik ve tedavi için helikopter ambulansla Van'a sevk edildi. Bebeğin güvenle ulaştırılması ailesine umut oldu. Bitlis'te dünyaya gelen henüz 1 günlük bebek, doğumsal kalp rahatsızlığı nedeniyle ileri tetkik ve tedavi için helikopter ambulanslaVan'a sevk edildi.Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesi'nde yapılan değerlendirmelerin ardından, ileri düzey sağlık hizmetine ihtiyaç duyduğu belirlenen bebek için hava ambulansı talep edildi. Minik hasta, sağlık ekiplerinin koordinasyonunda helikopter ambulansla Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne nakledildi. Sağlık ekiplerinin özverili çalışmasıyla gerçekleştirilen sevk sırasında bebeğin sağlık durumu yakından takip edilirken, minik hasta ileri tetkik ve tedavisi için Van'daki sağlık ekiplerine teslim edildi.Öte yandan, henüz 1 günlük olan bebeğin sağlık kuruluşuna güvenli şekilde ulaştırılması ailesine de umut oldu.

15 Eylül 2026 4
HEKİMSEN’in öncelikli hedefi Hekimlik Meslek Kanunu SAĞLIK
SAĞLIK

HEKİMSEN’in öncelikli hedefi Hekimlik Meslek Kanunu

HEKİMSEN’de seçim sürecinin tamamlanmasının ardından Genel Başkan Uzm. Dr. Adil Kurban, mazbatasını alarak yeni görev dönemine resmen başladı. Hekimlik Meslek Kanunu’nun hayata geçirilmesini öncelikli gündem olarak belirleyen HEKİMSEN, tıp eğitimi, özlük hakları, sağlıkta şiddet ve malpraktis gibi temel meselelerde çözüm odaklı modeller geliştirecek.Genel Başkan Uzm. Dr. Adil Kurban başkanlığındaki yönetim, mazbatasını teslim alarak hekimlerin iradesini temsil etme ve önümüzdeki dönemde yeni hedefleri hayata geçirme sorumluluğuyla göreve başladı. Adil Kurban, yaptığı açıklamada, "Bizim için bu mazbata yalnızca bir seçimin sonucu değil; hekimlerimizin iradesini temsil etmenin ve önümüzdeki dönemde çok daha büyük hedefleri hayata geçirmenin sorumluluğudur. Yeni dönemin en önemli gündemlerinden biri, uzun süredir üzerinde çalıştığımız Hekimlik Meslek Kanunu’nun hayata geçirilmesi olacaktır. Türkiye’de hekimliğin; mesleki bağımsızlık, hak, yetki ve sorumluluklar, hukuki güvence, malpraktis, sağlıkta şiddet ve çalışma şartları başta olmak üzere temel meselelerinin bütüncül bir hukuki zemine kavuşturulması gerektiğine inanıyoruz. Hekimlik Meslek Kanunu’nu yalnızca bir mevzuat çalışması olarak görmüyoruz. Bu düzenlemeyi, Türkiye’de hekimliğin gelecek kuşaklara bırakılacak mesleki güvencesi olarak değerlendiriyoruz" dedi."HEKİMSEN’in yeni dönem vizyonu nettir"Kurban açıklamasına, şöyle devam etti:"Yeni dönemde bunun yanında tıp eğitimi, üniversite ve aile hekimliği, intörn ve asistan hekimlerin geleceği, özlük hakları, akademik gelişim, dijital sağlık ve yapay zeka gibi alanlarda da yeni modeller geliştirmeye devam edeceğiz. HEKİMSEN’in yeni dönem vizyonu nettir; sorun ortaya çıktığında tepki veren değil, sorunu öngören. Yalnızca talep eden değil, çözüm modeli geliştiren. Gündemi takip eden değil, hekimlik adına gündem oluşturan bir kurumsal yapı. Genel Kurulumuza katılan delegelerimize, üyelerimize, şubelerimize ve HEKİMSEN’e emek veren bütün yol arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Mazbatamızı teslim aldık. Şimdi önümüzde yeni bir dönem, büyük bir sorumluluk ve gerçekleştireceğimiz hedefler var. Hekimlik Meslek Kanunu başta olmak üzere, hekimliğin geleceğine kalıcı eserler bırakmak için yeni dönem bugün başlıyor."Kaynak: İHA

15 Eylül 2026 1
D vitamini eksikliği ameliyat sonrası ağrıyı 3 kat artırıyor SAĞLIK
SAĞLIK

D vitamini eksikliği ameliyat sonrası ağrıyı 3 kat artırıyor

Yeni bir araştırma, D vitamini eksikliğinin cerrahi operasyonlar sonrasındaki iyileşme sürecini daha ağrılı hale getirdiğini gösterdi Uluslararası yeni bir araştırmada, meme kanseri ameliyatı geçiren 184 kadın hastanın operasyon ve iyileşme süreçleri takip edildi.Yapılan analizlerde, vücudundaki D vitamini seviyesi düşük olan bireylerin, ameliyatı takip eden ilk 24 saat içinde orta ve şiddetli düzeyde ağrı hissetme olasılığının, yeterli D vitamini seviyesine sahip olanlara kıyasla 3 kat daha fazla olduğu belirlendi.Çalışmada, D vitamini yetersiz olan grubun ağrıyı dindirebilmek için bağımlılık ve mide bulantısı gibi yan etkileri bulunan fentanil ile tramadol türü opioid ağrı kesicileri çok daha yoğun miktarda kullandığı saptandı. Bu hastalarda operasyon sonrası bulantı şikayetlerinin de belirgin düzeyde daha sık görüldüğü aktarıldı.Araştırmacılar, D vitamininin bağışıklık sistemi ve vücudun ağrı işleme mekanizmaları üzerinde doğrudan düzenleyici bir role sahip olduğuna dikkat çekti. Uzmanlar, ameliyat öncesinde yapılacak rutin D vitamini taramaları ve eksiklik görülen hastalara verilecek basit takviyelerin, operasyon sonrasındaki iyileşme sürecini rahatlatabileceğini ve ağır ağrı kesici tüketimini azaltabileceğini bildirdi.Kaynak: Haberturk

15 Eylül 2026 1
Prostat kanseri sadece yaşlı erkeklerin hastalığı değil SAĞLIK
SAĞLIK

Prostat kanseri sadece yaşlı erkeklerin hastalığı değil

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tülay Eren, ailesinde kanser öyküsü olan kişilerin mutlaka tarama programına girmesi gerektiğini belirterek, çizen Eren, "Prostat kanseri sadece yaşlı erkeklerin hastalığı değildir, gençlerde de görünebilir. Ailesinde prostat kanseri olanların mutlaka bir üroloğa giderek ya da bir aile hekimine giderek tarama programına girmesi gerekir" dedi Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından ‘Prostat Kanseri Farkındalık Ayı' ve ‘15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü' kapsamında basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda, Türkiye'de ve dünyada prostat kanserine ilişkin güncel veriler, tarama yöntemleri, doğru bilinen yanlışlar ve erken tanının önemi ele alındı.Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tülay Eren, prostat kanserinin Türkiye'de en sık görülen ikinci kanser olduğunu belirterek, birinci sırada akciğer kanserinin olduğunu söyledi. Eren, prostat kanserinin erken evrede tanı alabildiğini aktararak, "Prostat kanserini özellikle PSA testi dediğimiz bir kan testi ile erkenden teşhis edebilme imkanımız mevcut. Her hastaya değil ama ailesinde risk faktörü olan ya da birtakım semptomları olan bir hastaya bir doktor eşliğinde mutlaka 50 yaşından sonra, yüksek riskli olan hastalarda ise 45 yaşından sonra test yapmak gerekiyor. Yüksek riskli olan hastaları tanımlamam gerekirse ailesinde prostat kanseri olan, bunun dışında meme kanseri, yumurtalık kanseri, pankreas kanseri gibi birbiriyle alakalı olabilecek kanserleri olan hastaları mutlaka 45 yaşından sonra tarama konusunda uyarmak gerekiyor" ifadelerini kullandı.Ailesinde kanser öyküsü olan kişilerin mutlaka tarama programına girmesi gerektiğinin altını çizen Eren, "Prostat kanseri sadece yaşlı erkeklerin hastalığı değildir, gençlerde de görünebilir. Ailesinde prostat kanseri olanların mutlaka bir üroloğa giderek ya da bir aile hekimine giderek tarama programına girmesi gerekir. İdrarda kan gördüğümüz zaman da bir şey olmaz demeyelim mutlaka bir kontrolden geçmemiz gerekiyor" açıklamasında bulundu.Dernek olarak bütün kanserlerle ilgili vatandaşları bilgilendirmeye çalıştıklarını ve bu anlamda çalışmalar yürüttüklerini vurgulayan Eren, "Prostat kanseri erken teşhis edildiğinde çok iyi tedavi edilen bir hastalık. Şu anda ulusal tarama programımızda prostat kanseri taramamız yok. Ama yüksek riskli hastalarda ve 50 yaşın üzerinde semptomu olan hastalarda mutlaka bir doktora giderek prostat kanseri testinin, PSA testinin yapılmasını öneriyoruz. Erken tanı bütün kanserlerde olduğu gibi prostat kanserinde de hayat kurtarır" şeklinde konuştu.Gazi Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Gürler ise prostat kanserinin erken evre ve ileri evre olarak ikiye ayrıldığını dile getirerek, "Erken evrelerde daha çok cerrahi ve radyo terapinin ağırlıklı olduğu bir tedavi yönetimi mevcuttur. İleri evrelerde ise hormonal tedaviler, hedefe yönelik hormonal tedaviler, yeni nesil hormonal tedaviler, kemoterapiler, radyo ligand tedaviler, lütesyun bunlara bir örnektir" ifadelerine yer verdi.Hastaların iyileşmek için farklı arayışlara girebildiğine dikkati çeken Gürler, "Bilimsel dayanağı olmayan önerilere tevessül edebiliyorlar. Böyle durumlarda doğal veya zararsız gibi düşündükleri tedavilerin, bilimsel olarak kanıtlanmış kanser tedavisini geciktirebileceği, hatta etkisini azaltabileceği ve bazen hastalarda ciddi organ bozukluklarına sebep olabileceğini bilmek lazım. Beslenme olarak tüm kanser tedavilerinde olduğu gibi, yine dengeli beslenme ve bitkisel ürünlerden uzak durmayı tavsiye ediyoruz. Sosyal medyadan hastaların kansere destek tedavi, mucize tedavi, kemoterapi dışı tedavi, kansere tek çözüm gibi bitkisel ürünlere tevessül edecek, araştırmalar yaptığını görüyoruz. Bunların hepsi aslında bilimsel dayanağı olmayan, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği'nin de bunlarla hukuki mücadele ettiği tedavi önerileridir. Bu konuya özellikle dikkat etmelerini rica ediyoruz hastalarımıza" dedi.Gürler, Prostat Kanseri Farkındalık Günü'ne ilişkin, "Prostat Kanseri Farkındalık Günü'nde belki verilmesi gereken en önemli mesaj, prostat kanserinin bir ileri yaş hastalığı olmadığı, erken yaşlarda da ortaya çıkabileceği, bu nedenle erken tanının ve doğru tedavinin hayat kurtarıcı olduğunu vurgulamak isterim" ifadelerini kullandı.Kaynak: Haberturk

15 Eylül 2026 1
Plastiklerin insülin duyarlılığını azalttığı ilk kez insanlarda gösterildi SAĞLIK
SAĞLIK

Plastiklerin insülin duyarlılığını azalttığı ilk kez insanlarda gösterildi

Plastik ve gıda ambalajlarında kullanılan bisfenol A'nın (BPA), güvenli kabul edilen dozlarda bile insülin duyarlılığını azaltabileceği yani diyabete sebep olabileceği belirlendi. Gıdave içecek ambalajlarında yaygın olarak kullanılan endüstriyel bir kimyasal olan BPA'nın, vücuda alındığında insülin duyarlılığını fark edilmeden etkileyebileceği ortaya çıktı.Bisfenol A (BPA), dünya genelinde en yüksek miktarlarda üretilen kimyasallardan biri.1960'lardan bu yana çok sayıdaplastikambalajın ve birçok gıda ve içecek kutusunun iç yüzeyini kaplayan epoksi reçinelerin üretiminde kullanılıyor.Bazı tahminlere göre BPA o kadar yaygın tüketiliyor ki,ABDnüfusunun yüzde 90'ından fazlasının idrarında bulunuyor.[REUTERS]ABD'deki sağlık kuralları güvenli olduğunu söylese de insanlarda yapılan ilk deneysel çalışma, düşük dozlarda bile BPA tüketiminin kısa vadede insülin duyarlılığını azaltabileceğini ortaya koydu.Araştırmanın kıdemli yazarı vediyabetaraştırmacısı Todd Hagobian, 2024'te Amerikan Diyabet Derneğinin Bilimsel Oturumları'nda ön sonuçları sunarken "ABD'de diyabet önde gelen ölüm nedenlerinden biri. Bu nedenle hastalığa katkıda bulunan en küçük faktörleri bile anlamak büyük önem taşıyor." dedi.Hagobian, "Paslanmaz çelik veya cam şişeler ile BPA içermeyen kutular kullanmak gibi BPA maruziyetini azaltmanın diyabet riskini düşürebileceğini görmek bizi şaşırttı." dedi.Bulgular, Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism dergisinde yayımlandı.Randomize, çift kör bir klinik çalışmada 40 genç yetişkin, ABD Çevre Koruma Ajansının (EPA) yaşam boyu maruziyet için belirlediği "güvenli" dozda BPA'ya veya plaseboya maruz bırakıldı.Beş günün sonunda BPA grubunda periferik insülin duyarlılığı yüzde 9 azalırken, plasebo grubunda hafif bir artış görüldü.Çok sayıda hayvan ve gözlemsel çalışma BPA ile metabolik sağlık arasındaki ilişkiye işaret etmiş olsa da şaşırtıcı derecede az sayıdaaraştırmabu ilişkiyi deneysel olarak test etti.California Polytechnic State University (CPSU) ve Rutgers Üniversitesinden araştırmacılar, "Bu sonuçlar, kısa süreli ağızdan BPA alımının insülin duyarlılığını bozabileceğine ilişkin insanlarda yayımlanan ilk deneysel kanıtı sunuyor." değerlendirmesinde bulundu.Araştırmacılar, sonuçların önemli klinik ve halk sağlığı etkileri taşıdığını ve şu anda "güvenli" kabul edilen dozlarda bile BPA maruziyetinin insülin direncinin gelişimine katkıda bulunabileceğini belirtti.Bulguların toplumun geneline ne ölçüde uygulanabileceğini görmek için daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç var. Ancak kısa vadede görülen değişiklikler, özellikle mevcut verilerle birlikte değerlendirildiğindeendişeverici.Araştırmacılar, önceki epidemiyolojik, hayvan ve insan çalışmalarının yanı sıra bu bulguların, düzenleyici kurumların BPA için belirlenen referans dozu yeniden değerlendirmesi gerektiğine ilişkin kanıtları güçlendirdiğini belirtti.ABD EPA, BPA tüketimi için yaşam boyu güvenli kabul edilen sınırı, vücut ağırlığının kilogramı başına günde 0,05 miligram olarak belirliyor.Bu sınırın altında kalındığında BPA'nın kayda değer bir zarara yol açmasının beklenmediği belirtiliyor.Ancak bu değer ilk olarak 1988'de belirlendi ve o zamandan bu yana çok şey değişti.Bilim insanları, BPA'nın vücutta östrojeni taklit edebildiğini ve bunun potansiyel olarak zararlı etkileri olabileceğini yaklaşık bir yüzyıldır biliyor.Ancak 1990'larda yeni bir gelişme yaşandı. Araştırmacılar, BPA'nın ısıtılmış polikarbonat ambalajlardan yiyecek ve içeceklere geçtiğini ilk kez fark etti.Daha sonraki çalışmalar BPA'nın insan hücrelerinde östrojen benzeri bir etki oluşturabildiğini gösterdi.1997'de canlı hayvanlar üzerinde yapılan ilk çalışma, hamile farelere günlük düşük dozda BPA verilmesinin erkek yavrularda olumsuz üreme etkilerine yol açtığını ortaya koydu.O zamandan bu yana geçen onlarca yılda, binlerce hayvan çalışması düşük dozlarda BPA'nın olumsuz etkilerini gösterdi.Bunun yanı sıra insanlarda yapılan toplum geneli araştırmalar, daha yüksek BPA maruziyetinin doğurganlık ve üreme sorunları, nörogelişimde değişiklikler, kalp ve damar sorunları, tip 2 diyabet ve insülin direnci gibi çok sayıda sağlık problemiyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu.Bu durum, BPA'nın söz konusu sorunların tümüne mutlaka neden olduğu anlamına gelmiyor. Ancak artan endişeler nedeniyle BPA, ABD'debebekbiberonları ve alıştırma bardaklarında kullanımdan çıkarıldı.Bununla birlikte bazı kanıtlar, sağlıklı yetişkinlerde bile EPA'nın şu anda güvenli kabul ettiği dozlarda istenmeyen etkilerin ortaya çıkabileceğine işaret ediyor.Örneğin 2019'da CPSU'daki araştırmacılar, üniversite çağındaki 11 katılımcıyla randomize bir çalışma gerçekleştirdi. Plaseboyla karşılaştırıldığında, ağızdan alınan düşük doz BPA'nın glikoz ve insülin düzeyleri üzerinde anlık etkilere yol açtığı görüldü.Ancak bulgular, sorunun insülin salgısından mı yoksa insülin duyarlılığından mı kaynaklandığını ayırt etmeye izin vermedi.Bunun üzerine araştırma ekibi, daha hassas insülin ölçümleri kullanarak 40 sağlıklı genç yetişkin üzerinde beş gün süren daha geniş kapsamlı bir çalışma gerçekleştirdi.Katılımcıların yarısı rastgele günlük plasebo almak üzere görevlendirilirken, diğer yarısına EPA'nın güvenli sınırları içinde kalan düşük dozda BPA verildi. Diğer tüm katılımcılar aynı beslenme düzenini uyguladı.Beklendiği gibi, günlük BPA dozu alan katılımcıların idrarındaki kimyasalın konsantrasyonu daha yüksek çıktı.Beş günün sonunda bu grupta periferik dokulardaki insülin duyarlılığında da belirgin bir azalma görüldü.İlginç şekilde, östrojenin bu azalmayı açıklaması olası görünmedi.Araştırmacılar periferik dokulardaki ve karaciğerdeki insülin duyarlılığını tamamen birbirinden ayıramasa da karaciğerdeki insülin duyarlılığını değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan bir ölçümde herhangi bir farklılık bulamadı.Ekip, "Bu durum, BPA'nın iskelet kaslarında insülin tarafından uyarılan glikoz metabolizmasına müdahale etmiş olabileceğini gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu.Daha önce BPA maruziyeti ile insülin direnci arasındaki bağlantıya ilişkin kanıtlar büyük ölçüde ilişkilere dayanıyordu. Ancak yeni çalışma çift kör, plasebo kontrollü ve randomize bir klinik çalışma olarak bu ilişkinin olası neden-sonuç bağlantısına daha önce hiç olmadığı kadar yaklaşılmasını sağlıyor.Bununla birlikte çalışmaya üniversite çağındaki genç yetişkinlerin katılması, bulguların toplumun tamamına genellenemeyebileceği anlamına geliyor.Araştırma ekibi, "BPA'nın obezitesi veya prediyabeti/tip 2 diyabeti bulunan kişilerle nasıl etkileşime girdiği net değil ve bu konu daha fazla araştırılmayı gerektiriyor." ifadelerini kullandı.Ortaya çıkan kanıtlar doğrultusunda BPA'nın Avrupa'daki çoğu gıda ve içecek ürününde kullanımına artık izin verilmiyor.ABD'deki düzenleyici kurumlar ise BPA'yı on yılı aşkın süredir yeniden değerlendirmedi.Bu yıl ABD'li milletvekilleri, BPA'nın gıda ambalajlarında kullanımını yasaklayacak "Gıdalarda Toksik Maddeler Yok Yasası" adlı bir yasa tasarısı sundu.Yasanın önceki versiyonları ise başarısız olmuştu.Kaynak: TRT Haber

15 Eylül 2026 2
Yoksul mahallelerde yaşamak beyin sağlığını olumsuz etkiliyor SAĞLIK
SAĞLIK

Yoksul mahallelerde yaşamak beyin sağlığını olumsuz etkiliyor

Dezavantajlı mahallelerde yaşamak, beyin sağlığının bozulmasıyla ilişkilendiriliyor. Araştırmacılar en yoksul bölgelerde beyin yaşının arttığını, toplam hacmin azaldığını ve damar hasarı belirtilerinin çoğaldığını buldu. İnsanların yaşadığı yer, beyinlerinde ölçülebilir izler bırakıyor olabilir. Kuzey Amerika Radyoloji Derneği’nin (RSNA) bilimsel dergisiRadiology’de yayımlanan yeni bir araştırma, içinde yaşanan mahallenin sosyoekonomik koşulları ile beyin sağlığı arasında bağlantı bulunduğunu ortaya koydu.Araştırmacılar, yaşları 18 ile 96 arasında değişen yaklaşık 3 bin kişinin beyin MR görüntülerini analiz etti. Beyne ilişkin ölçümler, gelir, eğitim, istihdam ve barınma gibi faktörlere dayalı olarak mahalle düzeyindeki sosyoekonomik dezavantajı ölçen Bölgesel Yoksunluk Endeksi (ADI) puanlarıyla karşılaştırıldı.Bu endeks, tek tek kişilerin ekonomik veya sosyal durumunu değil, yaşadıkları bölgenin koşullarını tanımlıyor.Araştırmaya göre, sosyoekonomik açıdan en dezavantajlı mahallelerde yaşayan insanların “beyin yaşı” daha yüksek, toplam beyin hacmi ise daha avantajlı bölgelerde yaşayanlara kıyasla daha düşüktü.Araştırmacılardan John-Paul J. Yu, “Yaşadığınız yer beyninizde ölçülebilir bir iz bırakıyor,” dedi.Yu, kişinin içinde bulunduğu çevrenin “beyin yaşı ve dolayısıyla beyin sağlığı üzerinde açık ve ölçülebilir sonuçları” olduğunu belirtti.Bulgular, insanların doğduğu, yaşadığı, çalıştığı ve yaşlandığı koşulların uzun vadeli nörolojik durumlarını şekillendirebileceğini gösteren bilimsel kanıtlara yenilerini ekliyor.Araştırmacılar ayrıca, sosyoekonomik açıdan en dezavantajlı mahallelerde yaşayan kişilerde “beyaz cevher hiperintensiteleri” olarak adlandırılan oluşumların hacminin daha yüksek olduğunu tespit etti. Bunlar MR görüntülerinde parlak noktalar şeklinde görülen ve beyindeki küçük kan damarlarında meydana gelen hasarla ilişkilendirilen bulgular.Yu, “Beyaz cevher hiperintensiteleri esasen beyindeki kardiyovasküler hasarın ayak izleridir,” dedi.Araştırmacı, yüksek tansiyon, kötü uyku ve kronik stres gibi faktörlerin zaman içerisinde beyne giden kan akışını etkileyebileceğine dikkat çekti.Beyaz cevher hiperintensitelerinin daha fazla olması, daha önce yapılan araştırmalarda hafıza kaybı, bilişsel sorunlar ve demans riskinin artmasıyla ilişkilendirilmişti.Yu, bu nedenle sağlık müdahaleleri ve kamu politikaları tasarlanırken insanların yaşadığı mahallelerdeki sosyoekonomik dezavantajların da dikkate alınması gerektiğini söyledi:“ADI gibi endekslerle ölçülen mahalle dezavantajı önemli bir belirleyicidir. Çünkü bu endeks, bireysel davranışların ötesine geçen ve klinik sonuçlardaki eşitsizliklere katkıda bulunan, zaman içinde birikmiş yapısal eşitsizlikleri yansıtır.”Kaynak: Euronews Sağlık

15 Eylül 2026 2
Atopik dermatitin görünmeyen yükü sanat eserleriyle görünür oldu SAĞLIK
SAĞLIK

Atopik dermatitin görünmeyen yükü sanat eserleriyle görünür oldu

Dünya Atopik Dermatit Günü, her yıl 14 Eylül'de cilt bulgularının ötesinde uyku düzenini, psikolojik iyi oluşu ve günlük yaşamı etkileyen atopik dermatitin hastalar üzerindeki yüküne dikkat çekiyor. Hastalığın bu görünmeyen etkilerinden yola çıkan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Bölümü öğrencileri, "Cildimdeki Hikâye" projesi kapsamında gerçek hasta deneyimlerinden ilham alarak atopik dermatitin fiziksel ve duygusal etkilerini sanatın anlatım gücüyle görünür kıldı 14 Eylül, toplumda farkındalık yaratmak amacıyla Dünya Atopik Dermatit Günü (Dünya Atopik Egzama Günü) olarak kabul ediliyor. Atopik dermatit, yalnızca cilt bulgularıyla sınırlı kalmayıp uyku düzeninden psikolojik iyi oluşa ve günlük yaşam aktivitelerine kadar birçok alanı etkileyerek hastalar üzerinde önemli bir yaşam kalitesi yükü oluşturuyor. Hastalığın günlük yaşamda yarattığı bu etkilerin görünür ve ifade edilebilir hale gelmesi, farkındalığın artmasının yanı sıra hasta-hekim iletişiminin güçlenmesi ve daha bütüncül bir bakım yaklaşımının desteklenmesi açısından da önem taşıyor.AbbVie Türkiye ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ), atopik dermatit farkındalığını artırmak amacıyla “Cildimdeki Hikaye” projesini gerçekleştirdi. Proje kapsamında düzenlenen Lif (Tekstil) Sanatı Yarışması’nda gerçek hasta deneyimlerinden ilham alan genç tasarımcılar, atopik dermatitin fiziksel ve duygusal etkilerini sanatın anlatım gücüyle görünür kılan özgün eserler ortaya koydu. Finale kalan beş eser arasından dereceye giren çalışmalar düzenlenen ödül töreninde açıklandı.Törende konuşan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Kemal Can, “Tekstil yalnızca bir iplik ya da kumaş parçası değildir; göründüğünün çok ötesinde maddi ve manevi değeri, anlamı, dili bulunmaktadır. Başka hiçbir malzeme insana tekstil kadar yakın değildir. Tekstil adeta insanın ikinci derisidir. Bu yarışmada bir deri (cilt) hastalığı olan atopik dermatit ile yaşayan bireylerin fiziksel ve duygusal deneyimleri üzerinden hastalığın görünmeyen yükünü -öz/biçim ilişkisi bağlamında- lif sanatı yapıtları ile izleyicilere aktarmak, kamuoyunun dikkatini ilgili konuya çekmek, farkındalık yaratmak, empati oluşturmak amaçlanmıştır” dedi.Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Demet Kartal ise konuşmasında “Atopik dermatit, kişinin günlük yaşamını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilen kronik bir hastalıktır. Belirtilerin kontrol altına alınabilmesi için hastaların şikâyetlerini önemsemeleri ve uygun değerlendirme ve tedavi için sağlık profesyonellerine başvurmaları büyük önem taşıyor” dedi.Alerji ile Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Ceylan konuşmasında atopik dermatitin yalnızca cilt üzerinde görülen belirtilerden ibaret olmadığına dikkat çekerek, “Atopik dermatitle yaşayan bireylerin deneyimlerinin görünür kılınması, hastalığın günlük yaşam üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılması açısından büyük önem taşıyor. “Cildimdeki Hikâye” projesinin hasta deneyimlerini sanat aracılığıyla görünür hale getirmesini çok değerli buluyoruz” ifadelerini kullandı.Yarışmada birincilik ödülüne layık görülen "Çatlaklardan Filizlenen" eserinin sahibi Gülcan Körpınar, eserini sunarken “Eserimde, görünür ve görünmez izleri saklanması gereken kusurlar olarak değil; yaşanmışlığın ve farklılığın bir parçası olarak yeniden yorumladım. Zorlu koşullarda kuru topraktaki çatlaklardan filizlenen gelincik çiçeğinden ilhamla, en zor koşullarda dahi yaşamını sürdüren doğanın gücüne referans verdim. İnsanın kırılganlıklarından filizlenip yeniden var olabilme gücünü vurgulamaya çalıştım” ifadelerini kullandı.Kaynak: Haberturk

15 Eylül 2026 1
Fiji'de HIV nedeniyle "ulusal kriz" ilan edildi SAĞLIK
SAĞLIK

Fiji'de HIV nedeniyle "ulusal kriz" ilan edildi

Güney Pasifik'teki ada ülkesi Fiji'de, Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu'na (AIDS) yol açabilen İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü (HIV) nedeniyle "ulusal kriz" ilan edildi. Ülkede her 60 yetişkinden birine HIV tanısı konulduğu öğrenildi. Güney Pasifik'teki ada ülkesi Fiji'de, Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu'na (AIDS) yol açabilen İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü (Hıv) nedeniyle "ulusal kriz" ilan edildi.FijiVillage News sitesinin haberine göre, Sağlık Bakanı Ratu Atonio Lalabalavu, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, ülkedeki HIV vakalarına ilişkin son durumu değerlendirdi.Mevcut tahminlere göre ülkedeki her 60 yetişkinden birine HIV tanısı konulduğunu ve "ulusal kriz" ilan edildiğini bildiren Lalabalavu, 2025'te 2 bin 16 yeni pozitif vakanın kaydedildiğini söyledi.Test ile tedavi hizmetlerinin yaygınlaştırılacağını ve HIV'den korunmaya yönelik programın hayata geçirileceğini aktaran Lalabalavu, hükümetin çeşitli yasal düzenlemeler yapacağını, sağlık personelinin eğitileceğini, tıbbi malzeme tedarikinin güvence altına alınacağını ve toplumla temasın artırılacağını belirtti.Bağışıklık sistemine saldırarak enfeksiyonlara karşı vücudun direncini zayıflatan HIV, tedavi edilmediğinde AIDS'e yol açıyor.hiv ilişki yoluyla bulaşır kan yoluyla bulaşır ama açık yara üzerine gelirse havadan bulaşan hepatit onunda sınıfları varildir b c a diye çok dikkat etmek lazım şapkasız sokağa çıkmayın dükkanlara girmeyinUlkemizde durum ne acaba HIV olupta bilmeyen varmı Test mecbur olsa keşkeşu zıkkım hastalığa bir çare bulamadılar ya. hemşirenin hiçbir suçu günahı yok kan aldığı hastadan kapıyor ne bileyim saçma sapan yerlerden bile bulaşıyor.

15 Eylül 2026 1