Ankara’ya Kanserde Erken Teşhis Tırı Kazandırılıyor
Kanserle mücadelede erken teşhis ve tarama hizmetlerinin güçlendirilmesine yönelik “Kanser Erken Teşhis Tırı Bağış Protokolü” Vali Yakup Canbolat’ın huzurunda, İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Ali Niyazi Kurtcebe ve TR İNVEST Gayrimenkul İnşaat Yatırım Danışmanlık Enerji A.Ş. adına hayırsever Cengiz Gökay tarafından imzalandı.
Habere GitProfesör açıkladı: "Gençlerde ve kadınlarda artan kanser vakalarında mikroplastikler araştırılıyor"
Profesör açıkladı: "Gençlerde ve kadınlarda artan kanser vakalarında mikroplastikler araştırılıyor"
Habere GitUzun süreli uyku sorunları Alzheimer riskiyle ilişkili olabilir
Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Demet Aygün Üstel, uzun süre devam eden uyku sorunlarının bilişsel gerileme ve Alzheimer hastalığı riskiyle ilişkili olabileceğini belirtti
Habere GitKanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor
Kanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor
Habere GitÇorum Fizik Tedavi Hastanesi Bakanlığın Yatırım Programına Alındı
Ankara İskilipliler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Daşcı'nın, Çorum'un fizik tedavi ve rehabilitasyon alanındaki ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Sağlık Bakanlığına yaptığı kapsamlı resmi başvuru önemli bir aşamaya ulaştı. Sağlık Bakanlığı, "Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi Hastanesi Ek Bina Yatırımı"nı 2027 yılı yatırım programına alınmak üzere Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına sundu.
Habere Git351. Sayı
Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.
CANLI YAYIN TAKVİMİ
ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR
Hijyentek: Yerli Üretim Gücüyle Türkiye’nin Medikal Gururu
Kurtuba Medikal: Sabırla, Emekle, Yerli Üretimin İzinde
Kuzey Dora Medikal Anahtar Teslimden Satış Sonrasına Kadar Tüm Süreçlerde Hizmet Sunuyor
KÖŞE
SAĞLIK SİSTEMİNİ HASTALIK ÜZERİNE DEĞİL, SAĞLIKLI İNSAN ÜZERİNE KURMALIYIZ
Mustafa DAŞCI
GÜNCEL HABERLER
KAMU
Ankara’ya Kanserde Erken Teşhis Tırı Kazandırılıyor
Kanserle mücadelede erken teşhis ve tarama hizmetlerinin güçlendirilmesine yönelik “Kanser Erken Teşhis Tırı Bağış Protokolü” Vali Yakup Canbolat’ın huzurunda, İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Ali Niyazi Kurtcebe ve TR İNVEST Gayrimenkul İnşaat Yatırım Danışmanlık Enerji A.Ş. adına hayırsever Cengiz Gökay tarafından imzalandı. Protokol kapsamında bağışla…
SAĞLIK
Alzheimer'ın izleri unutkanlıktan yıllar önce başlayabiliyor
Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Ülkü Figen Demir, "Erken tanı yalnızca tıbbi tedavi açısından değil, kişinin geleceğini planlayabilmesi ve ailesiyle sağlık ve yaşam tercihlerini zamanında konuşabilmesi açısından da önemli" dedi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Ülkü Figen Demir, Alzheimer hastalığına özgü bazı değişikliklerin kişinin günlük yaşamında herhangi bir…
SAĞLIK
Medipol Mega Hastanesi’nde ‘Prostat Kanserine Karşı Ortak Akıl: Farkındalık Paneli’ düzenlendi
Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nde, 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü kapsamında düzenlenen ‘Prostat Kanserine Karşı Ortak Akıl: Farkındalık Paneli’nde, prostat kanserine ilişkin güncel yak... Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nde, 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü kapsamında düzenlenen ‘Prostat Kanserine Karşı Ortak Akıl: Farkı…
SAĞLIK
Kadavradan rahim nakli sayesinde dünyaya gelen Ömer Özkan eğitim hayatına ilk adımı attı
Antalya'da kadavradan rahim nakli sonrası uygulanan tedaviyle anne olan Derya Sert'in 6 yaşına giren oğlu Ömer Özkan Sert, Mersin'in Anamur ilçesinde ana sınıfına başladı Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde 2011'de Prof. Dr. Ömer Özkan başkanlığındaki ekip tarafından kadavradan rahim nakledilmesinin ardından gördüğü tedavi sonucunda 2020'de anne ol…
DUYURULAR
SAĞLIK
'Endoskopik yüz germede kesi izi saçlı deri içerisinde kalıyor'
Dr. Öğr. Üyesi Mert Ersan, endoskopikyüz germeameliyatının klasik yüz germe yönteminden en önemli farkının kesi yerinin konumu olduğunu ifade etti. Klasik yüz germede kesinin kulak önünden başladığını... Dr. Öğr. Üyesi Mert Ersan, endoskopikyüz germeameliyatının klasik yüz germe yönteminden en önemli farkının kesi yerinin konumu olduğunu ifade etti. Klasik yüz germede kesinin kulak önünden başladığını ve görünür olduğunu belirten Ersan, endoskopik yöntemde ise kesinin saçlı deri içerisinde, saç çizgisinin yaklaşık 2 santimetre gerisinde yapıldığını söyledi.'AMELİYATI 3 SANTİMETRELİK KESİDEN GERÇEKLEŞTİRİYORUZ'Endoskopik yöntemde kullanılan kamera sisteminin cerraha dokuları büyütülmüş şekilde görme imkânı sağladığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Mert Ersan, "En önemli fark aslında izin yerleşimi. Klasik bir yüz germede kesimiz kulak önünden başlar ve görünür bir vaziyettedir. Endoskopik yüz germede ise kesimiz saç içinde gizlidir, yaklaşık 3 santimetre uzunluğundadır. Endoskop yardımıyla bütün dokuları daha güzel bir şekilde, büyütmeli bir kamera sistemi vasıtasıyla görebiliyoruz. Dolayısıyla bu ameliyatı yaklaşık 3 santimetrelik bir izle, görünür bir kesi olmadan gerçekleştirebiliyoruz" dedi.Ameliyat sırasında herhangi bir doku çıkarılmadığını ifade eden Ersan, "Saç içinden, saç çizgisinin yaklaşık 2 santimetre arkasından bir kesi yapıyoruz. Buradan yaptığımız kesiyle tüm yüz dokularını kameralı bir sistem vasıtasıyla görüntülüyoruz ve tüm ameliyatımızı buradaki 3 santimetrelik kesiden yapıyoruz. Ameliyat bittikten sonra kesimizi kapatıyoruz. Dolayısıyla yine görünmeyen bir yerde izimiz kalmış oluyor. Ameliyat ortalama 2, 2 buçuk saat sürüyor ama tabi ki işlemden işleme değişiyor" diye konuştu.'DOKULARI YUKARI DOĞRU BİR VEKTÖRLE ALIYORUZ'Endoskopik yüz germenin etkisini anlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Plastik, Rekonstrüktif veEstetik CerrahiUzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mert Ersan, yaşlanmayla birlikte yüz dokularının yer çekiminin etkisiyle aşağı doğru hareket ettiğini belirtti. Klasik yüz germede dokuların daha dışa doğru çekildiğini, endoskopik yöntemde ise kesinin yukarıda olması nedeniyle dokuların yukarı yönlü hareket ettirildiğini kaydetti.Dr. Ersan, "Dokuların yer değiştirmesi yaşlanma paternine uygun bir şekildedir. Ancak 'endoskopik yüz germe daha doğaldır' demek doğru bir yaklaşım değil. Burada aslında hastanın beklentileri önemli. Bazı hastalar sonuçların daha dramatik bir şekilde değişmesini isteyebilir. Dolayısıyla burada beklentiyi anlamak çok daha sağlıklı olacaktır. Ancak dokuların aşağı doğru yer değiştirdiğini düşünürsek, bu dokuların yukarı alındığı endoskopik yüz germe ameliyatı doğal bir sonuç verecektir" ifadelerini kullandı.'GENELDE 20-50 YAŞ ARASINDAKİ HASTALARDA UYGULANIYOR'Endoskopik yüz germenin özellikle belirgin cilt fazlalığı bulunmayan hastalarda tercih edildiğini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mert Ersan, yöntemin genel olarak 20-50 yaş arasındaki kişiler için uygun olduğunu söyledi.Ersan, "Endoskopik yüz germenin en güzel yanı aslında 20 ila 50 yaş arasında yapılması ve bununla beraber bariz bir cilt fazlalığımızın olmaması. Bariz bir cilt fazlalığımız yoksa aşağı doğru sarkan tüm dokuları yukarı yönde yer değiştirebiliriz. Ancak bariz bir cilt fazlalığımız varsa klasik yöntemle bu dokuların çıkartılması çok daha uygun olacaktır" dedi.Hastanın yaşının tek başına belirleyici olmadığını da vurgulayan Ersan, "Herkesin yaş alma paterni farklı. Bazı hastalarımız sadece yanak ve orta yüz bölgesinde bir değişim istiyor. Özellikle daha genç popülasyonda göz kenarlarında biraz değişiklik, badem göz estetiği ve kaş kaldırma estetiği isteyen hastalarımız var. Dolayısıyla hastanın beklentisine ve mevcut anatomisine göre karar vermek çok daha sağlıklı olacaktır" diye konuştu.'HASTALAR 3. HAFTADAN İTİBAREN SOSYAL HAYATLARINA DÖNEBİLİYOR'Ameliyat sonrası iyileşme sürecine de değinen Ersan, yüzde ödem, şişlik ve renk değişikliklerinin görülebileceğini söyledi. Hastaların genellikle 1-2 hafta evde istirahat etmelerinin ardından üçüncü haftadan itibaren sosyal hayatlarına dönebileceğini belirtti. Dr. Ersan, "Bu bir ameliyat, dolayısıyla ameliyat yüzde mutlaka bir travma yaratacaktır. Bir iyileşme sürecine ihtiyaç duyacaktır. Bu ameliyata bağlı olarak yüzde bir ödem, bazı renk değişiklikleri ve şişlik mutlaka bekliyoruz. Bunların iyileşmeye başlaması ve hastanın sosyalleşmeye başlaması ortalama 2-3 hafta arasında oluyor. Genellikle 1-2 hafta arasında bir evde istirahat sonrasında 3. haftadan itibaren hastalar sosyal hayatlarına dönebiliyorlar" ifadelerini kullandı. İyileşme döneminde güneşten korunmanın da önemli olduğunu belirten Ersan, hastaların bu süreçte mümkün olduğunca güneşe maruz kalmamaları gerektiğini söyledi.'ENDOSKOPİK YÜZ GERME, KLASİK YÖNTEMİN YÜZDE 100 ALTERNATİFİ DEĞİL'Endoskopik yüz germenin klasik yüz germe ameliyatının tamamen yerine geçmediğinin altını çizen Ersan, yöntemin özellikle cilt fazlalığı olmadan sarkan dokuların yukarı taşınmasına yönelik olduğunu söyledi. Ersan, "Endoskopik yüz germe ameliyatı, klasik yüz germe ameliyatının yüzde 100 alternatifi değil. Bu ameliyat daha çok bariz bir cilt fazlalığı olmadan sarkan dokuların yukarı alınması ameliyatıdır. Bunun çok net anlaşılması gerekiyor" dedi.'BOYUNDAKİ CİDDİ SARKMALAR İÇİN BOYUN GERME GEREKİYOR'Endoskopik yüz germenin boyun bölgesindeki ileri düzey sorunları tek başına çözmeyeceğini belirten Ersan, özellikle belirgin boyun bantları, "bulldog" görünümü ve kas gevşekliğine bağlı sarkmalarda boyun germe ameliyatının gerekebileceğini ifade etti.Ersan, "3 santimetrelik kesiden bizim hedeflediğimiz bölge yüz bölgesi. Eğer boyunda ciddi bantlaşma varsa, belirgin bulldog görüntüleri mevcutsa ve ciddi anlamda kas gevşekliğine bağlı sarkmamız varsa bu ameliyat, kulak arkasından yapılan bir boyun germe ameliyatıyla yapılır. Endoskopik yüz germe oldukça etkili bir ameliyat ama genellikle üst, orta ve alt yüz bölgesinde yeni başlayan sarkmalar için etkili. Belirgin boyun problemleri için boyun germe ameliyatı da gerekiyor" diye konuştu. Ersan, endoskopik yüz germenin küçük ve gizli bir kesiyle gerçekleştirilen, hastanın beklentilerine göre şekillendirilebilen bir yöntem olduğunu belirterek, ameliyat öncesinde hastanın beklentilerinin ve anatomisinin doğru değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti. (DHA)Kaynak: DHA
SAĞLIK
'Yaz uykusu bitti, çocukların biyolojik saati hala tatilde'
Yaz boyuncauykusaatlerinin ileri kaymasının çocuğun biyolojik saatini de etkileyebildiğini belirten MedicanaÇocukNörolojisi Uzmanı Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Tatil döneminde gece 23.00-24.00'ten sonra... Yaz boyuncauykusaatlerinin ileri kaymasının çocuğun biyolojik saatini de etkileyebildiğini belirten MedicanaÇocukNörolojisi Uzmanı Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Tatil döneminde gece 23.00-24.00'ten sonra uyumaya alışan bir çocuğunokulaçıldığında bir anda 21.00'de yatağa gönderilmesi her zaman işe yaramamaktadır. Vücudun uyku-uyanıklık döngüsü bir gecede değişmez. Çocuğa ‘Artık okul başladı, saat 21.00, uyu’ demek çoğu zaman yeterli olmuyor. Çünkü çocuk o saatte hala biyolojik olarak uyanık olabiliyor. Özellikle yaz boyunca geç saatlere kadar telefon, tablet, televizyon veya bilgisayar kullanılan evlerde uyku saati daha da ileri kayabiliyor. Okul başlamadan birkaç gün önce değil, mümkünse daha erken bir tarihte kademeli geçiş yapılmasının çocuk açısından daha kolay olacaktır” dedi.‘UYKUSUZLUK ÇOCUKLARDA AŞIRI HAREKETLİLİKLE DE ORTAYA ÇIKABİLİYOR’Ebeveynlerin uykusuzluğu çoğunlukla esneme ve uyuklama üzerinden değerlendirdiğini belirten Uzm. Uzm. Dr. Dezhakam, "Özellikle okul çağındaki çocuklarda yetersiz uykunun farklı davranışlarla da kendini gösterebilmektedir. Poliklinikte ailelerin bazen ‘Hocam, benim çocuğum çok enerjik, hiç yerinde durmuyor; uykusuz olması mümkün değil’ dediğini görüyoruz”. Bazı çocuklarda uyku eksikliği huzursuzluk, dürtüsellik, sabırsızlık ve aşırı hareketlilik şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle okulda dikkatini toplamakta zorlanan, ödev başında uzun süre kalamayan veya normalden daha sinirli davranan bir çocuğun yalnızca “ders çalışmak istemediği” düşünülmemesi gerekiyor” diye konuştu.‘YETERSİZ UYKU DİKKAT VE ÖĞRENMEYİ ETKİLEYEBİLİYOR’Yeterli ve düzenli uykunun dikkat, öğrenme, hafıza ve duygusal düzenleme açısından önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, çocuğun sınıfta fiziksel olarak bulunması öğrenmenin gerçekleştiği anlamına gelmemektedir. Yeterince alamayan bir çocuğun öğretmeni dinlemekte, verilen bilgiyi işleyip hafızasına aktarmakta ve gün içerisinde öğrendiklerini hatırlamakta zorlanabilmektedir. Bu durum zaman zaman akademik başarıdaki düşüş şeklinde fark edilmektedir. Özellikle tatil sonrasında “Çocuğum dersleri biliyor ama sınavlarda yapamıyor” veya “Evde anlatıyor ama okulda dikkatini veremiyor” şeklindeki yakınmaların değerlendirilmesinde uyku düzeninin de göz önünde bulundurulması gerektiğini, Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi’nin de düzenli olarak önerilen sürede uyumanın dikkat, davranış, öğrenme ve hafıza açısından daha iyi sonuçlarla ilişkili olduğunu ifade etti.‘YAŞA GÖRE UYKU İHTİYACI DEĞİŞİYOR’Uyku ihtiyacının yaşa göre değiştiğini belirten Uzm. Dr. Dezhakam,” 6-12 yaş arasındaki çocukların 24 saatlik dönemde 9-12 saat, 13-18 yaş arasındaki ergenlerin ise 8-10 saat uyuması önerilmektedir. Daha küçük çocuklarda bu süre daha da uzundur. 3-5 yaş grubunda 10-13 saatlik uyku önerilmektedir. Burada yalnızca toplam uyku süresi değil, uyku saatlerinin düzenli olması da önemlidir. Her gece farklı saatte yatıp farklı saatte kalkma çocuğun biyolojik ritmini zorlayabilir” dedi.‘EKRAN KULLANIMI UYKU SAATİNİ FARK ETTİRMEDEN İLERİ TAŞIYOR’Akşam ekran kullanımının çocukların uykuya geçişini zorlaştırabildiğini belirten Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, özellikle telefon ve tabletlerdeki kısa videolar, oyunlar ve peş peşe izlenen içerikler çocuğun “bir tane daha” diyerek uyku saatini fark ettirmeden ileri taşımasına neden olabilir. Ekranın yalnızca ışığın değil, içerdiği uyarıcı ve etkileşimli yapının da çocuğun gevşemesini zorlaştırabilmektedir. Ekranlar yatmadan en az bir saat önce bırakılmalıdır. Telefon ve tabletlerin yatak odasında tutulmaması çok önemlidir. Ebeveynlerin “Ben de telefonuma bakıyorum ama çocuk bakmasın” yaklaşımı sürdürülebilir değildir. Evde ortak bir gece rutini oluşturulması çok daha etkili olacaktır” ifadelerini kullandı.‘UYKU DÜZENİ KADEMELİ OLARAK DÜZELTİLMELİ’Okul başlamadan önce uyku düzeninin kademeli olarak erkene çekilmesinin daha kolay uygulanabileceğini belirten Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, “Ailelerin bir gecede büyük değişiklik yapmak yerine her birkaç günde bir yatış ve kalkış saatlerini biraz daha erkene çekmelidir. Sabah saatlerinde gün ışığı alınması biyolojik saatin düzenlenmesine yardımcı olabilmektedir. Gün içerisinde fiziksel aktivitenin artırılması, akşam saatlerinde ise ışığın ve uyarıcı aktivitelerin azaltılması uykuya geçişi kolaylaştırabilmektedir. Akşam yemeği, duş, kitap okuma ve ardından yatış gibi tekrar eden bir rutinin çocuğa “artık gün bitti” mesajını vermektedir. Özellikle okul başlamadan önce bu rutinin aynı sırayla uygulanması çocuğun yeni düzene alışmasını kolaylaştırabilir” ifadelerini kullandı.‘SABAH ZOR UYANMAK ALTTA YATAN UYKU SORUNLARINA İŞARET EDEBİLİR’Çocuğun sabahları uyanmakta zorlanmasının her zaman yalnızca geç yatmaya bağlanmaması gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Dezhakam, “Yeterli süre uyumasına rağmen sabahları belirgin şekilde zorlanan, gün içinde aşırı uykulu olan, yüksek sesle horlayan, uykuda nefesi duraklayan veya çok huzursuz uyuyan çocukların değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle düzenli bir uyku saatine rağmen çocuğun gündüz dikkat ve davranış sorunlarının devam etmesi halinde altta yatan uyku bozukluklarının da düşünülmesi gerekmektedir. Bazı çocuklarda uyku sırasında yaşanan problemler gece fark edilmeden gündüz belirtileriyle ortaya çıkabilmektedir” dedi.‘İYİ BİR OKUL GÜNÜ BİR ÖNCEKİ AKŞAM BAŞLIYOR’Okula dönüş döneminde ailelerin yalnızca kırtasiye alışverişine, ders programına ve servis saatine odaklanmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, “Düzenli uyku çocuğun okul performansının yanı sıra duygusal dayanıklılığı, dikkatini sürdürebilmesi ve günlük yaşama uyumu açısından da temel ihtiyaçlardan biridir. Çocuğunuz sabah alarm çaldığında kalkamıyor, gün içinde sürekli geriliyor ve akşam yatağa gittiğinde hala ‘uykum gelmedi’ diyorsa önce uyku düzenine bakın. Çocuklarda uyku düzeni cezayla değil, tutarlı bir aile rutiniyle oluşturulabilmektedir. Yaz tatili rahatlığından okul disiplinine geçiş çocuk için bir anda gerçekleşmesi beklenilmemelidir. İyi bir okul gününün çoğu zaman sabah değil, bir önceki akşam başladı” dedi.Kaynak: DHA
SAĞLIK
‘Kalabalık ortamlarda konuşmaları takip etmekte zorlanıyorsanız işitmenizi kontrol ettirin’
Medicana Sağlık Grubu Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, “İşitme, yalnızca çevredeki sesleri algılamayı değil, iletişim kurmayı, öğrenmeyi ve sosyal yaşama katılmayı da doğrud... Medicana Sağlık Grubu Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, “İşitme, yalnızca çevredeki sesleri algılamayı değil, iletişim kurmayı, öğrenmeyi ve sosyal yaşama katılmayı da doğrudan etkileyen önemli bir duyudur.İşitme kaybıise her zaman belirgin bir şekilde ortaya çıkmayabiliyor. Özellikle yaşla birlikte gelişen işitme kaybında kişi, çevresindeki insanların daha kısık sesle konuştuğunu veya konuşmaların anlaşılmaz hale geldiğini düşünerek yaşadığı değişikliği uzun süre fark etmeyebiliyor” ifadelerini kullandı.“HERKES ÇOK ALÇAK SESLE KONUŞUYOR” DÜŞÜNCESİ BİR İŞARET OLABİLİRMedicana Kadıköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, işitme kaybının her yaş grubunda farklı nedenlerle ortaya çıkabileceğini belirterek şöyle konuştu: “İşitme kaybı, yalnızca ileri yaşlarda görülen bir sorun değildir. Çocukluk döneminden itibaren farklı nedenlerle ortaya çıkabilir ve bazı durumlarda kişi ya da ailesi tarafından uzun süre fark edilmeyebilir. Yetişkinlerde ise özellikle konuşulanları tekrar ettirme, kalabalık ve gürültülü ortamlarda konuşmaları takip etmekte zorlanma, televizyonun sesini çevredeki kişiler için rahatsız edici seviyelere çıkarma ve telefonda konuşulanları anlamakta güçlük çekme gibi belirtiler önemsenmelidir. Bu tür değişikliklerin günlük yaşamın doğal bir parçası olarak kabul edilmesi yerine işitmenin değerlendirilmesi, sorunun erken fark edilmesi açısından önem taşır. İşitme kaybının yavaş ilerlemesi, kişinin günlük yaşamda bazı iletişim sorunlarını normalleştirmesine neden olabiliyor. Televizyon veya telefon sesinin giderek daha yüksek seviyelere çıkarılması, konuşmaların tekrar ettirilmesi, özellikle gürültülü ortamlarda söylenenleri anlamakta güçlük çekilmesi ve telefon görüşmelerinde karşı tarafın söylediklerini ayırt edememe bu belirtiler arasında yer alıyor.”ÇOCUKLARDA İŞİTME KAYBI GELİŞİMİ DE ETKİLEYEBİLİRDoç. Dr. Yalçınozan, “İşitme sorunlarının fark edilmesi çocukluk döneminde daha da önem kazanıyor. Dünya Sağlık Örgütü, 5-19 yaş grubunda yaklaşık 90 milyon çocuk ve ergenin işitme kaybıyla yaşadığını bildiriyor. Çocukluk çağındakiişitme sorunlarıfark edilmediğinde konuşma ve dil gelişimi, bilişsel gelişim, eğitim hayatı ve sosyal etkileşim üzerinde olumsuz sonuçlara yol açabiliyor. Çocuklarda ismine tepki vermeme, sesin geldiği yöne dönmeme, konuşmanın yaşıtlarına göre gecikmesi, yönergeleri takip etmekte zorlanma veya okulda öğretmenin söylediklerini anlamakta güçlük çekme gibi durumlar işitmenin değerlendirilmesini gerektirebilecek belirtiler arasında bulunuyor” diye konuştu.Doç. Dr. Yalçınozan, çocuklarda işitme kaybının erken fark edilmesinin gelişim açısından önemli olduğunu belirterek, “Çocukların işitme becerileri, çevrelerindeki sesleri ve konuşmaları algılamalarıyla birlikte dil ve iletişim gelişiminin de önemli bir parçasıdır. İşitme ile ilgili bir sorun olduğundan şüphelenildiğinde bunun yalnızca geçici bir dikkat dağınıklığı veya çocuğun konuşmaya ilgisizliği olarak değerlendirilmemesi gerekir. Özellikle konuşma ve dil gelişiminde beklenen basamakların gerisinde kalınması durumunda işitmenin değerlendirilmesi önem taşır” dedi.YÜKSEK SES MARUZİYETİNE DİKKATDoç. Dr. Yalçınozan, “İşitme kaybının nedenleri arasında yaşlanma, kulak hastalıkları, genetik faktörler ve bazı enfeksiyonların yanı sıra yüksek sese uzun süre veya yoğun şekilde maruz kalmak da bulunuyor. Özellikle kişisel ses cihazlarının yüksek ses seviyesinde kullanılması, konser ve eğlence mekanları gibi yüksek sesli ortamlarda uzun süre bulunulması ve iş ortamındaki yoğun gürültü maruziyeti işitme sağlığı açısından risk oluşturabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, 1 milyardan fazla genç insanın eğlence amaçlı yüksek ses maruziyeti nedeniyle işitme kaybı riski altında olabileceğine dikkat çekiyor” ifadelerini kullandı.Doç. Dr. Yalçınozan, işitme sağlığının korunmasında günlük yaşam alışkanlıklarının da önem taşıdığını belirterek, “Yüksek sesli ortamlarda geçirilen sürenin azaltılması, kişisel ses cihazlarında güvenli ses seviyelerinin tercih edilmesi ve gürültülü çalışma ortamlarında gerekli koruyucu önlemlerin alınması işitme sağlığının korunmasına katkı sağlayabilir. Bunun yanında işitmede yeni başlayan veya giderek artan bir değişiklik, kulakta çınlama, konuşmaları anlamada belirgin güçlük ya da çocuklarda işitme ve iletişim gelişimiyle ilgili bir şüphe olduğunda değerlendirme yapılması önemlidir” ifadelerini kullandı.Doç. Dr. Yalçınozan, “İşitme Engelliler Haftası, işitme kaybıyla yaşayan bireylerin karşılaştığı iletişim güçlüklerine dikkat çekmenin yanı sıra işitme sağlığının korunması ve işitme kaybının erken fark edilmesi konusunda toplumda farkındalık oluşturmak açısından önemli bir fırsat sunuyor. İşitme kaybının erken fark edilmesi, bireyin iletişim, eğitim ve sosyal yaşam üzerindeki olası etkilerinin azaltılması açısından önem taşıyor. Dünya Sağlık Örgütü de özellikle çocuklarda işitme sorunlarının erken fark edilmesi ve uygun bakımın zamanında sağlanmasının gelişim ve eğitim açısından kritik olduğunu belirtiyor” dedi.Kaynak: DHA
SAĞLIK
Okullar açıldı! İlk 30 gün bağışıklık için kritik
Okulların açılmasıyla milyonlarca çocuk yeniden sınıflara dönerken, uzmanlar özellikle eğitim yılının ilk haftalarında uyku, beslenme ve hijyen düzenine dikkat çekiyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Doğan, okulun ilk 30 gününün çocukların yeni yaşam düzenine uyumu açısından önemli olduğunu belirterek ailelere uyarılarda bulundu Yaz tatilinde değişen uyku ve beslenme alışkanlıklarının okulun açılmasıyla birlikte kısa sürede yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Doğan, kalabalık sınıflar, okul servisleri, yemekhaneler ve ortak kullanım alanlarının da çocukların çok daha fazla kişiyle yakın temas kurmasına neden olduğuna dikkat çekti.Okula dönüşün çocuk açısından önemli bir rutin değişikliği olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Doğan, “Çocuk bir anda daha erken kalkmaya, günün büyük bölümünü okulda geçirmeye ve çok sayıda çocukla aynı ortamı paylaşmaya başlıyor. Bu nedenle ilk haftaları yalnızca akademik değil, fiziksel açıdan da bir adaptasyon dönemi olarak görmek gerekiyor” dedi.Ailelerin bu süreçte her hastalığı “bağışıklık düşüklüğü” olarak değerlendirmemesi gerektiğini vurgulayan Doğan, özellikle tekrarlayan, ağır seyreden veya uzun süren enfeksiyonlarda çocuk hekiminin değerlendirmesinin önemli olduğunu ifade etti.Çocukların bağışıklığını desteklemenin tek bir vitamin ya da ürüne indirgenemeyeceğini belirten Dr. Doğan, “Önceliğimiz yeterli uyku, dengeli beslenme, yeterli sıvı tüketimi, hareket ve doğru hijyen alışkanlıkları olmalı” diye konuştu.Dr. Doğan, okulun ilk 30 gününde ailelerin özellikle altı noktaya dikkat etmesini önerdi: "Uyku ve uyanma saatlerinin düzenlenmesi, kahvaltının atlanmaması, yeterli su tüketimi, sebze-meyve ve protein kaynaklarının dengeli tüketilmesi, doğru el yıkama alışkanlığının kazandırılması ve hastalık belirtilerinin yakından takip edilmesi."Vitamin ve mineral takviyeleri konusunda da aileleri bilinçli davranmaya çağıran Dr. Doğan, kullanılacak ürünlerin çocuğun yaşına ve bireysel ihtiyaçlarına uygun olması gerektiğinin altını çizdi. Dr. Murat Doğan, hiçbir takviyenin dengeli beslenme ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yerine geçemeyeceğini de vurguladı.Eğitim yılının başlangıcında yalnızca ders programına değil çocuğun fiziksel ve psikolojik uyumuna da odaklanılması gerektiğini söyleyen Dr. Murat Doğan, ailelere şu mesajı verdi: "İlk 30 günü bir adaptasyon dönemi olarak görmeliyiz. Çocuğun uykusundan kahvaltısına, su tüketiminden hijyen alışkanlıklarına kadar günlük rutini yeniden oturtabilirsek eğitim yılına çok daha sağlıklı bir başlangıç yapabiliriz. Çünkü okul başarısının başlangıç noktası sağlıklı bir çocuktur.”Kaynak: Haberturk
SAĞLIK
‘Trafik kazası sonrası yapılan ilk işlemler tazminat sürecini doğrudan etkileyebiliyor’
Trafik kazası sonrasında yapılan işlemlerin birbirinden bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Avukat Murat Tuğa, özellikle yaralanmalı ve ölümlü kazalarda kusur, sağlık durumu ve meydana... Trafik kazası sonrasında yapılan işlemlerin birbirinden bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Avukat Murat Tuğa, özellikle yaralanmalı ve ölümlü kazalarda kusur, sağlık durumu ve meydana gelen zararın kapsamının tazminat sürecini doğrudan etkileyebildiğini belirtti.‘KUSUR ORANI TRAFİK KAZASI DAVALARININ EN ÖNEMLİ UNSURLARINDAN BİRİDİR’Trafik kazası davalarında kusur oranının tazminatın belirlenmesinde temel unsurlardan biri olduğunu ifade eden Tuğa, kaza sonrasında düzenlenen ilk belgelerde yer alan kusur değerlendirmelerinin her zaman uyuşmazlığın nihai sonucunu belirlemediğine dikkat çekerek şunları söyledi:“Vatandaşlar çoğu zaman kaza tespit tutanağında veya ilk değerlendirmede belirtilen kusur oranının artık değişmeyeceğini düşünüyor. Oysa uyuşmazlığın niteliğine göre kaza tutanağı, olay yeri incelemesi, kamera görüntüleri, tanık anlatımları, araçların hasar durumları ve bilirkişi incelemeleri birlikte değerlendirilebiliyor. Bu nedenle kusur konusunda yalnızca ilk tespit üzerinden hareket edilmesi bazı durumlarda hak kaybına yol açabiliyor.”‘SİGORTA ŞİRKETİNİN ÖDEME YAPMASI TÜM HAKLARIN KARŞILANDIĞI ANLAMINA GELMEYEBİLİR’Trafik kazalarında en sık karşılaşılan yanılgılardan birinin sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin bütün zararları karşıladığı düşüncesi olduğunu belirten Avukat Tuğa, “Sigorta şirketinin ödeme yapmış olması tek başına zarar gören kişinin bütün haklarının karşılandığı anlamına gelmeyebilir. Yapılan ödemenin hangi zarar kalemi için gerçekleştirildiği, hesaplamanın hangi verilere dayandığı ve gerçek zararı karşılayıp karşılamadığı ayrıca incelenmelidir. Özellikle bedensel zarar veya ölümün bulunduğu kazalarda hesaplama çok daha teknik bir nitelik taşımaktadır” ifadelerini kullandı.‘YARALANMALI TRAFİK KAZALARINDA SAĞLIK SÜRECİ TAZMİNATIN BELİRLENMESİNDE ÖNEM TAŞIYOR’Yaralanmalı trafik kazası davalarında yalnızca ilk hastane kayıtlarının değil, tedavi sürecinin tamamının önem taşıdığını ifade eden Tuğa şöyle konuştu:“Yaralanmanın kişinin çalışma gücü ve günlük yaşamı üzerindeki etkileri tazminat değerlendirmesinde önem taşıyor. Tedavi evrakları, sağlık kurulu değerlendirmeleri, kişinin yaşı, geliri ve kazadaki kusur durumu gibi birçok unsur birlikte ele alınabiliyor. Bu nedenle yaralanmalı trafik kazalarında sağlık belgelerinin eksiksiz şekilde muhafaza edilmesi gerekiyor.”‘ÖLÜMLÜ TRAFİK KAZALARINDA DESTEKTEN YOKSUN KALANLARIN HAKLARI GÜNDEME GELİYOR’Ölümlü trafik kazalarının hukuki sonuçlarının farklı olduğunu ifade eden Avukat Murat Tuğa, “Bir kişinin trafik kazasında hayatını kaybetmesi halinde yalnızca ceza soruşturması yürütülmüyor. Ölen kişinin desteğinden mahrum kalan kişiler bakımından destekten yoksun kalma tazminatı ve olayın özelliklerine göre manevi tazminat talepleri de gündeme gelebiliyor. Burada ölen kişinin yaşı, geliri, destek ilişkisi ve kusur durumu gibi birçok unsur hesaplamada önem taşıyor” dedi.‘ARAÇTAKİ HASAR İLE DEĞER KAYBI AYNI ŞEY DEĞİLDİR’Trafik kazalarının araç yönünden doğurduğu sonuçlara da değinen Tuğa, vatandaşların araç hasarı ile değer kaybını zaman zaman birbirine karıştırdığını ifade ederek, “Aracın onarım gideri ile kaza nedeniyle ikinci el piyasa değerinde meydana gelen azalma farklı zarar kalemleridir. Aracın yaşı, kilometresi, hasarın niteliği, daha önceki hasarları ve onarılan parçalar gibi unsurlar değer kaybının değerlendirilmesinde önem taşıyabilir. Bu nedenle yalnızca aracın tamir edilmiş olması zarar sürecinin tamamen sona erdiği anlamına gelmez” diye konuştu.‘EN BÜYÜK HATA HAKLARIN KAPSAMI BELİRLENMEDEN İŞLEM YAPMAK’Trafik kazası sonrasında vatandaşların önlerine gelen ödeme veya uzlaşma seçeneklerini zararlarının kapsamını tam olarak belirlemeden kabul edebildiğini söyleyen Tuğa, şu değerlendirmede bulundu:“Uygulamada karşılaştığımız önemli sorunlardan biri, kazadan hemen sonra bütün zarar kalemleri ortaya çıkmadan sürecin sonuçlandırılmaya çalışılmasıdır. Özellikle bedensel zararlarda tedavi devam ederken zararın nihai boyutu henüz belli olmayabilir. Bu nedenle yapılacak işlemin ileride ileri sürülebilecek talepler üzerindeki hukuki sonuçlarının önceden değerlendirilmesi önem taşımaktadır.”‘HER TRAFİK KAZASI DOSYASI AYRI DEĞERLENDİRİLMELİDİR’Avukat Murat Tuğa, sözlerini şöyle tamamladı:“Trafik kazası davalarında tek bir standart tazminat hesabından söz etmek mümkün değildir. Kazanın meydana geliş şekli, tarafların kusur durumu, yaralanmanın niteliği, gelir, yaş, sigorta kapsamı ve meydana gelen zarar her dosyada farklılık gösterir. Bu nedenle trafik kazası sonrasında yalnızca alınacak ödeme miktarına değil, hangi hakların doğduğuna ve bu hakların hangi kişi veya kurumlardan talep edilebileceğine bütüncül şekilde bakılması gerekir.”Kaynak: DHA
SAĞLIK
İngiltere'de akıl sağlığı merkezinde hasta cinayeti: Olay nasıl gelişti, ihmaller neler?
Londra'nın doğusundaki, İngiltere Sağlık Hizmetleri'ne (NHS) bağlı akıl sağlığı merkezinde bir hastanın başka bir hasta tarafından öldürüldüğü gece, personelin uyuduğu, telefonlarıyla ilgilendiği ve kayıtları tahrif ettiği soruşturmada ortaya çıktı. Londra'nın doğusundaki, İngiltere Sağlık Hizmetleri'ne (NHS) bağlı akıl sağlığı merkezinde bir hastanın başka bir hasta tarafından öldürüldüğü gece, personelin uyuduğu, telefonlarıyla ilgilendiği ve kayıtları tahrif ettiği soruşturmada ortaya çıktı.34 yaşındaki Hugo Flint-Cahan,Londra'nın doğusundaki NHS Vakfı tarafından işletilen Newham Ruh Sağlığı Merkezi'nde (NMHC) tedavi görürken, 22 yaşındaki Rolando Torres-Pena tarafından uğradığı saldırıda hayatını kaybetti.Hugo'nun ailesi, bakımındaki ihmaller nedeniyle şoke olduklarını söylüyor.Vakıf, soruşturmada gündeme gelen bazı konuları ele aldıklarını ve kusurları tespit edilen personel hakkında soruşturma başlattıklarını bildirdi.Adli tabip, olayla ilgili sonuç bildirisinde, Hugo'nun ölümünde ihmalin rol oynadığını tespit etti, dört personelin ilgili denetleyici kuruma sevk edilmesini ve Londra polisinin o gece yaşananlarla ilgili soruşturmasını gözden geçirmesini tavsiye etti.Altı ay boyunca merkezde tedavi gören Hugo, 3 Ocak 2023'ün erken saatlerinde, beş gün önce servise gelen Torres-Pena tarafından boğularak öldürülmüştü.Torres-Pena, mahkemede suçunu kabul etti ve akıl sağlığı bozukluğunu hafifletici sebep olarak sundu. Kendisine süresiz hastane gözetimi emri verildi.Bir adli tabip, hastane yönetiminin sadece Hugo'nun ölümünde değil, birçok hastanın ölümünde ihmali olduğunu söyledi.Doğu Londra Baş Adli Tabibi Graeme Irvine, hasta gözlem kayıtlarının tahrif edilmesi ve acil servislere geç müdahale gibi "aynı" hataların "tekrar tekrar" ortaya çıktığına dair kanıtları duyduğunda "her gün benzer olayların yaşandığına" işaret etti.Hugo'nun ölümüne yol açan olaylarHugo'nun öldüğü gece, akut ruh sağlığı sorunları olan erkek hastaların yattığı Topaz koğuşunda iki hemşire ve bir hemşire yardımcısı görev yapıyordu.Soruşturmada, Torres-Pena'nın merkezden ayrılmak üzere olduğu düşüncesiyle koridorda bir aşağı bir yukarı yürüdüğü belirtildi.Hugo da huzursuzdu. Güvenlik kamerası kayıtları, bir noktada hemşirelerden birini takip ettiğini gösteriyor. Saat 01: 00'den sonra Hugo'nun koridorda tek başına dolaştığı görülüyor. Güvenlik kamerası kayıtları onu en son 01: 22'de canlı olarak gösteriyor. Kısa bir süre sonra Torres-Pena'nın odasına girdiği düşünülüyor.Saat 01: 26'da Torres-Pena koridorda yürürken görülüyor. Hugo'nun boş odasına giriyor ve birkaç dakika sonra kadrajdan kayboluyor.Hugo'ya tam olarak ne zaman saldırıldığı bilinmiyor, ancak saat 01: 31'de Torres-Pena'nın yanındaki odada bulunan hastanın güvenlik kamerası görüntülerinde odasından çıktığı görülüyor.Koridorda yukarı aşağı bakıyor ve bir şeyden rahatsız olmuş gibi görünüyor. Etrafta hiçbir personel görünmüyor. Daha sonra hasta, kadrajın dışında bir şeye bakarken görülüyor. Hugo'nun bu sırada dövülüp boğulduğu düşünülüyor.Bu süre zarfında, hemşireler Rosemary Chukwuji-Ohanachum ve Raji Olagunju, kapısı kapalı bir şekilde personel odasında bulunuyorlardı. Koridorda üç hasta dolaşmasına rağmen, hiçbir personel ortada görülmüyor. Hemşire yardımcısı Anthony Onuh ise terapi odasında iki saat uyudu.Saat 02: 00'den hemen önce, Torres-Pena'nın koridorda tekrar dolaştığı görülüyor. Bu sırada pantolonu yoktu. Hugo'nun ölüm nedenini araştıran adli tabip, Torres-Pena'nın pantolonunu kan içinde kaldığı için çıkardığını söyledi.Servisteki hastaların personel tarafından saat başı kontrol edilmesi gerekiyordu. Servisin gözlem kayıtlarında doğru olmayan bir şekilde, Hugo'nun saat 02: 00'de yatağında uyanık olduğu yazılmış.Doğru olmayan kayıtlarOnuh adli tıp görevlisine, hastaları kontrol etmeden formu doldurduğunu itiraf etti.O sıralarda güvenlik kamerası kayıtları Onuh'un yatağını tutarak terapi odasından çıktığını gösteriyor. O Torres-Pena ile konuşurken, hemşire Chukwuji-Ohanachum da battaniyeleriyle yanlarından geçiyor.Chukwuji-Ohanachum, adli tabibe verdiği ifadede, izinsiz kullandığı iki saatlik molasında uyumak için terapi odasına gitmekte olduğunu söyledi.Hugo, saldırıya uğradıktan yaklaşık iki saat sonra, saat 03: 19'da hemşire Olagunju tarafından bulundu. Olagunju, kalp masajı yapmaya veya alarm vermeye çalışmadı ve komşu koğuşta bulunan birimin gece müdürü Alex Obamwonyi'yi bulmaya gitti.Obamwonyi soruşturmada Hugo'nun nefes almadığını ve nabzını bulamadığını söyledi. Alarmı verdiğini ancak odanın kapısını kilitlediğini belirtti. CPR'a başlamak için çok geç olduğunu düşündüğünü ve olay yerindeki delilleri korumak istediğini söyledi. Acil servisler saat 03: 37'de çağrıldı ve kalp masajına nihayet saat 03: 45'te başlandı.Soruşturmada tanıklar, kaotik sahneler anlattılar. Hemşire Chukwuji-Ohanachum çığlık atıyor ve kendini yere atıyordu. Mahkemede okunan bir ifadeye göre, diğer personel tarafından zapt edilmesi gerekti. Bir personel, yorgunluktan bitkin düşene kadar Hugo'ya kalp masajı yapmaya devam etti.Saat 04: 41'de Hugo'nun ölü olduğu ilan edildi.Güvenli değil ve kabul edilemezHugo'nun babası William Flint Cahan, diğer aile üyeleriyle birlikte soruşturmaya dahil oldu ve personelin "kayıtsız" davrandığını söyledi."Gereken bakım sağlanmış olsaydı" oğlunun ölümünün önlenebilir olduğunu savunuyor.İngiltere Sağlık Hizmetleri'nde doktorluk yapan Hugo'nun kardeşi Jolyon, "Her iki hastanın bakımında da hem beceriksizce hem de dürüst olmayan bir şekilde davranılması sonucu yaşanan başarısızlıklar zinciri yürek burkucuydu" diyor.Son 12 yılda, yerel adli tıp uzmanları, vakfa en az 29 kez gelecekteki ölümlerin önlenmesi için uyarı gönderdi. Bu uyarılar, bir adli tıp uzmanının, önlem alınmadığı takdirde daha fazla ölüme yol açabilecek sorunları tespit etmesi durumunda kuruluşa gönderiliyor.BBC, hem birebir hem de topluluk hizmetlerini kapsayan raporları analiz etti. Vakaların yarısından fazlasında, hastanın kendisine veya başkalarına yönelik oluşturduğu riskin doğru bir şekilde değerlendirilmediği tespit edildi. Personel, diğer kurumlar ve aileler arasındaki zayıf iletişim de tekrar tekrar raporlarda vurgulanıyor.En sert uyarılar, hastaların güvenliğini sağlamak için gerekli olan kontroller ve tahrif edilmiş kayıtlar hakkındaydı. Flint Cahan soruşturmasını yürüten adli tabibin 2021'de yayınladığı raporda, kurumda "hastane kayıtlarının yanlış ve yanıltıcı bir şekilde tutulmasının hoş görüldüğü" ve "bir cezasızlık kültürünün var olduğu" uyarısında bulunuldu.2024 yılında yayınlanan iki raporda, kontrollerin eksik yapıldığı ve hastaların kontrol edildiği izlenimini vermek için kayıtların tahrif edildiği vurgulandı. Kurum, uyarı bildirimlerinden birine yanıt olarak kapsamlı eğitim programları ve kalite kontrolleri getirildiğini belirtti.2025 yılında, genç bir kadının ölümüyle ilgili dördüncü raporda, kontrol kayıtlarının tahrif edildiği tekrar vurgulandı. Adli tabip, "kurumun çok sayıda eylem planında verdiği güvencelere rağmen", soruşturmanın iki koğuşta gözlemlerin nasıl yapıldığı konusunda "yaygın endişeleri ortaya çıkardığını" söyledi.Raporlarda dile getirilen diğer ciddi endişeler arasında, personelin acil durumlara müdahale biçimi, kalp masajında yaşanan gecikmeler ve -bir vakada- hemşirelerin hastanın göğsü yerine karnına kalp masajı yapması yer alıyor.Rethink adlı ruh sağlığı yardım kuruluşundan Brian Dow, ülke genelindeki ruh sağlığı birimlerinin sağladığı bakımı takip etmek için ulusal bir hasta güvenliği kaydı oluşturulmasını talep ediyor."Daha önce de yetersiz kontroller, tahrif edilen kayıtlar ve kabul edilemeyecek düzeyde bakım gibi durumlarla karşılaştık" diyor. "En zorlu ve en savunmasız, en ağır hastaların bulunduğu servislerde hasta güvenliğine yönelik daha güçlü bir yaklaşım sergilememiz gerekiyor."Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zekadan yararlandık. Yayınlanmadan önce çeviriyi bir BBC gazetecisi kontrol etti. .
SAĞLIK
3 yaşındaki çocuğun metastatik kanseri, deneysel tedavinin ardından yok oldu
3 yaşındaki bir hastayı içeren ilham verici başarı öyküsü, bilim insanlarının katı tümörlere karşı CAR T hücresi terapisinde büyük ilerleme kaydettiğini ve potansiyel olarak hayat kurtarıcı sonuçlar elde ettiğini gösteriyor. The New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan bir raporda araştırmacılar, CAR T hücresi tedavisinin ardından bir karaciğer kanseri türü olan hepatoblastomun 3 yaşındaki bir erkek çocukta tamamen gerilediği bir vakayı belgeledi.Çocuğa ilk teşhis konulduğunda, karaciğerinin sol lobunda 11,2 cm x 9,6 cm x 7,1 cm boyutlarında bir kitle bulunuyordu.Kanserakciğerlerine metastaz yapmış ve kemiklere de yayıldığına dair işaretler görülmüştü.Çocuküç seans kemoterapi almış ve birincil karaciğer tümörü, akciğerlerine yayılan kanseri almak için yapılan iki ameliyatla birlikte cerrahi olarak çıkarılmıştı.Müdahalelere rağmen kanser hızla geri gelmiş ve akciğerlerinde yeni bir tümör ortaya çıkmıştı.Hızlı nüksün ardından çocuk, deneysel bir CAR T hücresi terapisi türünün ilk insan deneyi olan CARE çalışmasına dahil edildi.Çocuk, kendi T hücrelerinden yapılan ancak karaciğer kanserlerinde yüksek düzeyde ifade edilen glipikan-3 (GPC3) proteinini tanımak üzere tasarlanan deneysel GPC3-CAR tedavisinden iki doz aldı.Araştırmacılar ayrıca, klinik öncesi modellerden elde edilen önceki kanıtlara dayanarak CAR T hücrelerinin ömrünü ve tümör öldürme yeteneğini artırmak için bağışıklık proteinleri olan interlökin-15 ve interlökin-21'i ifade edecek genleri de tedaviye eklediler.Çocuk, GPC3-CAR tedavisinden iki infüzyon aldı. İlk infüzyonun ardından hasta, BT taramaları ve tümör aktivitesinin bir göstergesi olan kanındaki alfa-fetoprotein adlı proteinin düşen seviyeleri ile gösterilen kısmi bir yanıt gösterdi.Sekiz hafta sonra tedavinin ikinci dozunu aldı ve takip taramaları, bazı kalıntı yara izleri dışında hastalığın kalan hiçbir belirtisini göstermedi.12 ayın sonunda çocuk hâlâ hastalıksızdı; bu, hastalığının deneye katılım öncesindeki şiddetigözönüne alındığında hasta ve ailesi için inanılmaz bir sonuç ve dönüm noktasıydı.Seattle Çocuk Hastanesi ve Washington Üniversitesi'nden ortak yazar ve çocuk onkoloğu Andras Heczey, bu çalışmanın, bu yeni CAR T hücrelerinin hepatoblastom için güvenli ve etkili bir modalite olabileceğine dair kanıt sağladığını ve GPC3+ katı tümörleri olan hastaların daha fazla değerlendirilmesine duyulan ihtiyacı vurguladığını belirtiyor.Testlere CARE çalışmasında (Baylor College of Medicine'da) ve Seattle Çocuk Hastanesi aracılığıyla yürütülen IMPACT adlı benzer bir klinik araştırmada devam ediliyor.Bulgular The New England Journal of Medicine dergisinde rapor edildi.Kaynak: TRT Haber
SAĞLIK
Çay ve kahveyi böyle içenler dikkat! Kanser riski 3 kat daha yüksek çıktı
Oxford Üniversitesi'nin yaklaşık 1 milyon İngiliz yetişkinin verilerini incelediği geniş kapsamlı araştırmadan çay ve kahve tüketenleri yakından ilgilendiren sonuçlar çıktı. İçeceklerini "çok sıcak" tükettiğini bildirenlerde yemek borusu skuamöz hücreli karsinomu riskinin, ılık içenlere kıyasla yaklaşık 3 kat daha yüksek olduğu görüldü. Günde 6 veya daha fazla sıcak içecek tüketimi ise hastalık riskinde yüzde 71'lik artışla ilişkilendirildi. Çayve kahveyi çok sıcak tüketmeyi sevenleri ilgilendiren dikkat çekici bir araştırma yayımlandı. Oxford Üniversitesi araştırmacıları, içeceğin sıcaklığı ile belirli bir yemek borusu kanseri türü arasındaki ilişkiyi inceledi.Oxford Üniversitesi'nde beslenme epidemiyoloğu Keren Papier'in başyazarı olduğu araştırmaya yaklaşık 1 milyon İngiliz yetişkin dahil edildi. Katılımcıların yaklaşık yarısı ortalama 14 yıl takip edilen Milyon Kadın Çalışması'ndan, diğer yarısı ise 11 yıl takip edilen İngiltere Biyobankası'ndan geldi. Çalışmanın sonuçları Uluslararası Kanser Dergisi'nde yayımlandı.Araştırmada katılımcıların çay ve kahve gibi içecekleri hangi sıcaklıkta tüketmeyi tercih ettikleri incelendi. Sonuçlara göre içeceğini "çok sıcak" tükettiğini bildiren kişilerde yemek borusu skuamöz hücreli karsinomu riski, "ılık" içenlere göre yaklaşık 3 kat daha yüksek çıktı. Keren Papier sonucu şu sözlerle anlattı: " İçeceklerini 'ılık' içtiğini bildiren kişilerle karşılaştırıldığında , 'sıcak' içenlerin SCC riskinin yaklaşık 1,7 kat daha yüksek olduğu, 'çok sıcak' içenlerin ise yaklaşık üç kat daha yüksek olduğu görüldü"Araştırmanın öne çıkan bir diğer bulgusu tüketim miktarıyla ilgili oldu. Günde 6 veya daha fazla sıcak içecek tüketenlerde hastalığa yakalanma riski yüzde 71 daha yüksek bulundu. Bununla birlikte aynı ilişki, yemek borusunun alt bölümünde gelişen adenokarsinom için gözlemlenmedi. Araştırmacılar, tespit edilen ilişkinin gerçek bir neden-sonuç ilişkisini yansıtması halinde, insanların içeceklerini "çok sıcak" yerine "sıcak" tüketmesiyle skuamöz hücreli karsinom vakalarının yaklaşık yüzde 14'ünün önlenebileceğini hesapladı.Stony Brook Kanser Merkezi'nden Dr. Aaron Sasson, sıcak sıvıların yemek borusunu tahriş edebileceğine dikkat çekti. Sasson, "Tıpkı elinizi yakmak gibi, eliniz yanarsa, yanık bölgesinde deride skuamöz hücreli karsinom gelişme riskiniz artar," dedi. Ardından, "Yani bunu, yemek borusuna sürekli olarak tekrarlanan bir yanık gibi düşünün." ifadelerini kullandı.haberin ilk ana başlığında 4 kat fazla, tıklayınca üst başlıkta kocaman 3 kat fazla kanser oranı!!! haberi yapan emin olamamış her düğmeye basmış galiba?heheh kimse bisey yazmamis. ülke caykolikten geçinmiyor. içmeyin kardeş. bitki çayi falan içinhaber okumak için reklam izletmek nedir yahuZehirli çay demiyorsunuz ??
SAĞLIK
Cem Yılmaz bastonu attı! Bu kez oğlu Kemal ile alışverişte görüntülendi
Kalp krizi sonrası baston kullanırken görüntülenmesiyle gündeme gelen Cem Yılmaz, bu kez daha iyi durumdaki görüntüsüyle dikkat çekti. Oğlu Kemal ile alışverişe çıkan ünlü komedyen, bastonsuz yürürken görüntülendi. Muhabirlerin sorularını yanıtlayan Yılmaz, “Bu defa bastonum yok. Kendim yürüyorum” diyerek sağlık durumuyla ilgili esprili bir mesaj verdi. Geçirdiği kalp krizi sonrası bastonla görüntülenmesi gündem olan Cem Yılmaz, bu kez bastonsuz haliyle objektiflere yansıdı. Oğlu Kemal Yılmaz ile birlikte alışveriş yapan ünlü komedyen, basın mensuplarının fotoğraf isteğini geri çevirmedi. Yılmaz, “Bu defa bastonum yok. Kendim yürüyorum” diyerek de espri yaptı.Cem Yılmaz, 29 Ağustos'ta Çanakkale'nin Ayvacık ilçesindeki evinde geçirdiği kalp krizi sonrası hastaneye kaldırılmış ve anjiyo edilmişti. Tedavisinin ardından taburcu olan Yılmaz, günler sonra katıldığı bir davette baston kullanırken görüntülenmişti. Bu görüntüler kısa sürede gündem olmuştu.Bastonlu görüntülerinin ardından Yılmaz, sosyal medya hesabından evindeki baston koleksiyonunu paylaşarak haberlere esprili bir yanıt vermişti.Ünlü komedyen, son olarak oğlu Kemal Yılmaz ile birlikte Zincirlikuyu'daki bir AVM'de görüntülendi. Alışveriş turu sırasında objektiflere takılan Yılmaz'ın bu kez herhangi bir baston kullanmadığı görüldü.Fotoğraf talebini geri çevirmeyen Cem Yılmaz, gazetecilere yaptığı kısa açıklamada “Bu defa bastonum yok. Kendim yürüyorum” diyerek önceki görüntülerine ve yapılan haberlere göndermede bulundu.Baba-oğul AVM'de bir süre mağazaları gezerken, Yılmaz oğlu Kemal için okul alışverişi yaptı. Alışveriş turuna devam eden Yılmaz'ın neşeli tavırları da dikkat çekti.çok önemli bir haber di iyiki bu haberi yayınladınız, Yoksa habersiz kalmıştık.