Yemek borusundaki 13 santimetrelik dev kitle kapalı cerrahi yöntemle çıkarıldı
Yemek borusundaki 13 santimetrelik dev kitle kapalı cerrahi yöntemle çıkarıldı
Habere GitBakan Memişoğlu: Yerli kalp-akciğer makinesinde seri üretime geçeceğiz
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Kendi kalp-akciğer pompamızı ASELSAN'la beraber yaptık. O cihaz olmadan kalp ameliyatları yapılamaz. Şimdi onu hastalarda kullanmaya başladık. Bir ay evvel başladık ve sene sonu itibarıyla seri üretimine geçeceğiz" diye konuştu.
Habere GitÇorum Fizik Tedavi Hastanesi Bakanlığın Yatırım Programına Alındı
Ankara İskilipliler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Daşcı'nın, Çorum'un fizik tedavi ve rehabilitasyon alanındaki ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Sağlık Bakanlığına yaptığı kapsamlı resmi başvuru önemli bir aşamaya ulaştı. Sağlık Bakanlığı, "Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi Hastanesi Ek Bina Yatırımı"nı 2027 yılı yatırım programına alınmak üzere Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına sundu.
Habere GitSağlık Gündeminde Markanıza Yer Açın!
Basın bültenlerinizi, firma haberlerinizi, ürün lansmanlarınızı ve röportaj taleplerinizi bize iletin; Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi’nde yayınlayalım.
Habere GitÇoklu Damar Tıkanıklığında Robotik Bypass Avantajı
Çoklu Damar Tıkanıklığında Robotik Bypass Avantajı
Habere Git351. Sayı
Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.
CANLI YAYIN TAKVİMİ
ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR
Muayene Katılım Payı Nedir?|Sağlıkla Güvende Kalın 79. Bölüm
KLS Martin’in İleri Cerrahi Çözümleri Oypa Medikal Güvencesiyle Türkiye’de
PAQEN: Tıbbi Cihazlarda İnovasyon, Regülasyon ve AR-GE’nin Güçlü Ortağı
KÖŞE
STRATEJİK GÖREV YAPANLARIN AİLELERİ DEVLET GÜVENCESİNDE OLMALIDIR
Mustafa DAŞCI
GÜNCEL HABERLER
SAĞLIK
Bakan Memişoğlu: Evde sağlık hizmetlerimizle 1 milyon 352 bin 775 hastaya hizmet veriyoruz
Sağlık Bakanı Memişoğlu, sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Hep yanı başınızdayız.Evde Sağlıkhizmetlerimizle bugün itibarıyla 1 milyon 352 bin 775 hastaya hizmet veriyoruz. 2026'nın ilk yarıs... Sağlık Bakanı Memişoğlu, sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Hep yanı başınızdayız.Evde Sağlıkhizmetlerimizle bugün itibarıyla 1 milyon 3…
SAĞLIK
‘Elektrikli scooter kazaları ciddi kırıklara yol açabiliyor’
Yaz tatiliyle birlikte çocuklar ve gençler arasındascooterkullanımı yaygınlaşırken, kazalara bağlı yaralanmalar da artıyor. Medipol Üniversite Pendik Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr.... Yaz tatiliyle birlikte çocuklar ve gençler arasındascooterkullanımı yaygınlaşırken, kazalara bağlı yaralanmalar da artıyor. Medipol Üniversite Pe…
SAĞLIK
Kalıcı oje ve protez tırnak yaptıranlar dikkat! Kanser riski uyarısı!
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Akman, kalıcı oje ile protez tırnak uygulamalarında kullanılan kurutucu cihazlardaki ışıkların deride erken yaşlanmaya neden olabileceği ve kanser riskini artırabileceği uyarısında bulundu Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi H…
SAĞLIK
Doktora yumruk atan hasta tutuklandı
Hatay'da hastanede tartıştığı Dr. Necva Kamacıali'ye yumruk atıp, bıçakla tehdit eden Tahsin T. tutuklandı Hatay'ın Samandağ ilçesinde hastanede tartıştığı Doktor Necva Kamacıali'ye (66) yumruk atıp, bıçakla tehdit eden Tahsin T. (52), tutuklandı.Olay, 20 Ağustos günü saat 14.00 sıralarında Samandağ Devlet Hastanesi’nde meydana geldi. Muayene için…
DUYURULAR
SAĞLIK
Cizre'de Gıda Denetimleri Aralıksız Sürüyor
Cizre İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü, güvenilir gıda için işletmelerde hijyen, son tüketim tarihi ve saklama koşullarını denetliyor. Kurallara uymayanlara yaptırım uygulanıyor, denetimler tavizsiz devam edecek. Şırnak'ın Cizre ilçesinde vatandaşların sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşmasını sağlamak amacıyla gıda işletmelerine yönelik gerçekleştirilen denetimler aralıksız devam ediyor.Cizre İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne bağlı uzman teknik personeller, ilçe genelinde faaliyet gösteren gıda üretim, satış ve toplu tüketim yerlerinde kontrol ve denetim faaliyetlerini sürdürüyor. Vatandaşların güvenilir gıdaya erişimini teminat altına almayı hedefleyen ekipler, saha taramalarının ilgili mevzuat çerçevesinde planlı ve rutin olarak yürütüldüğünü bildirdi.Ekiplerin gerçekleştirdiği denetimlerde işletmelerin genel hijyen koşulları, ürünlerin son tüketim tarihleri, saklama şartları ve mevzuata uygunluk durumları titizlikle inceleniyor. Standartlara uymayan işletmeler uyarılırken, halk sağlığını riske atacak unsurlara karşı gerekli idari yaptırımların kararlılıkla uygulandığı vurgulandı.Cizre İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü yetkilileri, tüketicilerin sağlığını korumaya yönelik denetimlerin ilçe merkezi ile bağlı beldelerde tavizsiz bir şekilde sürdürüleceğini ifade etti.
SAĞLIK
Meme kanseri riskini kişiye özel hesaplayan yapay zeka modeli geliştirildi
Ankara'da meme kanseri taramalarında kişiye özel risk değerlendirmesini sağlayan yapay zeka destekli yeni bir model geliştirildi Ankara Etlik Şehir Hastanesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Kanada Toronto Üniversitesi ve Katar Doha Üniversitesi'nin iş birliğiyle, meme kanseri taramalarında kişiye özel risk değerlendirmesi yapılmasını sağlayan yapay zeka destekli model geliştirildi.Kanada Toronto Üniversitesi İstatistik Bilimleri Bölümü’nden Dr. Furkan Danışman, Katar Doha Üniversitesi Matematik ve İstatistik Bölümü’nden Dr. Zarina Oflaz, ODTÜ İstatistik Bölümü’nden Prof. Dr. Zeynep Kalaylıoğlu, Ankara Etlik Şehir Hastanesi Onkoloji Hastanesi Başhekimi ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Lütfi Doğan ile Cerrahi Onkoloji Kliniği’nden Dr. Mahmut Onur Kültüroğlu’nun yer aldığı çalışmada, 10 yıl boyunca 616 kadın takip edildi.Çalışmada, ortalama risk grubunda olmayan, şikayeti, aile öyküsü veya meme dokusunda daha önce saptanmış ve takip gerektiren lezyonları bulunan, bu nedenle toplumsal tarama programları dışında ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında daha sık aralıklarla takip edilen kadınların mamografileri değerlendirildi.En az 5 mamografi görüntüsü bulunan ve bu görüntüleri 2 yıldan daha kısa aralıklarla çekilen kadınların 6-10 yıllık mamografik yoğunluk değişimleri yapay zeka aracılığıyla geriye dönük olarak analiz edilirken; yaş, menopoz durumu, aile öyküsü, doğum sayısı, emzirme durumu ve vücut kitle indeksi gibi kişisel özellikler de değerlendirmeye dahil edildi. Çalışmada kullanılan yapay zeka destekli 'latent progresyon' modeli, mamografide yoğun meme dokusunun küçük tümörleri gizleme etkisini gerçek kanser riskinden ayırarak, zaman içerisinde meme dokusunda meydana gelen değişimleri takip etti ve geçmiş görüntülerden elde ettiği verilerle yeni mamografileri karşılaştırdı. Böylece düşük riskli kadınların gereksiz yere sık aralıklarla taranmasının önüne geçilmesi, daha yüksek riskli kadınların ise daha erken aralıklarla değerlendirilmesi, gerekli durumlarda koruyucu ilaç tedavisi veya önleyici cerrahi gibi seçeneklerin gündeme alınabilmesi amaçlanıyor.Ankara Etlik Şehir Hastanesi Onkoloji Hastanesi Başhekimi ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Lütfi Doğan, çalışma hakkında yaptığı açıklamada, "Ülkemizde KETEM’lerimizde toplumsal tarama programımız var. Bu, ortalama riske sahip ve herhangi bir şikayeti olmayan tüm kadınların, 60 yaşından başlayarak ve 2 yılda bir yaptırdıkları toplumsal tarama programı. Ancak toplumsal tarama dışında, daha yüksek riske sahip, örneğin kuvvetli aile öyküsü olan kadınlar ya da şikayeti olan kadınları, memede kitle nedeniyle daha önce biyopsi yapılmış takibi alınmış lezyonları olan kadınları da biz toplumsal taramanın dışında tutuyoruz. Onları 2 ve 3'üncü basamak sağlık tesislerinde daha kısa aralıklarla yaptığımız tetkiklerle takip ediyoruz. Buna da 'fırsatçı tarama' adı veriyoruz. Burada fırsatçı taramalardaki önemli sorunlarımızdan bir tanesi kadınların memesindeki morfolojik yapıları nedeniyle bazı kitlelerin kolay saklanabiliyor olmasıydı. Bu takipleri nasıl yapacağımıza dair elimizde net bir bilimsel veri olmamasıydı. Günümüzde yapay zeka tıpta da pek çok alanda tetkiklere yardımcı olur bir duruma geldi" ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Doğan, 10 yıl önce bir çalışma başlattıklarını anlatarak, "Fırsatçı tarama gereken şikayeti olan ya da riski daha yüksek olan 2 ve 3'üncü basamakta taradığımız kadınların, 10 yıl önceki filmlerini bir yapay zeka programına yüklemeye başladık. Bu program Kanada Toronto Üniversitesi ve Katar’da Doha Üniversitesi tarafından geliştirildi. Aynı zamanda projeye ODTÜ İstatistik Bölümü dahil oldu. Bu 10 yıl boyunca en az 5 tane mamografi filmi çekilen ve 2 yıldan daha az periyotlarda olmak üzere 616 kadın dahil edildi. Bu yapay zeka programı 10 yıl boyunca filmlerdeki kadınların kendi dokularındaki morfolojik değişiklikleri takip etti. Oradan gelen verilerle de ODTÜ yeni bir istatistik model geliştirdi. Bu model kişinin aile öyküsü, menopoz, yaş, doğum sayısı, emzirme durumu gibi faktörleri de göz önüne alarak bize hangi periyotlarla ve hangi yöntemlerle tarama yapmamız gerektiği konusunda net bilgiler verdi. Bu anlamda da biz eskiden tüm kadınları eğer şüpheli bir şey bulmazsak yılda bir mamografiye çağırıyorduk. Bu herkes için standarttı. Bu model artık kişiye özel tarama programları geliştirebilecek. Ne zaman gelmesi gerektiğini hangi filmlerle devam etmesi gerektiğini bize söyleyecek. Bu anlamda biz klinisyenlere yardımcı olacak" diye konuştu.Normal şartlarda kadınlarda menopozla birlikte memenin glandüler yapısının azalmasını ve yağ dokusu ile yer değiştirmesini beklediklerini ifade eden Prof. Dr. Doğan, "Ama bu her kadında aynı olmuyor. Genetik özellikler, hormonal özellikler, doğum sayısı, emzirme sayısı buna etkiliyor. Bazı kadınlar menopoza girse bile glandüler yapıları diğer kadınlar kadar hızla yok olmuyor. Bunun başlı başına bir meme kanseri risk faktörü olduğunu gördük. Aynı zamanda bu özellikteki kadınların mamografik taramalarında da sorun olduğunu gördük. İşte bu model, bu sorunu çözmeye yönelik planlandı. Bir kadının toplumsal tarama dışında şikayeti var, risk faktörleri var, aile öyküsü var ve doktora başvurdu. İlk muayenesini oldu ve ilk mamografi filmini çekildi. Bu modele bu filmler hastanın özellikleriyle beraber yükleniyor. Ondan sonra gelen her film tekrar bu modele yükleniyor. Model yapay zeka aracılığıyla buradaki yıllar içerisindeki morfolojik değişiklikleri takip ediyor. Çalışmada, yapay zekanın bize verdiği risk oranı ve verdiği takip protokolüne sadık kalındı.10 yıl takip edildiğinde 616 kadının kaçının gerçekten kanser geliştirdiği, kaçının geliştirmediği uzun takip süreleriyle verildi. Meme dokusu çok dens kadınlarda, (memede yağ dokusundan ziyade süt bezleri ve bağ dokusunun fazla ve yoğun olması) mamografi ile yaptığımız takiplerde çok küçük kitlelerin gizlenme riski var. Model, o dokudaki değişikliği geçmişe dönük hafızası ile eşleştirip de değişikliği yakalayabildiğinde çok küçük kitleleri yakalama gibi bir imkan da bize sunuyor. Sadece risk ya da tarama periyodu vermiyor. Aynı zamanda çok küçük kitleleri daha erken yakalamak konusunda bize yardımcı oluyor" dedi.Model ile menopoza giren kadınların memedeki glandüler yapısı ve yağ dokusunun obezite ile ilişkili verilerinin de belirlendiğini söyleyen Prof. Dr. Doğan, "Şöyle bir bilimsel bağlantı var; normal şartlarda menopozla birlikte yumurtalıklarda östrojen hormon üretimi düşüyor. Ancak dokuda, vücutta ne kadar çok yağ doku varsa yumurtalık dışında bu sefer periferik dokuda östrojen üretimi devam ediyor. Aslında meme dokusu, menopozla birlikte östrojene maruziyetin kesilip glandüler dokunun geriye gitmesi üzerine programlı bir organken bu kez hala uzun süreli östrojen etkisi ne yazık ki obez kadınlar da meme kanser riskini diğerlerinden daha yüksek kılıyor. Bizim model meme kanseri açısından yüzde 40'a kadar daha yüksek riskli olduğunu buldu obez kadınları. Bu model ile bazı hastaları gereksiz yere yılda bir mamografiye çağırmayacağız. Ama daha yüksek riskli olduğunu gördüğümüz hastaları da daha erken çağıracağız, belki önleyici ameliyatlar ve kemoprevensiyon ilaçlar başlayacağız. Eğer bir ürün modele dönüşebilirse çok daha fazla kişiye ulaşabilir. Önümüzdeki dönemde bu modeli ürüne dönüştürüp, Türk tıbbının kullanımına sunmayı amaçlıyoruz" ifadelerini kullandı.Kaynak: Haberturk
SAĞLIK
Uzun yolculuklarda hareketsizlik pıhtılaşma riskini artırıyor
Yaz aylarında artan uzun süreli kara ve hava yolu seyahatlerinde hareketsiz kalmak, özellikle risk grubundaki kişilerde bacak toplardamarlarında pıhtı oluşmasına ve hayati tehlikeye yol açabilen akciğer embolisine neden olabiliyor Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Servet Altay, yaz döneminde turistik hareketliliğin artmasıyla otobüs ve uçak yolculuklarının yoğunlaştığını söyledi.Uzun süre hareketsiz kalmanın bacak toplardamarlarında kan dolaşımını yavaşlatabildiğini belirten Altay, bu durumun özellikle risk grubundaki kişilerde derin ven trombozu gelişmesine zemin hazırlayabildiğini ifade etti.Bacaklarda oluşan pıhtıların dolaşımla kalbe, oradan da akciğere ulaşabileceğini anlatan Altay, bunun ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurguladı.Bacaklar hareketsiz kaldığı için bu bölgedeki toplardamarların dolaşım sorunu yaşayabildiğini ifade eden Altay, "Hareketsiz kalan bacaklarda oluşan bu pıhtılar kalbe, oradan da akciğere ulaşarak akciğer embolisi dediğimiz, önemli ölçüde ölümlere neden olabilecek bir hastalığa yol açabiliyor" dedi.Derin ven trombozu açısından kesin bir süre vermenin doğru olmayacağını dile getiren Altay, genel kabulün 4 saat ve üzerindeki yolculukların risk faktörü oluşturduğu yönünde olduğunu söyledi.Kişinin sağlık durumuna göre bu sürenin değişebileceğine işaret eden Altay, "Riskli grup için çok daha kısa süreler de etkili olabilir. Genç bir bireyde daha uzun süreler herhangi bir sorun oluşturmayabilir. Ancak genel kabul, 4 saat ve üzerindeki yolculukların bacaklarda derin ven trombozu gelişmesi açısından risk faktörü kabul edilmesi yönündedir" diye konuştu.Son yıllarda turistik amaçlı uzun yolculukların arttığını belirten Altay, buna paralel olarak yolculukla ilişkili pıhtılaşma bozuklukları ve akciğer embolisi vakalarında da artış gözlemlediklerini ifade etti.Akciğer embolisinin hastanede yatan hastalarda önemli ölüm nedenlerinden biri olduğunu aktaran Altay, bölgeye ilişkin epidemiyolojik veri bulunmamasına rağmen Trakya'nın özellikle yaz aylarında gurbetçilerin yoğun kullandığı güzergahlardan biri olması nedeniyle uzun yolculuk yapan kişilerde bu vakalarla karşılaştıklarını kaydetti.Altay; yaşlılar, hamileler, kalp yetersizliği, böbrek yetersizliği ve KOAH gibi kronik hastalığı bulunanların uzun yolculuklarda daha dikkatli olması gerektiğini söyledi.Yakın zamanda kalça ameliyatı geçirenler, hareket kısıtlılığı bulunanlar, kanser hastaları, daha önce pıhtılaşma bozukluğu veya akciğer embolisi geçirenler ile genetik pıhtılaşma bozukluğu bulunan kişilerin de risk grubunda yer aldığını anlatan Altay, genç kadınlarda doğum kontrol hapı kullanımının da pıhtılaşmaya yatkınlığı artırabileceğini belirtti.Yolculuklarda hareketsizliğin yanı sıra yetersiz sıvı tüketiminin de pıhtılaşma riskini artırabildiğine dikkati çeken Altay, bazı kişilerin tuvalet ihtiyacını azaltmak için daha az su içtiğini söyledi.Kanın akışkanlığının korunması açısından yeterli sıvı tüketiminin önemli olduğunu vurgulayan Altay, şunları kaydetti: "Riskli gruplar, özellikle yaşlılar ve kronik hastalığı bulunanlar, uzun yolculuklarda hareketsiz kalıp aynı zamanda yeterli sıvı tüketmezse pıhtılaşmaya yatkınlık artıyor. Özellikle alkol tüketimi vücutta su kaybına neden olabiliyor. Çay ve kahve de idrar söktürücü etkileri nedeniyle sıvı ihtiyacını karşılamak için yeterli olmuyor. Bu nedenle yolculuklarda sıvı ihtiyacının ağırlıklı olarak suyla karşılanması daha doğru olacaktır."Derin ven trombozunun önemli belirtilerinden birinin ani gelişen tek taraflı bacak şişliği olduğunu belirten Altay, buna ağrı ve kızarıklığın da eşlik edebileceğini ifade etti.Bu belirtilerin özellikle risk grubundaki kişiler tarafından ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Altay, nefes darlığı, göğüs ağrısı ve ani gelişen solunum sıkıntısı halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi.Altay, bacak şişliğinin yalnızca pıhtılaşmaya bağlı gelişmediğini, kalp ve böbrek yetersizliği, karaciğer hastalıkları, protein kaybettiren bağırsak hastalıkları, hipotiroidi, lenf dolaşım bozuklukları, toplardamar hastalıkları ve bazı ilaçların yan etkilerinin de şişliğe yol açabileceğini sözlerine ekledi.Kaynak: Haberturk
SAĞLIK
Yapay Zeka Destekli Meme Kanseri Risk Modeli Geliştirildi
ANKARA'da meme kanseri taramalarında kişiye özel risk değerlendirmesini sağlayan yapay zeka destekli yeni bir model geliştirildi. ANKARA'da meme kanseri taramalarında kişiye özel risk değerlendirmesini sağlayan yapay zeka destekli yeni bir model geliştirildi.Ankara Etlik Şehir Hastanesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Kanada Toronto Üniversitesi ve Katar Doha Üniversitesi'nin iş birliğiyle, meme kanseri taramalarında kişiye özel risk değerlendirmesi yapılmasını sağlayan yapay zeka destekli model geliştirildi. Kanada Toronto Üniversitesi İstatistik Bilimleri Bölümü'nden Dr. Furkan Danışman, Katar Doha Üniversitesi Matematik ve İstatistik Bölümü'nden Dr. Zarina Oflaz, ODTÜ İstatistik Bölümü'nden Prof. Dr. Zeynep Kalaylıoğlu, Ankara Etlik Şehir Hastanesi Onkoloji Hastanesi Başhekimi ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Lütfi Doğan ile Cerrahi Onkoloji Kliniği'nden Dr. Mahmut Onur Kültüroğlu'nun yer aldığı çalışmada, 10 yıl boyunca 616 kadın takip edildi. Çalışmada, ortalama risk grubunda olmayan, şikayeti, aile öyküsü veya meme dokusunda daha önce saptanmış ve takip gerektiren lezyonları bulunan, bu nedenle toplumsal tarama programları dışında ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında daha sık aralıklarla takip edilen kadınların mamografileri değerlendirildi. En az 5 mamografi görüntüsü bulunan ve bu görüntüleri 2 yıldan daha kısa aralıklarla çekilen kadınların 6-10 yıllık mamografik yoğunluk değişimleri yapay zeka aracılığıyla geriye dönük olarak analiz edilirken; yaş, menopoz durumu, aile öyküsü, doğum sayısı, emzirme durumu ve vücut kitle indeksi gibi kişisel özellikler de değerlendirmeye dahil edildi. Çalışmada kullanılan yapay zeka destekli 'latent progresyon' modeli, mamografide yoğun meme dokusunun küçük tümörleri gizleme etkisini gerçek kanser riskinden ayırarak, zaman içerisinde meme dokusunda meydana gelen değişimleri takip etti ve geçmiş görüntülerden elde ettiği verilerle yeni mamografileri karşılaştırdı. Böylece düşük riskli kadınların gereksiz yere sık aralıklarla taranmasının önüne geçilmesi, daha yüksek riskli kadınların ise daha erken aralıklarla değerlendirilmesi, gerekli durumlarda koruyucu ilaç tedavisi veya önleyici cerrahi gibi seçeneklerin gündeme alınabilmesi amaçlanıyor.'BAZI KİTLELER KOLAY SAKLANIYOR'Ankara Etlik Şehir Hastanesi Onkoloji Hastanesi Başhekimi ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Lütfi Doğan, çalışma hakkında yaptığı açıklamada, "Ülkemizde KETEM'lerimizde toplumsal tarama programımız var. Bu, ortalama riske sahip ve herhangi bir şikayeti olmayan tüm kadınların, 60 yaşından başlayarak ve 2 yılda bir yaptırdıkları toplumsal tarama programı. Ancak toplumsal tarama dışında, daha yüksek riske sahip, örneğin kuvvetli aile öyküsü olan kadınlar ya da şikayeti olan kadınları, memede kitle nedeniyle daha önce biyopsi yapılmış takibi alınmış lezyonları olan kadınları da biz toplumsal taramanın dışında tutuyoruz. Onları 2 ve 3'üncü basamak sağlık tesislerinde daha kısa aralıklarla yaptığımız tetkiklerle takip ediyoruz. Buna da 'fırsatçı tarama' adı veriyoruz. Burada fırsatçı taramalardaki önemli sorunlarımızdan bir tanesi kadınların memesindeki morfolojik yapıları nedeniyle bazı kitlelerin kolay saklanabiliyor olmasıydı. Bu takipleri nasıl yapacağımıza dair elimizde net bir bilimsel veri olmamasıydı. Günümüzde yapay zeka tıpta da pek çok alanda tetkiklere yardımcı olur bir duruma geldi" ifadelerini kullandı.'KİŞİYE ÖZEL TARAMA PROGRAMLARI GELİŞTİREBİLECEK'Prof. Dr. Doğan, 10 yıl önce bir çalışma başlattıklarını anlatarak, "Fırsatçı tarama gereken şikayeti olan ya da riski daha yüksek olan 2 ve 3'üncü basamakta taradığımız kadınların, 10 yıl önceki filmlerini bir yapay zeka programına yüklemeye başladık. Bu program Kanada Toronto Üniversitesi ve Katar'da Doha Üniversitesi tarafından geliştirildi. Aynı zamanda projeye ODTÜ İstatistik Bölümü dahil oldu. Bu 10 yıl boyunca en az 5 tane mamografi filmi çekilen ve 2 yıldan daha az periyotlarda olmak üzere 616 kadın dahil edildi. Bu yapay zeka programı 10 yıl boyunca filmlerdeki kadınların kendi dokularındaki morfolojik değişiklikleri takip etti. Oradan gelen verilerle de ODTÜ yeni bir istatistik model geliştirdi. Bu model kişinin aile öyküsü, menopoz, yaş, doğum sayısı, emzirme durumu gibi faktörleri de göz önüne alarak bize hangi periyotlarla ve hangi yöntemlerle tarama yapmamız gerektiği konusunda net bilgiler verdi. Bu anlamda da biz eskiden tüm kadınları eğer şüpheli bir şey bulmazsak yılda bir mamografiye çağırıyorduk. Bu herkes için standarttı. Bu model artık kişiye özel tarama programları geliştirebilecek. Ne zaman gelmesi gerektiğini hangi filmlerle devam etmesi gerektiğini bize söyleyecek. Bu anlamda biz klinisyenlere yardımcı olacak" diye konuştu.'ÇOK KÜÇÜK KİTLELERİ ERKEN YAKALAMADA YARDIMCI OLUYOR'Normal şartlarda kadınlarda menopozla birlikte memenin glandüler yapısının azalmasını ve yağ dokusu ile yer değiştirmesini beklediklerini ifade eden Prof. Dr. Doğan, "Ama bu her kadında aynı olmuyor. Genetik özellikler, hormonal özellikler, doğum sayısı, emzirme sayısı buna etkiliyor. Bazı kadınlar menopoza girse bile glandüler yapıları diğer kadınlar kadar hızla yok olmuyor. Bunun başlı başına bir meme kanseri risk faktörü olduğunu gördük. Aynı zamanda bu özellikteki kadınların mamografik taramalarında da sorun olduğunu gördük. İşte bu model, bu sorunu çözmeye yönelik planlandı. Bir kadının toplumsal tarama dışında şikayeti var, risk faktörleri var, aile öyküsü var ve doktora başvurdu. İlk muayenesini oldu ve ilk mamografi filmini çekildi. Bu modele bu filmler hastanın özellikleriyle beraber yükleniyor. Ondan sonra gelen her film tekrar bu modele yükleniyor. Model yapay zeka aracılığıyla buradaki yıllar içerisindeki morfolojik değişiklikleri takip ediyor. Çalışmada, yapay zekanın bize verdiği risk oranı ve verdiği takip protokolüne sadık kalındı.10 yıl takip edildiğinde 616 kadının kaçının gerçekten kanser geliştirdiği, kaçının geliştirmediği uzun takip süreleriyle verildi. Meme dokusu çok dens kadınlarda, (memede yağ dokusundan ziyade süt bezleri ve bağ dokusunun fazla ve yoğun olması) mamografi ile yaptığımız takiplerde çok küçük kitlelerin gizlenme riski var. Model, o dokudaki değişikliği geçmişe dönük hafızası ile eşleştirip de değişikliği yakalayabildiğinde çok küçük kitleleri yakalama gibi bir imkan da bize sunuyor. Sadece risk ya da tarama periyodu vermiyor. Aynı zamanda çok küçük kitleleri daha erken yakalamak konusunda bize yardımcı oluyor" dedi.'OBEZ KADINLAR YÜZDE 40'A KADAR DAHA YÜKSEK RİSKLİ'Model ile menopoza giren kadınların memedeki glandüler yapısı ve yağ dokusunun obezite ile ilişkili verilerinin de belirlendiğini söyleyen Prof. Dr. Doğan, "Şöyle bir bilimsel bağlantı var; normal şartlarda menopozla birlikte yumurtalıklarda östrojen hormon üretimi düşüyor. Ancak dokuda, vücutta ne kadar çok yağ doku varsa yumurtalık dışında bu sefer periferik dokuda östrojen üretimi devam ediyor. Aslında meme dokusu, menopozla birlikte östrojene maruziyetin kesilip glandüler dokunun geriye gitmesi üzerine programlı bir organken bu kez hala uzun süreli östrojen etkisi ne yazık ki obez kadınlar da meme kanser riskini diğerlerinden daha yüksek kılıyor. Bizim model meme kanseri açısından yüzde 40'a kadar daha yüksek riskli olduğunu buldu obez kadınları. Bu model ile bazı hastaları gereksiz yere yılda bir mamografiye çağırmayacağız. Ama daha yüksek riskli olduğunu gördüğümüz hastaları da daha erken çağıracağız, belki önleyici ameliyatlar ve kemoprevensiyon ilaçlar başlayacağız. Eğer bir ürün modele dönüşebilirse çok daha fazla kişiye ulaşabilir. Önümüzdeki dönemde bu modeli ürüne dönüştürüp, Türk tıbbının kullanımına sunmayı amaçlıyoruz" ifadelerini kullandı.
SAĞLIK
Uzun yolculuklarda hareketsizlik "pıhtı" riskini artırıyor
Yaz aylarında artan uzun süreli kara ve hava yolu seyahatlerinde hareketsiz kalmak, özellikle risk grubundaki kişilerde bacak toplardamarlarında pıhtı oluşmasına ve hayati tehlikeye yol açabilen akciğer embolisine neden olabiliyor. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Servet Altay, yaz döneminde turistik hareketliliğin artmasıylaotobüsve uçak yolculuklarının yoğunlaştığını söyledi.Uzun süre hareketsiz kalmanın bacak toplardamarlarında kan dolaşımını yavaşlatabildiğini belirten Altay, bu durumun özellikle risk grubundaki kişilerde derin ven trombozu gelişmesine zemin hazırlayabildiğini ifade etti.Bacaklarda oluşan pıhtıların dolaşımla kalbe, oradan da akciğere ulaşabileceğini anlatan Altay, bunun ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurguladı.Bacaklar hareketsiz kaldığı için bu bölgedeki toplardamarların dolaşım sorunu yaşayabildiğini ifade eden Altay, "Hareketsiz kalan bacaklarda oluşan bu pıhtılar kalbe, oradan da akciğere ulaşarakakciğerembolisi dediğimiz, önemli ölçüde ölümlere neden olabilecek bir hastalığa yol açabiliyor." dedi.Derin ven trombozu açısından kesin bir süre vermenin doğru olmayacağını dile getiren Altay, genel kabulün 4 saat ve üzerindeki yolculukların risk faktörü oluşturduğu yönünde olduğunu söyledi.Kişinin sağlık durumuna göre bu sürenin değişebileceğine işaret eden Altay, "Riskli grup için çok daha kısa süreler de etkili olabilir. Genç bir bireyde daha uzun süreler herhangi bir sorun oluşturmayabilir. Ancak genel kabul, 4 saat ve üzerindeki yolculukların bacaklarda derin ven trombozu gelişmesi açısından risk faktörü kabul edilmesi yönündedir." diye konuştu.Son yıllarda turistik amaçlı uzun yolculukların arttığını belirten Altay, buna paralel olarak yolculukla ilişkili pıhtılaşma bozuklukları ve akciğer embolisi vakalarında da artış gözlemlediklerini ifade etti.Akciğer embolisinin hastanede yatan hastalarda önemli ölüm nedenlerinden biri olduğunu aktaran Altay, bölgeye ilişkin epidemiyolojik veri bulunmamasına rağmen Trakya'nın özellikle yaz aylarında gurbetçilerin yoğun kullandığı güzergahlardan biri olması nedeniyle uzun yolculuk yapan kişilerde bu vakalarla karşılaştıklarını kaydetti.Altay; yaşlılar, hamileler, kalp yetersizliği, böbrek yetersizliği veKOAHgibi kronik hastalığı bulunanların uzun yolculuklarda daha dikkatli olması gerektiğini söyledi.Yakın zamanda kalça ameliyatı geçirenler, hareket kısıtlılığı bulunanlar,kanserhastaları, daha önce pıhtılaşma bozukluğu veya akciğer embolisi geçirenler ilegenetikpıhtılaşma bozukluğu bulunan kişilerin de risk grubunda yer aldığını anlatan Altay, genç kadınlarda doğum kontrol hapı kullanımının da pıhtılaşmaya yatkınlığı artırabileceğini belirtti.Yolculuklarda hareketsizliğin yanı sıra yetersiz sıvı tüketiminin de pıhtılaşma riskini artırabildiğine dikkati çeken Altay, bazı kişilerin tuvalet ihtiyacını azaltmak için daha az su içtiğini söyledi.Kanın akışkanlığının korunması açısından yeterli sıvı tüketiminin önemli olduğunu vurgulayan Altay, şunları kaydetti:"Riskli gruplar, özellikle yaşlılar ve kronik hastalığı bulunanlar, uzun yolculuklarda hareketsiz kalıp aynı zamanda yeterli sıvı tüketmezse pıhtılaşmaya yatkınlık artıyor. Özellikle alkol tüketimi vücutta su kaybına neden olabiliyor.Çayvekahvede idrar söktürücü etkileri nedeniyle sıvı ihtiyacını karşılamak için yeterli olmuyor. Bu nedenle yolculuklarda sıvı ihtiyacının ağırlıklı olarak suyla karşılanması daha doğru olacaktır."Derin ven trombozunun önemli belirtilerinden birinin ani gelişen tek taraflı bacak şişliği olduğunu belirten Altay, bunaağrıve kızarıklığın da eşlik edebileceğini ifade etti.Bu belirtilerin özellikle risk grubundaki kişiler tarafından ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Altay, nefes darlığı, göğüs ağrısı ve ani gelişen solunum sıkıntısı halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi.Altay, bacak şişliğinin yalnızca pıhtılaşmaya bağlı gelişmediğini, kalp ve böbrek yetersizliği, karaciğer hastalıkları, protein kaybettirenbağırsakhastalıkları, hipotiroidi, lenf dolaşım bozuklukları, toplardamar hastalıkları ve bazı ilaçların yan etkilerinin de şişliğe yol açabileceğini sözlerine ekledi.Kaynak: TRT Haber
SAĞLIK
'Kalıcı oje ve protez tırnak uygulamalarında kullanılan ışıklar kanser riskini artırabilir' uyarısı
- Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Akman: - 'Tırnaklarımızı sertleştiren ışıklarda zararlı solaryum ışıkları gibi ışık dalga boyları olabiliyor ve derimizi yaşlandırıp kanser riskini artırabiliyor' - 'Özellikle bu işlemi sık yaptıran kişileri uyarmak istiyorum. İşlem öncesinde tırnakları açıkta bırakan kesik eldiven giyebilirler veya ellerine güneş koruyucu krem sürebilirler' ANTALYA (AA) - FATİH HEPOKUR - RABİA SAPMAZ - Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Akman, kalıcı oje ile protez tırnak uygulamalarında kullanılan kurutucu cihazlardaki ışıkların deride erken yaşlanmaya neden olabileceği ve kanser riskini artırabileceği uyarısında bulundu.Akman, AA muhabirine, güzellik salonları ve kuaförlerde yaygınlaşan kalıcı oje ile protez tırnak uygulamalarının cilt sağlığı üzerindeki risklerini değerlendirdi.Tırnak sertleştirmede kullanılan ışık kaynaklarının zararlarına dikkati çeken Akman, 'Tırnaklarımızı sertleştiren ışıklarda zararlı solaryum ışıkları gibi ışık dalga boyları olabiliyor ve derimizi yaşlandırıp kanser riskini artırabiliyor. Özellikle bu işlemi sık yaptıran kişileri uyarmak istiyorum. İşlem öncesinde tırnakları açıkta bırakan kesik eldiven giyebilirler veya ellerine güneş koruyucu krem sürebilirler.' dedi.- Kalıcı oje tırnak yapısında hasara yol açabiliyorTırnağa uygulanan kalın katmanların tırnak altı dokusunun muayenesini engellediğini vurgulayan Akman, bu nedenle gelişebilecek hastalıkların teşhisinde gecikmeler yaşandığını kaydetti.Uygulamanın tırnak yapısında kalıcı hasarlara yol açabildiğine de dikkati çeken Akman, 'Kalıcı oje veya protez tırnak uygulamalarının tırnak yapısını bozabilme ihtimalini göz önünde bulundurmak lazım. Mantar veya 'distrofi' dediğimiz kalıcı deformasyonlara neden olabilir. Bu tür işlemler yapıldığında tırnakta bir değişim meydana gelse bile takibi zorlaşıyor çünkü tırnak altını değerlendiremiyoruz.' diye konuştu.- Kimyasal bileşenler alerjik reaksiyon riskini artırıyorOje bileşenlerinin vücudun farklı noktalarında temas yoluyla alerjik reaksiyon oluşturabileceğini anlatan Akman, sözlerini şöyle sürdürdü:'Sıradan bir ojeyi bile sürdüğümüzde, tırnağımızın temas ettiği göz kapağı gibi hassas bölgelerde kontakt egzama gelişebilir veya elimizde herhangi bir yerde olabilir. Bu ürünlerin sık kullanımında, uygulamayı yapan kuaförler ve tırnak uzmanlarında da alerjik reaksiyon riski olabilir. Klinikte uyguladığımız kozmetik yama testleriyle, hangi kimyasala karşı alerji geliştiğini saptayarak kişilerin bu maddeleri içermeyen ürünlere yönelmesini sağlıyoruz.'Akman, tırnak yapısında renk veya biçim değişikliği fark eden kişilerin zaman kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurması gerektiğinin altını çizdi.Makyaj konusunda da değerlendirmelerde bulunan Akman, uygun makyaj ve doğru ürün kullanımının cildi dış etkenlerden koruyabileceğini dile getirdi.Her makyaj ürününün aynı etkiyi sağlamayacağını, yanlış ve kalitesiz içeriklerin dermatolojik sorunlara yol açabileceğini ifade eden Akman, ürünlerin eczane kanalıyla alınması gerektiğini sözlerine ekledi.Kaynak: Etik Haber
SAĞLIK
Kalıcı oje ve protez tırnak riskleri
Prof. Dr. Akman, kalıcı oje ve protez tırnak uygulamalarındaki kurutucu ışıkların cilt yaşlanması ve kanser riskini artırabileceğini, ayrıca tırnak hasarı ve alerjiye yol açabileceğini belirtti. Öneriler: kesik eldiven veya güneş koruyucu kullanın. RABİA SAPMAZ - Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Akman, kalıcı oje ile protez tırnak uygulamalarında kullanılan kurutucu cihazlardaki ışıkların deride erken yaşlanmaya neden olabileceği ve kanser riskini artırabileceği uyarısında bulundu.Akman, AA muhabirine, güzellik salonları ve kuaförlerde yaygınlaşan kalıcı oje ile protez tırnak uygulamalarının cilt sağlığı üzerindeki risklerini değerlendirdi.Tırnak sertleştirmede kullanılan ışık kaynaklarının zararlarına dikkati çeken Akman, "Tırnaklarımızı sertleştiren ışıklarda zararlı solaryum ışıkları gibi ışık dalga boyları olabiliyor ve derimizi yaşlandırıp kanser riskini artırabiliyor. Özellikle bu işlemi sık yaptıran kişileri uyarmak istiyorum. İşlem öncesinde tırnakları açıkta bırakan kesik eldiven giyebilirler veya ellerine güneş koruyucu krem sürebilirler." dedi.Kalıcı oje tırnak yapısında hasara yol açabiliyorTırnağa uygulanan kalın katmanların tırnak altı dokusunun muayenesini engellediğini vurgulayan Akman, bu nedenle gelişebilecek hastalıkların teşhisinde gecikmeler yaşandığını kaydetti.Uygulamanın tırnak yapısında kalıcı hasarlara yol açabildiğine de dikkati çeken Akman, "Kalıcı oje veya protez tırnak uygulamalarının tırnak yapısını bozabilme ihtimalini göz önünde bulundurmak lazım. Mantar veya 'distrofi' dediğimiz kalıcı deformasyonlara neden olabilir. Bu tür işlemler yapıldığında tırnakta bir değişim meydana gelse bile takibi zorlaşıyor çünkü tırnak altını değerlendiremiyoruz." diye konuştu.Kimyasal bileşenler alerjik reaksiyon riskini artırıyorOje bileşenlerinin vücudun farklı noktalarında temas yoluyla alerjik reaksiyon oluşturabileceğini anlatan Akman, sözlerini şöyle sürdürdü:"Sıradan bir ojeyi bile sürdüğümüzde, tırnağımızın temas ettiği göz kapağı gibi hassas bölgelerde kontakt egzama gelişebilir veya elimizde herhangi bir yerde olabilir. Bu ürünlerin sık kullanımında, uygulamayı yapan kuaförler ve tırnak uzmanlarında da alerjik reaksiyon riski olabilir. Klinikte uyguladığımız kozmetik yama testleriyle, hangi kimyasala karşı alerji geliştiğini saptayarak kişilerin bu maddeleri içermeyen ürünlere yönelmesini sağlıyoruz."Akman, tırnak yapısında renk veya biçim değişikliği fark eden kişilerin zaman kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurması gerektiğinin altını çizdi.Makyaj konusunda da değerlendirmelerde bulunan Akman, uygun makyaj ve doğru ürün kullanımının cildi dış etkenlerden koruyabileceğini dile getirdi.Her makyaj ürününün aynı etkiyi sağlamayacağını, yanlış ve kalitesiz içeriklerin dermatolojik sorunlara yol açabileceğini ifade eden Akman, ürünlerin eczane kanalıyla alınması gerektiğini sözlerine ekledi.
SAĞLIK
Bursa Şehir Hastanesi Uyku Laboratuvarı kapasitesi artırıldı
Bursa Şehir Hastanesi Uyku Laboratuvarı, vatandaşların yoğun talebi üzerine 2 yeni oda eklenerek kapasitesini artırdı. Uzmanlar, horlama, uykuda nefes kesilmesi ve gündüz uyuklaması gibi belirtilerin uyku apnesine işaret edebileceğini, tedavi edilmediğinde kalp krizi, inme ve trafik kazaları gibi ciddi risklere yol açabileceğini belirtti. Polisomnografi yöntemiyle yapılan teşhis ve multidisipliner tedavi yaklaşımı hakkında bilgi verildi. Bursa'da vatandaşların yoğun talebi üzerine Bursa Şehir Hastanesi Uyku Laboratuvarı kapasitesi artırıldı. Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda ve Bursa İl Sağlık Müdürlüğünün desteğiyle laboratuvara 2 yeni oda kazandırılırken, uzmanlar horlama, uykuda nefes kesilmesi ve gündüz uyuklaması gibi belirtilerin uyku apnesine işaret edebileceği konusunda uyarıda bulundu.Bursa Şehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Koç, uyku apnesinin yalnızca gece uykusunu etkileyen bir rahatsızlık olmadığını, tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Uyku apnesinin, uyku sırasında nefesin durması veya ciddi şekilde yavaşlaması olarak tanımlandığını belirten Koç, "Kaliteli bir uyku uyuyamadığımız için ertesi gün sabah ciddi anlamda yorgun hissederiz. Baş ağrısı, bitkinlik ve halsizlik olabilir. Uyku apnesi tedavi gerektiren ciddi bir tablodur" dedi.Koç, uyku apnesinin kalp krizi, inme ve felç gibi önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, gündüz aşırı uyku halinin de özellikle araç kullanan kişiler açısından ciddi risk oluşturduğunu ifade etti. "Uyku apnesi olan bireyler gündüz uyuyakalabiliyor. Bu durum direksiyon başında uyuyakalmaya ve trafik kazalarına da yol açabiliyor" diyen Koç, belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Uyku apnesinin teşhisinin altın standart yöntemin polisomnografi olduğunu ifade eden Koç, uyku laboratuvarında hastaların bir gece boyunca takip edildiğini söyledi. Koç, "Polisomnografi, hastanede bir gece yatarak yapılan bir işlem. Vücudun farklı yerlerine elektrotlar bağlanıyor ve bütün gece boyunca hastanın uykusu değerlendiriliyor. Uykuda nefes durması oldu mu, olduysa nasıl bir nefes durması, beraberinde oksijen değeri düştü mü, vücutta farklı problemler ortaya çıktı mı, bunların tamamı değerlendiriliyor" şeklinde konuştu."Tedavi hastaya göre belirleniyor"Uyku apnesinde tek bir tedavi yönteminin bulunmadığını belirten Koç, hastalığın derecesine göre farklı tedavi seçeneklerinin uygulandığını söyledi. Koç, "Eğer hafif bir uyku apnesi varsa tedavi yöntemi değişiyor. Ancak orta ağır veya ağır bir uyku apnesi varsa PAP cihazı dediğimiz, pozitif hava bası vererek daralan ve tıkanan hava yollarını açan cihazlarla tedavi uygulanıyor" dedi.Uyku apnesi bulunan hastaların önemli bir bölümünde kilo probleminin de görüldüğünü belirten Koç, tedavinin yalnızca cihaz kullanımından ibaret olmadığını ifade etti. Koç, "Hastaların profesyonel destek almaları ve yaşam tarzını değiştirmeleri gerekiyor. Sadece cihaz tedavisi değil, beraberinde yaşam tarzı değişikliği ve kilo vermesi için profesyonel destek de alması gerekir. Bununla beraber uyku apnesinin tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım gerekiyor" diye konuştu.Koç, tedavi sürecinde Göğüs Hastalıkları uzmanının yanı sıra gerektiğinde nöroloji, kardiyoloji ve diyetisyen gibi farklı branşların da sürece dahil olabildiğini söyledi. Polisomnografi işleminin bütün gece sürdüğünü belirten Koç, hastaların işlem öncesinde günlük uyku düzenlerine benzer şekilde hazırlanmalarının önemli olduğunu söyledi. Koç, "İşleme gelecek olduğunuz zaman akşam çay, kahve ve asitli içecekleri tüketmemeniz, ağır bir öğün yememeniz ve ağır egzersiz yapmamanız gerekiyor. İşleme gelirken pijama, terlik ve rahat kıyafetler getirebilirsiniz" dedi.Hastaların laboratuvarda evde uyudukları şekilde uyuduklarını belirten Koç, "Akşam evde yattığınız şekilde işlem odasına alınırsınız. Sadece problar ve elektrotlar bağlanır. Gece burada evde uyuduğunuz şekilde uyursunuz. Sabah işlem bittikten sonra elektrotlar ayrılır ve işlem sonlandırılır. Daha sonra evinize gidebilirsiniz" ifadelerini kullandı.İşlemin herhangi bir ağrıya neden olmadığını da belirten Koç, "Polisomnografi invaziv bir işlem değil. İşlem esnasında herhangi bir ağrı veya sızı hissetmezsiniz" dedi."Bu belirtilerden biri varsa başvurun"Horlama, uykuda nefes durması ve gündüz uyuklamasının uyku apnesi açısından önemli belirtiler olduğunu ifade eden Koç, bu üç belirtinin aynı anda görülmesinin şart olmadığını söyledi. Koç, "Horluyorsanız, gece nefesiniz duruyorsa, bunu siz veya eşiniz fark ediyorsa ya da gündüz uyuklamanız varsa, bu üç semptomdan herhangi biri mevcutsa mutlaka uyku laboratuvarı olan bir hastaneye başvurmanız gerekiyor. Üçünün beraber olması şart değil" dedi.Göğüs Hastalıkları uzmanı tarafından yapılacak muayenenin ardından gerekli görülmesi halinde hastaların uyku laboratuvarına yönlendirileceğini belirten Koç, erken başvurunun tanı ve tedavi açısından önem taşıdığını ifade etti.Uyku Laboratuvarına 2 yeni odaVatandaşların yoğun talebini karşılamak ve daha hızlı hizmet sunabilmek amacıyla Uyku Laboratuvarının kapasitesinin artırıldığını belirten Koç, "Vatandaşlarımıza daha hızlı hizmet sunabilmek adına Bursa İl Sağlık Müdürlüğümüzün talimatı ile kapasitemizi 2 yeni ilave oda ile artırdık. Horlama, uykuda nefes kesilmesi ve sabah yorgun uyanma gibi sorunlarınızda modern altyapımızla yanınızdayız" diye konuştu.Koç, hizmet kalitesinin ve kapasitesinin artırılmasına sağladıkları katkı ve desteklerden dolayı Sağlık Bakanlığına ve Bursa İl Sağlık Müdürlüğüne teşekkür etti.
SAĞLIK
Meme Kanserinde Erken Teşhis: Lucy Davis'in Uyarısı ve Kontrol Yöntemleri
Ünlü oyuncu Lucy Davis, tedavi edilemeyen meme kanseri olduğunu açıkladı ve ilk belirtinin kitle değil küçük sert bir nokta olduğunu söyledi. Uzmanlar, meme kanserinde erken teşhis için düzenli kontrollerin önemine dikkat çekiyor. Meme kanseri sadece kadınlarda değil erkeklerde de görülebilir; bu nedenle herkesin olağan dışı değişiklikleri fark etmesi gerekiyor. Meme kanserinin belirtileri her zaman standart bir kitle şeklinde ortaya çıkmaz. Peki nelere dikkat etmelisiniz?Popüler TV dizisi The Office'te (Ofis) Dawn Tinsley karakterini canlandıran oyuncu Lucy Davis, tedavi edilemeyen bir meme kanseri olduğunu açıkladı.53 yaşındaki oyuncu Instagram'da yaptığı paylaşımda, kanserin kemiklerine yayıldığını ve kemoterapi için artık çok geç olduğunu söyledi."İlk hissettiğim şey aslında bir 'kitle' değildi daha çok sert bir nokta gibiydi. Gerçekten çok küçüktü" diyen Davis, kadınlara memelerini düzenli olarak kontrol etme tavsiyesinde bulundu.Peki bunu nasıl yapabilirsiniz?Nelere dikkat edilmeli?İngiltere'de doktorlar, memelerinizi ayda bir kez kontrol etmenizi tavsiye ediyor.Bu, sizin için neyin normal göründüğü ve hissettirdiğini öğrenmenize yardımcı olur; böylece olağan dışı değişiklikleri fark etmek daha kolay olur.Memeler, adet döngünüzün farklı evrelerinde doğal olarak biraz farklı görünebilir ve hissedilebilir; ayrıca yaşınız ilerledikçe de bir miktar değişebilir.Bunun yerine şunlara dikkat edin: Memelerinizi nasıl kontrol edebilirsiniz?Herhangi bir değişiklik olup olmadığına bakmak için aynada memelerinize veya göğüs bölgenize bakın.Kollarınızı başlangıçta yanlarınızda tutun, ardından yukarı kaldırın.Memelerinizin her iki tarafının etrafını, köprücük kemiğinize kadar ve her koltuk altına uzanacak şekilde dairesel hareketlerle yoklayın.Hafif ve daha güçlü basıncı birlikte kullanın.Canınızı yakacak kadar sert bastırmayın.Her meme ucunun çevresini ve üzerini kontrol edin.Erkeklerde de görülüyorMeme kanseri sadece kadınlarda görülmez; erkeklerde de görülür ancak daha nadirdir.Erkeklerde başlıca belirtiler şunlardır: Ne zaman doktora görünmeliyim?Şu durumlarda aile hekiminize başvurun: Bu belirtilerden bazıları çok yaygındır ve başka nedenlerden de kaynaklanabilir fakat kanserde erken teşhis önemli olduğu için yine de doktora görünmenizde fayda var.Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zekadan yararlandık. Yayınlanmadan önce çeviriyi bir BBC gazetecisi kontrol etti. .