Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi Artık Tek Platformda
Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi yenilenen dijital yapısıyla tek platformda birleşti. Güncel sağlık haberleri, röportajlar, duyurular ve dergi yayınları artık daha kolay erişilebilir.
Duyuruya Git351. Sayı
Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.
CANLI YAYIN TAKVİMİ
ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR
“Ege’ den Türkiye’ye Uzanan Güven Yolculuğu: Biyotek Tıbbi Cihazlar”
Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Sedat Akyol: “Sağlık Kuruluşlarının Her An Yanındayız”
Sedat Akyol - Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü
Türkiye’de Medikal Sektörün Geldiği Nokta
Vefa Türksever - Tüm Medikalciler Platformu Başkanı
KÖŞE
Sağlıkta Tek Sanık Hekim Olmamalı
Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Sayın Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan’ın, hekimlerin hukuki güvencesine ilişkin değerlendirmelerini dikkatle okudum. Yazısında ortaya koyduğu temel düşünceye büyük ölçüde katılıyorum.
GÜNCEL HABERLER
SAĞLIK
YAZ HAMİLELERİNE ÖZEL 10 ÖNEMLİ ÖNERİ!
Yaz mevsimi çoğumuz için güneş, tatil ve açık havada geçirilen keyifli günler anlamına geliyor. Ancak hamilelikte vücudun çalışma düzeni değiştiği için sıcak hava ve nem anne adaylarını normalden daha fazla etkileyebiliyor. Artan sıvı ihtiyacı, dolaşım sistemindeki değişiklikler ve yükselen vücut ısısı nedeniyle hamilelik döneminde bazı konulara ö…
SAĞLIK
PROF. DR. MAHMUT AKYÜZ: “GEÇMEYEN BOYUN AĞRILARINIZI GÖRMEZDEN GELMEYİN!”
Boyun fıtığı yetişkinlerde boyun ağrısının yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Hastalığın şiddeti hafiften şiddetliye ve hatta yaşamı tehdit edici düzeye kadar değişebiliyor. Boyun fıtığı özellikle, uzun süre masa başında, bilgisayar ekranı karşısında uzun zaman geçiren banka devlet daireleri gibi yerlerde çalışanlarda; diş hekimi, santral görev…
SAĞLIK
TÜRKİYE, ÖZ BAKIMDA UZUN VADELİ SAĞLIK YERİNE GÜNÜ KURTARAN ADIMLARA ODAKLANIYOR
Tüketici sağlığı alanında dünya lideri Haleon, insanların daha sağlıklı yaşayabilmelerine yardımcı olma amacıyla hareket ediyor. Haleon’a göre öz bakım; yalnızca hastalık dönemlerinde başvurulan çözümler ya da belirli ürünlerin kullanımı değil, bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlıklarını korumak, güçlendirmek ve günlük yaşamlarını daha sağlıklı sür…
SAĞLIK
YAZ AYLARINDA BESİN ZEHİRLENMELERİ NEDEN ARTIYOR?
Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları, açıkta bekleyen veya uygun koşullarda saklanmayan gıdalarda bakteri çoğalmasını hızlandırabilir. Tavuk, et, süt ürünleri, mayonez içeren yiyecekler ve deniz ürünleri sıcak havalarda daha dikkatli tüketilmesi gereken besinler arasında yer almaktadır. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Halil Genç, yaz döneminde g…
DUYURULAR
SAĞLIK
BİLİNÇSİZ VİTAMİN VE TAKVİYE KULLANIMI HASTA EDİYOR
Günümüzde vitamin ve takviye ürünlerine ilgi hızla artıyor. Ancak bilinçsiz vitamin ve takviye kullanımı sağlık açısından risk oluşturabiliyor. Takviyelerin gerekli durumlarda ve hekim kontrolünde kullanılması gerekiyor. Yoğun yaşam temposu, stres ve daha sağlıklı olma isteği, vitamin ve takviye ürünlerine yönelimi artırıyor. Sağlıklı yaşam için öncelikle sağlıklı beslenme, düzenli yaşam ve temel koruyucu sağlık önlemlerinin alınması Günümüzde vitamin ve takviye ürünlerine ilgi hızla artıyor. Ancak bilinçsiz vitamin ve takviye kullanımı sağlık açısından risk oluşturabiliyor. Takviyelerin gerekli durumlarda ve hekim kontrolünde kullanılması gerekiyor. Yoğun yaşam temposu, stres ve daha sağlıklı olma isteği, vitamin ve takviye ürünlerine yönelimi artırıyor. Sağlıklı yaşam için öncelikle sağlıklı beslenme, düzenli yaşam ve temel koruyucu sağlık önlemlerinin alınması önem taşıyor. İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Akçay, doğru vitamin ve takviye kullanımı hakkında bilgi verdi.En sık D vitamini ve B vitamini eksikliği görülüyorToplumda en yaygın görülen eksikliklerin başında D vitamini ve B grubu vitaminleri gelmektedir. Vitamin eksiklikleri genellikle halsizlik, çabuk yorulma ve odaklanma güçlüğü gibi belirtilerle ortaya çıkıyor.Test yaptırmadan takviye kullanmayınVitaminlerin de birer kimyasal madde olduğu unutulmamalıdır. Gelişigüzel kullanım fayda sağlamayabileceği gibi yan etkilere de yol açabilmektedir. Takviye kullanımına başlamadan önce hekim değerlendirmesi önerilmektedir.Takviye ihtiyacı duyulan gruplar;Sağlıklı yemek seçimi yapamayacak yaşta olan gelişim çağındaki çocuklar ve ileri yaştaki bireyler en sık vitamin eksiliğine maruz kalırlar. Bunların dışında;“Doğal” olması güvenli olduğu anlamına gelmiyorBitkisel veya doğal olarak pazarlanan ürünlerin tamamı güvenli olmayabilir. Birçok takviyenin etkinlik ve güvenilirliğine ilişkin bilimsel verilerin sınırlı olduğu bilinmektedir.Fazla vitamin sağlığı tehdit edebilirÖzel mağazalardan, internetten ve hatta eczanelerden temin edilebilen çok yüksek etkili vitaminleri alan kişilerde, tek tek vitaminlerin zararlı seviyelerine kolayca ulaşılabilir. Hap başına doz yüksek olmasa bile, çok sayıda hap alınarak da yüksek dozlara ulaşılabilir. Suda çözünen vitaminler (B ve C vitaminleri) vücutta birikmediği için genellikle yüksek dozlarda zararsızdır ve yan etkiler yalnızca önerilen günlük alım miktarının binlerce katı dozlarda ortaya çıkar. Ancak önerilen dozun 10-25 katı dozda C vitamini alındıktan sonra böbrek taşı riski artmaktadır.Yağda çözünen vitaminler (A, D, E, K vitaminleri) vücutta birikme yapabildikleri için suda çözünen vitaminlerden daha fazla zararlı etkilere sahiptir. D vitamini, bazı kişilerde günlük 4000 ünite (önerilen üst sınır) kadar düşük dozlarda bile kanda kalsiyum seviyelerinin artmasına ve böbrek taşı gelişimine neden olabilir. Gebelikte A vitamini, önerilen günlük alım miktarının birkaç katı kadar düşük dozlarda bile teratojeniktir. A vitaminin sigara içme veya asbest maruziyeti nedeniyle yüksek risk altında olan yetişkinlerde akciğer kanseri riskini artırdığı görülmektedir. Günlük 400 ünitenin üzerindeki E vitamini takviyesinin tüm nedenlere bağlı ölüm oranında artışla ilişkili olabileceğine dair endişeler vardır.Vitamin ve mineral takviyelerinin kilo verme, enerji artırma veya genç kalma konusunda sağlıklı bireylerde belirgin bir fayda sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmış değil. Dengeli beslenen kişilerde rutin takviye kullanımı genellikle önerilmemektedir. Mevsim değişikliklerinde de herkesin vitamin kullanması gerekmez. Takviye ihtiyacının kişiye özel değerlendirilmesi gerekmektedir.Vitamin eksikliklerini önlemede en etkili yöntem dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli güneş ışığı ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaktır. Takviye kullanımı ise yalnızca gerekli görülen durumlarda doktor kontrolünde planlanmalıdır.
SAĞLIK
DENİZ ÜRÜNLERİ VE GÖZ SAĞLIĞI ARASINDAKİ OLASI İLİŞKİ ARAŞTIRILIYOR
Son dönemde yankı uyandıran araştırmalar, mutfak alışkanlıklarının göz sağlığı üzerindeki doğrudan etkilerini bir kez daha hatırlatıyor. Saygın bilim dergisi Nature Microbiology’de yayımlanan güncel bir çalışma, özellikle çiğ veya az pişmiş deniz ürünlerinde görülebilen “Gizli Ölüm Nodavirüsü”nün CMNV (Covert Mortality Nodavirus) insanlara bulaşarak göz enfeksiyonlarına yol açabileceğini ortaya koydu. Konuyla ilgili toplum bilincini artırmanın önemine değinen Göz Hastalıkları Son dönemde yankı uyandıran araştırmalar, mutfak alışkanlıklarının göz sağlığı üzerindeki doğrudan etkilerini bir kez daha hatırlatıyor. Saygın bilim dergisi Nature Microbiology’de yayımlanan güncel bir çalışma, özellikle çiğ veya az pişmiş deniz ürünlerinde görülebilen “Gizli Ölüm Nodavirüsü”nün CMNV (Covert Mortality Nodavirus) insanlara bulaşarak göz enfeksiyonlarına yol açabileceğini ortaya koydu.Konuyla ilgili toplum bilincini artırmanın önemine değinen Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uğur Ünsal, virüsün yol açtığı riskleri ve alınması gereken basit ama etkili önlemleri paylaştı.“Tedavi Edilebilir Bir Süreç, Ancak Erken Teşhis Şart”Araştırmada CMNV virüsü ile ‘Kalıcı oküler hipertansiyon viral anterior üveit (POH-VAU)’ olarak adlandırılan göz içi inflamasyon tablosu arasında olası bir ilişki değerlendirildiğini belirten Doç. Dr. Uğur Ünsal, şu açıklamalarda bulundu:“Bu klinik tablo, gözün ön segmentinde tutulum gösteren ve erken müdahale edilmediği zaman göz sinirlerine zarar verebilecek bir durumdur. Ancak halkımızın panik yapmasını gerektirecek bir salgın durumu söz konusu değildir. Burada kritik nokta, doğru mutfak hijyeni ve güvenli gıda hazırlama yöntemleri ile riskin önemli ölçüde azaltılabileceği ve olası bir bulaşma durumunda erken teşhisle hastalığın kontrol altına alınabilmesidir.”Araştırma verilerine göre, vakaların büyük bir çoğunluğunda virüsün vücuda giriş yolunun çiğ veya az pişmiş deniz ürünü (özellikle karides ve kabuklu deniz canlıları) tüketimi ya da bu ürünlerin eldivensiz ayıklanması olduğunu ifade eden uzmanımız, risk faktörlerini şöyle özetliyor:Göz Sağlığınızı Korumak İçin 3 Önemli KuralDoç. Dr. Uğur Ünsal, mutfakta alınacak birkaç küçük önlemle bu virüsten korunmanın tamamen mümkün olduğunu vurgulayarak şu tavsiyelerde bulundu:Söz konusu virüs yüksek ısıya karşı dayanıksızdır. Yeterli ısıl işlem uygulanması, olası mikroorganizma risklerini azaltmada önemli rol oynar.Çiğ deniz ürünlerini temizlerken ve ayıklarken mutfak eldiveni kullanmak, olası batma ve çizilmelerin önüne geçerek doğrudan teması engeller.Deniz ürünü tüketimi veya temizliği sonrasındaki günlerde gözde kızarıklık, ağrı, bulanık görme veya ışığa karşı hassasiyet oluşması durumunda, vakit kaybetmeden bir uzman hekime başvurulmalıdır.Unutulmamalıdır ki, modern tıbbın sunduğu imkanlar sayesinde erken dönemde değerlendirilen üveit ve göz tansiyonu vakalarında uygun takip ve tedavi süreçleri planlanabilmektedir.Her Göz Kızarıklığı Aynı Nedene Bağlı Olmayabilir Doç. Dr. Uğur Ünsal, göz kızarıklığı, sulanma, ışığa hassasiyet veya bulanık görme gibi belirtilerin yalnızca bu araştırmada değerlendirilen tabloya özgü olmadığını, farklı göz hastalıklarında da görülebileceğini ve belirtilerin nedeninin uzman değerlendirmesiyle belirlenmesi gerektiğini ifade etti.
SAĞLIK
POLİKİSTİK OVER SENDROMU İÇİN YENİ DÖNEM: MİLYONLARCA KADINI ETKİLEYEN PCOS’UN ADI DEĞİŞİYOR
Kadınlarda en sık görülen hormonal bozukluklardan biri olan ve milyonlarca kişiyi etkileyen Polikistik Over Sendromu’nda (PCOS) önemli bir değişiklik yaşandı. Uzun yıllardır bu isimle bilinen hastalık, artık Poliendokrin Metabolik Over Sendromu (PMOS) olarak adlandırılacak. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Yılmaz bu değişikliğin nedenini şu şekilde özetliyor, “Bu durum yalnızca yumurtalıklarla ilgili bir Kadınlarda en sık görülen hormonal bozukluklardan biri olan ve milyonlarca kişiyi etkileyen Polikistik Over Sendromu’nda (PCOS) önemli bir değişiklik yaşandı. Uzun yıllardır bu isimle bilinen hastalık, artık Poliendokrin Metabolik Over Sendromu (PMOS) olarak adlandırılacak. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Yılmaz bu değişikliğin nedenini şu şekilde özetliyor, “Bu durum yalnızca yumurtalıklarla ilgili bir sorun değil, tüm vücudu etkileyebilen metabolik ve hormonal bir tablo. Bu nedenle isim değişikliği, tanı ve tedavi süreçlerinin iyileştirilmesi açısından farkındalık yaratacak kıymetli bir adım” şeklinde konuştu.PMOS’u yalnızca üreme sağlığıyla ilişkilendirmek, diyabet ve kalp hastalığı gibi uzun vadeli risklerin gözden kaçmasına ve etkili tedavinin gecikmesine neden olabiliyor. Eski isimde yer alan “polikistik” ifadesinin hastalığın yalnızca yumurtalıklardaki kistlerle ilgili olduğu algısını yarattığını belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Yılmaz, “Oysa overlerde görülen yapılar patolojik kistler değil, olgunlaşmamış yumurta kesecikleri. PMOS; hormonal, metabolik ve ruhsal sağlık dahil vücudun birçok sistemini etkileyen bir durum. Bu nedenle yeni isim, hastalığın kapsamını daha doğru yansıtıyor” dedi.Ciddiye alınmayan belirtiler şikayetlerin devam etmesine yol açıyorBu isim ve yaklaşım değişikliğiyle teşhis ve tedavinin iyileşmesi, geciken teşhislerin azalması, metabolik taramaların, yaşam tarzı değişikliklerinin ve uzun vadeli risk yönetiminin teşvik edilmesinin amaçlandığının altını çizen Yılmaz, “Yalnızca over odaklı bakış; kan şekeri, insülin ve lipid profili gibi metabolik taramaların ihmal edilmesine, yaşam tarzı değişiklikleri, kilo yönetimi ve uzun vadeli risk azaltma stratejilerinin göz ardı edilmesine yol açabiliyor. Ayrıca kilo alma, yorgunluk ve ruh hali değişiklikleri gibi belirtiler ‘sadece jinekolojik’ görülerek yeterince ciddiye alınmayabiliyor ve bu durum yetersiz tedaviye neden olabiliyor” dedi.Normal overlere sahip kadınlarda da PMOS görülebiliyorAdet düzensizliği, kilo artışı veya akne gibi belirtilerin sıklıkla stres, ergenlik ya da kilo sorunu olarak değerlendirilerek göz ardı edildiğine değinen Yılmaz, “Hastalık metabolik ve hormonal bir durum olmasına rağmen çoğu zaman yalnızca yumurtalıklarla ilişkilendiriliyor ve ultrason bulgularına odaklanılıyor. Oysa polikistik over görüntüsü tanı için zorunlu değil, birçok kadında görülmeyebildiği gibi normal overlere sahip kişilerde de PMOS bulunabiliyor. Ayrıca belirtilerin farklı uzmanlık alanları kapsamında ayrı ayrı değerlendirilmesi, hastalığın bütüncül yapısının gözden kaçmasına ve tanının gecikmesine yol açabiliyor. Bu nedenle birçok kadın ancak gebe kalmakta zorlandığında tanı alabiliyor” dedi.Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının payı büyükPMOS yönetiminde yaşam tarzı değişikliklerinin önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Yılmaz, “Kılavuzlara göre beslenmede tek bir ‘en iyi’ diyet yok. Akdeniz diyeti, düşük glisemik indeksli beslenme ve dengeli kalori kısıtlaması gibi yaklaşımlar etkili bulunurken, işlenmiş gıdaların azaltılması, protein ve liften zengin sebzelerin tüketiminin artırılması öneriliyor. Düzenli egzersiz, kaliteli ve yeterli uyku, stres yönetimi ve sürdürülebilir alışkanlıklar da hastalığın yalnızca semptomlarını değil, insülin direnci gibi kök nedenlerini hedeflediği için PMOS yönetiminin temel taşları arasında yer alıyor” dedi.PMOS’un etkileri adet düzensizliğiyle sınırlı değilPMOS’un en sık görülen belirtilerinin; adet düzensizliği, aşırı tüylenme, akne, yağlı cilt, saç dökülmesi, kilo artışı ve kilo vermede zorluk olarak sıralanabileceğini belirten Yılmaz, “Yumurtlama bozukluğuna bağlı olarak gebe kalmada güçlük yaşanabilirken, bazı kadınlarda boyun ve koltuk altı gibi bölgelerde cilt koyulaşması da görülebiliyor. Ayrıca yorgunluk, ruh hali değişiklikleri, anksiyete, depresyon, uyku problemleri ve insülin direncine bağlı şikayetler de bu belirtilere eşlik edebiliyor” açıklamasında bulundu.
SAĞLIK
BAĞIRSAK FLORASINDA BOZULMA KOLON KANSERİ RİSKİNİ GENÇ YAŞLARA TAŞIYOR
Kolon ve rektum kanserleri, yani kolorektal kanserler, uzun yıllar daha çok ileri yaş hastalığı olarak biliniyordu. Ancak son yıllarda bu kanserlerin genç yetişkinlerde daha sık görülmesi dikkat çekiyor. Güncel araştırmalar, bazı bağırsak bakterilerinin ürettiği “kolibaktin” adlı toksinin, özellikle genç yaşta görülen kolorektal kanserlerde DNA hasarıyla ilişkili izler bırakabileceğini gösteriyor. Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Süleyman Günay, Kolon ve rektum kanserleri, yani kolorektal kanserler, uzun yıllar daha çok ileri yaş hastalığı olarak biliniyordu. Ancak son yıllarda bu kanserlerin genç yetişkinlerde daha sık görülmesi dikkat çekiyor. Güncel araştırmalar, bazı bağırsak bakterilerinin ürettiği “kolibaktin” adlı toksinin, özellikle genç yaşta görülen kolorektal kanserlerde DNA hasarıyla ilişkili izler bırakabileceğini gösteriyor. Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Süleyman Günay, kolorektal kanserlerde erken tanının önemine dikkat çekerek endoskopik tedavi yöntemlerinden biri olan ESD ile ilgili bilgi verdi.Bu belirtileri göz ardı etmeyin!Özellikle genç yetişkinlerde makattan kanama çoğu zaman hemoroid olarak değerlendirilmekte, dışkılama düzenindeki değişiklikler ise stres ya da beslenme düzensizliğiyle ilişkilendirilebilmektedir. Oysa genç yaşta olmak, kolorektal kanser riskinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.Son yıllarda 45 yaş altındaki yetişkinlerde özellikle rektal kanserle ilgili artışlar dikkat çekmektedir. Bu nedenle makattan kanama ya da dışkılama alışkanlığındaki değişiklikler “basit bir sorun” olarak görülmemeli; dışkıda kan, açıklanamayan kansızlık, kilo kaybı, yeni başlayan kabızlık veya ishal gibi bulgular da ciddiye alınmalıdır.Risk faktörleri yalnızca genetik değilKolorektal kanserlerde genetik yatkınlık önemli bir faktör olsa da hastalık yalnızca genetik nedenlerle açıklanmamaktadır. Aşırı kilo, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, ultra işlenmiş gıdaların sık tüketilmesi ve bağırsak florasını etkileyen çevresel faktörler de risk üzerinde etkili olabilmektedir. Gereksiz antibiyotik kullanımı da bağırsak mikrobiyotasında dengesizliğe yol açarak sindirim sistemi sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bağırsak florasıyla ilgili son araştırmalarda kolibaktin adlı toksinin öne çıkması, sindirim sistemi sağlığının korunmasının önemini bir kez daha göstermektedir.Belirti beklemeden tarama yaptırınKolorektal kanserde erken tanı, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle hiçbir şikayet olmasa bile özellikle 45 yaşından sonra kolonoskopi taraması yapılması önerilmektedir. Ailesinde kolon ya da rektum kanseri öyküsü olanlar veya alarm belirtileri yaşayan kişilerde ise tarama yaşı hekim tarafından daha erken planlanabilir. Kolonoskopi yalnızca kanseri erken yakalamak için değil, kanser gelişmeden önce riskli polipleri saptayıp çıkarmak için de önemli bir yöntemdir. Böylece bazı vakalarda kanser gelişimi başlamadan önlenebilir.Erken evrede kesi olmadan tedavi mümkünKolorektal kanser ya da sindirim sistemindeki bazı riskli lezyonlar erken evrede yakalandığında, her zaman büyük bir ameliyat gerekmemektedir. Endoskopik Submukozal Diseksiyon yani ESD, uygun hastalarda tümörlü ya da kanserleşme riski taşıyan dokunun herhangi bir kesi yapılmadan endoskopik olarak çıkarılmasını sağlar.ESD işleminde ağızdan ya da makattan girilen ince bir endoskop kullanılır. Karında kesi açılmaz. Yalnızca hastalıklı alan hedeflenir, sağlıklı organ dokusu mümkün olduğunca korunur. Hastalıklı doku milimetrik hassasiyetle çevresinden ayrılır ve tek parça halinde çıkarılır.Hasta konforu ve organ koruyucu tedavi ön plandaESD işlemi sonrası süreç hastalar açısından genellikle daha konforludur. Çoğu hasta aynı gün ya da kısa süreli takip sonrasında taburcu edilebilir. Günlük yaşama ve işe dönüş süresi klasik cerrahiye göre daha kısa olabilir. Özellikle kalın bağırsak ve rektum lezyonlarında organ koruyucu yaklaşımlar yaşam kalitesi açısından büyük önem taşır. Ancak ESD her hastaya uygulanabilen bir yöntem değildir. Bu tedavinin başarısı doğru hasta seçimine, lezyonun erken evrede saptanmasına ve işlemi gerçekleştiren ekibin deneyimine bağlıdır.
SAĞLIK
KENE TUTUNMASINDA İLK 3 GÜN KRİTİK, YANLIŞ MÜDAHALE ÖLÜMCÜL SONUÇLARA YOL AÇABİLİR
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kene kaynaklı hastalıklarda artış yaşanıyor. Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hakkında önemli uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Bozkurt, özellikle kırsal alanlarda bulunan vatandaşların kene temasına karşı dikkatli olmaları gerektiğini belirterek, kene Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kene kaynaklı hastalıklarda artış yaşanıyor. Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hakkında önemli uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Bozkurt, özellikle kırsal alanlarda bulunan vatandaşların kene temasına karşı dikkatli olmaları gerektiğini belirterek, kene tutunması sonrası ilk 3 günün hayati önem taşıdığına dikkat çekti.Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının , Nairovirüs grubuna ait bir virüsün neden olduğu, ateş ve kanama bulgularıyla seyreden ciddi bir enfeksiyon hastalığı olduğunu söyledi.Hastalık 30 farklı kene türü tarafından taşınabiliyorProf. Dr. Fatma Bozkurt, şu bilgileri verdi:“İlk kez 1944 yılında Kırım’da tanımlanan hastalık, daha sonra Kongo’da da görülmesi nedeniyle bu iki bölgenin adıyla anılmaktadır. Asya, Afrika, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da yaygın olarak görülen hastalık, yaklaşık 30 farklı kene türü tarafından taşınabilmektedir. Türkiye’de ilk vaka 2002 yılında tespit edilmiş olup, özellikle Karadeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde vaka sayılarında artış gözlenmektedir .”En yaygın bulaşma yolu: Kene ısırmasıProf. Dr. Fatma Bozkurt, hastalığın bulaşma yollarının net olduğunu ancak yalnızca kene ısırmasıyla sınırlı olmadığını belirterek şu bilgileri paylaştı:“KKKA’nın en sık bulaşma şekli, virüsü taşıyan kenelerin insanı ısırmasıdır. Özellikle kırsal bölgelerde ve hayvancılığın yoğun olduğu alanlarda risk artmaktadır.Enfekte hayvanlarla temas da risk oluşturuyorVirüs taşıyan büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kanı, dokuları veya vücut sıvılarıyla temas edilmesi hastalığın bulaşmasına neden olabilir. Hayvanlar çoğu zaman hastalığı belirti göstermeden geçirebildiği için dikkatli olunması gerekmektedir.İnsanlar arasında da bulaşabiliyorKKKA hastalarının kanı, vücut sıvıları veya dokularıyla doğrudan temas edilmesi durumunda hastalık insandan insana da bulaşabilmektedir. Bu nedenle sağlık çalışanlarının ve hasta yakınlarının gerekli koruyucu önlemleri alması büyük önem taşımaktadır.”Kene ısırdığında kritik saatlere dikkat!Kene tutunmasının ardından ortaya çıkabilecek belirtilerin yakından takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bozkurt, yüksek ateş ve kas ağrısı gibi şikâyetlerin ciddiye alınması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Bozkurt , KKKA’nın en sık görülen belirtilerini şöyle sıraladı:Prof. Dr. Bozkurt, “Kene ısırması sonrasında özellikle kuluçka süresi olan ilk 3 günlük dönem büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte ortaya çıkan belirtiler vakit kaybetmeden değerlendirilmelidir” dedi.Yapışan keneye kolonya dökmeyin, yakmayınToplumda yaygın olarak uygulanan bazı yöntemlerin ciddi riskler taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Fatma Bozkurt, kenenin üzerine kolonya dökmek, sigara bastırmak ya da yakmaya çalışmak gibi müdahalelerin son derece yanlış olduğunu söyledi.“Kene üzerine kimyasal madde dökülmesi veya yakılmaya çalışılması sırasında kene kusabilir ve taşıdığı enfekte sıvıyı insan vücuduna aktarabilir. Bu durum enfeksiyon riskini artırır” diyen Prof. Dr. Bozkurt, kenenin uygun yöntemlerle ve mümkünse sağlık kuruluşlarında çıkarılması gerektiğini vurguladı.Keneden korunmak için bu tavsiyelere kulak verinKene tutunmasını önlemenin en etkili yolunun doğru kıyafet seçimi olduğunu belirten Prof. Dr. Bozkurt, şu önerilerde bulundu:Her kene KKKA taşımaz ama tedbir şartHer kenenin Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’ne neden olmadığını belirten Prof. Dr. Fatma Bozkurt, buna rağmen tedbirli davranmanın önemine dikkat çekti.Özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, çobanlar, veteriner hekimler, kırsal bölgelerde yaşayanlar ile piknik yapan ve doğa yürüyüşlerine katılan kişiler risk grubunda yer alıyor.Prof. Dr. Bozkurt, “Kene ile temas halinde panik yapılmamalı ancak belirtiler dikkatle izlenmeli ve gerekli durumlarda sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır. Erken farkındalık ve doğru müdahale, hastalığın seyrinde büyük önem taşımaktadır” dedi.
SAĞLIK
SKOLYOZDA ERKEN TANI ÇOCUKLARIN GELECEĞİNİ KORUYOR
Her yıl binlerce çocuk ve genç, fark edilmeden ilerleyen bir omurga eğriliğiyle yaşamını sürdürüyor. Çoğu zaman yalnızca küçük bir duruş bozukluğu ya da omuz hizasındaki hafif bir farklılık gibi görünen skolyoz, erken tanı konulmadığında yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen önemli bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. Uzmanlar, özellikle büyüme çağındaki çocuklarda erken teşhis ve düzenli Her yıl binlerce çocuk ve genç, fark edilmeden ilerleyen bir omurga eğriliğiyle yaşamını sürdürüyor. Çoğu zaman yalnızca küçük bir duruş bozukluğu ya da omuz hizasındaki hafif bir farklılık gibi görünen skolyoz, erken tanı konulmadığında yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen önemli bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. Uzmanlar, özellikle büyüme çağındaki çocuklarda erken teşhis ve düzenli takibin, cerrahi gereksinimini azaltabildiğini ve tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını vurguluyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. İlknur Saral, skolyozun nedenleri ve modern tedavileri hakkında bilgi verdi.Genellikle hızlı büyüme döneminde ortaya çıkan bir durumSkolyoz; omurganın sağa ya da sola doğru eğrilmesinin yanı sıra kendi ekseni etrafında dönmesiyle ortaya çıkan üç boyutlu bir omurga deformitesi olarak tanımlanır. Genellikle hızlı büyüme döneminde ortaya çıkan bu durum, özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda daha sık görülür. Hastalık çoğu zaman ağrıya neden olmadığı için uzun süre fark edilmeyebilir. Bu nedenle uzmanlar, ailelerin çocuklarının duruş gelişimini dikkatle gözlemlemesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekmektedir.Basit belirtiler önemli bir sorunun habercisi olabilirSkolyozun ilk belirtileri çoğu zaman günlük yaşam içinde fark edilmesi zor küçük değişikliklerle ortaya çıkar. Bir omzun diğerine göre daha yüksek görünmesi, kürek kemiklerinden birinin belirginleşmesi, kalça seviyelerinde eşitsizlik, kıyafetlerin vücutta asimetrik durması ya da öne eğilince sırtın bir tarafında kabarıklık oluşması en sık karşılaşılan bulgular arasında yer alır. Erken dönemde tespit edilen eğriliklerde ameliyatsız tedavi seçeneklerinin çok daha etkili sonuç verir. Özellikle büyüme gelişiminin devam ettiği çocuklarda uygulanan kişiye özel egzersiz programları, fizyoterapi yaklaşımları ve modern korse uygulamaları sayesinde eğriliğin ilerleme riski önemli ölçüde azaltır.“Ağrı yoksa sorun yok” düşüncesi yanlışToplumda skolyozun yalnızca sırt ağrısıyla ilişkilendirilmesi nedeniyle pek çok aile çocuklarında sorun olmadığını düşünebilir. Oysa skolyoz çoğu zaman sessiz ilerleyen bir tablo oluşturur. İlerleyici omurga eğrilikleri; duruş bozukluklarının yanı sıra ileri dönemlerde solunum kapasitesinde azalma, hareket kısıtlılığı, kas dengesizlikleri ve psikososyal sorunlara kadar uzanan geniş bir etki alanında etkiler. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda beden algısının büyük önem taşır. Bunun için omurga deformitelerinin özgüven üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabilir. Bu nedenle skolyozun yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik yönüyle de değerlendirilmesi gerekir.Radyasyon endişesine karşı yeni nesil teknolojilerSkolyoz tanı ve takip sürecinde en sık kullanılan yöntemlerden biri röntgen görüntüleme sistemleri olur. Ancak büyüme çağındaki çocukların düzenli aralıklarla tekrar eden X-ışınına maruz kalması, ailelerde haklı bir endişe oluşturabilmektedir. Özellikle uzun takip gerektiren hastalarda radyasyon maruziyetinin azaltılması, günümüz tıbbının önemli gündem başlıklarından biri haline gelmektedir. Teknolojide yaşanan gelişmeler sayesinde artık skolyoz değerlendirmelerinde radyasyonsuz takip yöntemleri daha yaygın biçimde kullanılabilir. Üç boyutlu yüzey tarama sistemleri ve gelişmiş postüranaliz teknolojileri, omurgadaki eğriliklerin ve vücut asimetrilerinin detaylı şekilde incelenmesine olanak sağlıyor. Bu sistemler, kişinin anatomik yapısını dijital ortamda analiz ederek omurga üzerindeki değişimleri radyasyon kullanmadan değerlendirebilmektedir. Uzmanlar, bu teknolojilerin özellikle çocuk ve ergen hastalarda büyük avantaj sunduğunu belirtiyor. Radyasyon içermeyen sistemler sayesinde hem güvenli hem de tekrarlanabilir takip yapılabilmektedir. Böylece tedavi sürecindeki ilerleme daha hassas şekilde gözlemlenirken gereksiz görüntüleme ihtiyacının da önüne geçilebilmektedir.Erken tanı, cerrahi ihtimalini azaltabiliyorSkolyoz tedavisinde en önemli unsurun erken teşhistir. Eğrilik henüz düşük derecelerdeyken başlanan takip ve rehabilitasyon süreci, omurganın ilerleyici deformasyonunu durdurmada kritik rol oynar. Günümüzde gelişen fizik tedavi uygulamaları, omurgaya özel egzersiz yaklaşımları ve ergonomik korse teknolojileri sayesinde pek çok çocuk ameliyata ihtiyaç duymadan sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlar. En önemli nokta, skolyozu mümkün olduğunca erken dönemde fark etmektir. Çünkü omurga eğriliği ilerledikçe tedavi seçenekleri sınırlandırarak cerrahi müdahale gereksinimini artırabilir. Bu nedenle okul çağındaki çocukların düzenli duruş kontrollerinden geçirilmesi ve ailelerin gözlemci olması büyük önem taşır.Çocuğunuzun duruşuna dikkatle bakınAilelerin çocuklarının günlük duruş alışkanlıklarını dikkatle gözlemlemeleri gerekir. Basit gibi görünen küçük bir asimetri ya da omuz dengesizliği, ileride ciddi sonuçlar doğurabilecek bir omurga eğriliğinin ilk işareti olabilmektedir. Erken tanı, doğru takip ve gelişen teknolojilerin sunduğu güvenli yöntemlerle skolyozun kontrol altına alınabilmesini ve çocukların geleceğinin hem omurga sağlığı hem de yaşam kalitesi açısından önemli bir konfor sağlamaktadır. Çünkü bazen bir çocuğun duruşundaki küçük bir ayrıntı, tüm yaşamını değiştirecek kadar önemli sonuçlar doğurabilmektedir.
SAĞLIK
KALP ÇARPINTISINDA İHMALE GELMEZ 8 SİNYAL!
Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor. Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor. Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek “Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor. Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor” diyor.Kalp çarpıntısının her zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmediğini ancak bazı belirtilerle birlikte görülmesi halinde mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var.Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor.Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.Kalp ritmi bozukluğunda yeni nesil tedaviKardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirterek yeni nesil tedavi yaklaşımlarına yönelik şöyle konuşuyor: “Son yıllarda ritim bozukluklarına daha sık ve daha erken tanı koyabiliyoruz. Üç boyutlu haritalama sistemleri sayesinde kalpteki ritim bozukluğunun kaynağını daha net tespit edebiliyoruz ve uzun vadede daha yüz güldürücü sonuçlar alıyoruz. Kısa vadede önemsenmeyen bazı ritim bozuklukları, ani ölüme neden olmasa da, uzun dönemde diyabet ve hipertansiyon gibi kronik hastalıkların zemininde kalp yetmezliğine yol açabiliyor. Bu nedenle artık beklemeden müdahale etmeyi tercih ediyoruz. Tedavide pil ihtiyacı yoksa, hastaların büyük bir kısmında ablasyon yöntemleri uygulanabiliyor. Üç boyutlu haritalama sistemleri sayesinde işlem sırasında minimum radyasyon kullanılıyor ve anestezi desteğiyle daha güvenli bir tedavi süreci sağlanıyor.”
SAĞLIK
KALÇA VE DİZ PROTEZİNDE ROBOTİK CERRAHİ YAYGINLAŞIYOR
Gelişen teknolojiyle birlikte sağlık alanında birçok avantaj sunan robotik cerrahiyle uygulanan kalça ve diz protezleri tedavinin başarısını artırıyor. Robotik protez ameliyatının hassas ölçümlerle nokta atışı uygulama imkanı sunduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Devrim Akseki, böylece diz veya kalça protezlerinin ekleme daha doğru ve kusursuz bir şekilde yerleştirilebildiğini söyledi. Günümüzde diz protezi ameliyatlarının Gelişen teknolojiyle birlikte sağlık alanında birçok avantaj sunan robotik cerrahiyle uygulanan kalça ve diz protezleri tedavinin başarısını artırıyor. Robotik protez ameliyatının hassas ölçümlerle nokta atışı uygulama imkanı sunduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Devrim Akseki, böylece diz veya kalça protezlerinin ekleme daha doğru ve kusursuz bir şekilde yerleştirilebildiğini söyledi.Günümüzde diz protezi ameliyatlarının sıklıkla yapıldığını dile getiren Akseki, “Halk arasında diz kireçlenmesi ve sıvı eksilmesi olarak tabir edilen hastalıklar daha da yaygınlaştı. Bu nedenle diz protezi ameliyatları da daha çok yapılmaya başlandı. Robotik cerrahide öncelikle dizi farklı pozisyonlarda, farklı şekillerde robota tanıtıyoruz. Robotun hassasiyet derecesi insan gözünün hassasiyet derecesinden çok daha yüksek. Sonrasında robotun bize işaretlediği noktalardan gerçekleştirdiğimiz milimetrik kesiler sayesinde uygulayacağımız protezi doğru açıyla, doğru pozisyonda yerleştirmiş oluyoruz. Bu bir anlamda insan hatasını da en aza indiren bir sistem. Böylece operasyon başarısı da yükseliyor, hasta daha hızlı iyileşiyor” diye konuştu.DAHA HIZLI İYİLEŞME İMKANI SUNUYORRobotik diz protezi ameliyatının daha az kanamaya neden olduğunu ve günlük yaşama daha hızlı dönüldüğünü de dile getiren Prof. Dr. Devrim Akseki, şunları söyledi: “Robotik diz protezi operasyonunda kişiye özel bir uygulama yapılıyor. Robottan alınan ölçülerle açısal düzenlemeler ve kesilerle birlikte protez hastaya özel şekilde tasarlanıyor. Robotik diz protezi, daha az ağrı, daha az kanama ve daha hızlı hayata dönüş sağlıyor. İyileşme süresi daha hızlı oluyor. Ameliyat sonrasında sanki orada protez yokmuş gibi yaşamaya alışıyorsunuz. Çünkü protezler hassas şekilde yerleştirildiği için daha uzun süre sağlıklı bir şekilde kullanma imkanı sunuyor. Hasta normal yaşamını rahatlıkla sürdürüyor. Bu yöntem kalp, tansiyon, böbrek, akciğer sorunları bulunan hastalara veya vücudu daha hassas olan yaşlı hastalar için de avantajlar sunuyor ”EN UYGUN TEDAVİYİ BELİRLİYORUZRobotik kalça protez tedavisi hakkında bilgi veren Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Ömer Selçuk Öçmen de, “Bu operasyon genellikle kalça kireçlenmesi tedavisinde robotun yardımıyla yapılıyor. Ameliyat öncesi bir ön hazırlık süreci oluyor ve şablon belirleniyor. Röntgen üstünden hangi boyda protez koyacağımızı belirliyoruz. Ameliyat esnasında da çektiğimiz röntgenleri robota yükleyerek kalçayı robota tanıtıyoruz. Ameliyat öncesi planlamamızla, bu esnada robotun verdiği ölçüleri kontrol ederek protezimizi en doğru pozisyonda yerleştirebiliyoruz. Hastanın problemine en uygun şekilde tedavi sürecini gerçekleştiriyoruz” ifadelerini kullandı.Op. Dr. Ömer Selçuk Öçmen sözlerine şöyle devam etti: “Robot kullanmadan yapılan kalça protezi ameliyatlarında müdahale genelde kalçanın yanından ve arkasından yapılıyor. Bu sırada bazı kasların önce kesilip sonra dikilmesi gerekebiliyor. Bu durum ameliyat sonrası iyileşme sürecini yavaşlatabiliyor. Fakat robotik kalça protezi operasyonunda ön taraftan kasığa yakın bir yerden herhangi bir kas kesisi yapmadan, kas planlarının arasından giriyoruz. Direkt ekleme ulaşıyoruz. Kaç derecelik açıyla protezi koymamız gerekiyorsa o açıda robot kendini kilitliyor ve biz de protezi yerleştirmiş oluyoruz. Böylece ameliyat sonrası süreçlerde de protezin sabit kalması ve uzun yıllar kullanılmasını sağlıyoruz. Bu operasyonun başarı oranı da yüksek. Robotik yöntemi kullandığımız hastalarda bir süre sonra yere çömelmeye bile izin veriyoruz. Normalde bu bir yıl sürüyor; belki de hiç yapılmıyor. Kalça protezi ihtiyacı olan yaş grubu farketmeksizin herkese bu yöntemi uyguluyoruz. Özel Sağlık Hastanesi’nde hem gelişmiş robotik cerrahi altyapısı, hem de bu konuda uzman hekim kadromuzla çalışmalarımızı sürdürüyoruz”
SAĞLIK
SAFRA KANALI TIKANIKLIĞI CİDDİ SONUÇLAR DOĞURABİLİYOR. SAFRA TAŞLARININ BOYUTU KANSER RİSKİNİ ARTIRABİLİYOR!
Safra kesesi taşlarının bazı kişilerde hiçbir belirti vermeden seyredebileceğini belirten uzmanlar, bazı hastalarda ise şiddetli ağrı, bulantı ve sindirim sorunlarına neden olabildiğini söylüyor. Özellikle yağlı yiyeceklerden sonra ortaya çıkan sağ üst karın ağrısının safra taşı belirtisi olabileceğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Şükrü Arslan, “Taş, safra kesesini iltihaplandırabilir. Safra duvarında delinme meydana gelebilir ve Safra kesesi taşlarının bazı kişilerde hiçbir belirti vermeden seyredebileceğini belirten uzmanlar, bazı hastalarda ise şiddetli ağrı, bulantı ve sindirim sorunlarına neden olabildiğini söylüyor.Özellikle yağlı yiyeceklerden sonra ortaya çıkan sağ üst karın ağrısının safra taşı belirtisi olabileceğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Şükrü Arslan, “Taş, safra kesesini iltihaplandırabilir. Safra duvarında delinme meydana gelebilir ve sepsis dediğimiz ciddi enfeksiyon tablosu ortaya çıkabilir.” dedi. Üç santimetrenin üzerindeki taşların ise safra kesesi kanseri gelişimine zemin hazırlayabileceği vurgusunu yapan Dr. Arslan, risk taşıyan hastaların mutlaka uzman değerlendirmesinden geçmesi gerektiği hatırlattı.Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Şükrü Arslan, safra kesesi taşlarının belirtileri, yol açabileceği ciddi sağlık riskleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.Safra kesesi taşları sessiz seyredebildiği gibi çeşitli şikâyetlerle de ortaya çıkabiliyor!Safra kesesinin besin sindirimi için gerekli olan safranın depolandığı bir organ olduğunu hatırlatan Dr. Şükrü Arslan, “Bazı kişilerde safra sıvısının yoğunlaşıp kristalize olmasıyla taşlar oluşabilir.” dedi.Bu taşların bazen hiçbir şikâyete sebep olmayabileceğini ifade eden Dr. Arslan, “Bazen de özellikle yağlı gıdalardan sonra karnın sağ üst tarafında ağrıya, bu ağrının omuz ve sırta vurmasına, bulantı, kusma, hazımsızlık ve şişkinlik şikayetlerine sebep olabilir.” şeklinde konuştu.Tedavide amaç sadece taşı değil, taşın yol açabileceği hayati tehlikeleri de ortadan kaldırmak!Taşın safra kanalını tıkayabileceğine değinen Dr. Şükrü Arslan, şunları söyledi:“Tıkanma neticesinde ateş, titreme, cilt ve gözde sararma, dışkı renginde açılma, idrar renginde koyulaşma gibi bulgular meydana gelebilir. Hastalığın tedavisinde günümüzde laparoskopik yani kapalı yöntemle ameliyatlar yapılabiliyor. Bu ameliyatta taşla beraber safra kesesi de alınır. Ameliyattan kısa süre sonra hastalar sosyal hayatlarına dönebilirler. Safra kesesi ameliyatıyla hem safra taşına bağlı şikayetlerin ortadan kaldırılması hem de ileride gelişebilecek hayati risklerin önüne geçilmesi hedeflenir.”Üç santimin üzerindeki safra kesesi taşları kanser riskini artırabiliyor!Safra kesesinde oluşan taşlara müdahale edilmediği durumlarda bazı riskler oluşabileceğine dikkat çeken Dr. Şükrü Arslan, “Taş, safra kesesini iltihaplandırabilir. Safra duvarında delinme meydana gelebilir ve sepsis dediğimiz ciddi enfeksiyon tablosu ortaya çıkabilir.” dedi.Taşların safra kesesinden kanala düştüğü zaman ise tıkanma, sarılık ve iltihaplanmaya sebep olabileceğini kaydeden Dr. Arslan, “Taşın boyutu özellikle üç santimin üzerindeyse safra kesesi kanseri gelişmesine zemin hazırlayabilir. Safra kesesi taşları toplumda oldukça sık görülüyor ancak tüm taşlara ameliyat gerektirmiyor. Burada önemli olan taşın boyutu.” açıklamasını yaptı.Riskli safra kesesi taşları mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiriyor!Taşın hastada şikâyet oluşturup oluşturmadığının ve ileride oluşturabileceği risklerin değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan Dr. Şükrü Arslan, sözlerini şöyle tamamladı: “Yani hastada şikâyete sebep olan semptomatik taşlar varsa, safra kanalına düşme ihtimali daha yüksek olan milimetrik boyutlu taşlar varsa, kanser gelişmesine zemin hazırlayan özellikle üç santimden büyük boyutlu taşlar varsa, porselen kese dediğimiz safra kesesi duvarında kireçlenme durumu varsa, hastada aynı zamanda diyabet hastalığı da varsa, bu tarz hastalar mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmeli.”