SON DAKİKA | 15:35 • Aslan Burcu Genel Özellikleri
Bizi Takip Edin

mRNA'dan sonra tRNA: Binlerce genetik hastalığa karşı tek tedavi olabilir

Yeni "tRNA" teknolojisi, birden fazla genetik bozukluğa karşı kullanılabilecek tek bir tedavi sunabilir.

Habere Git

KARACİĞER TÜMÖRLERİNDE GİRİŞİMSEL TEDAVİ KONFORU

Yaşamın sürdürülmesi için hayati öneme sahip olan karaciğer, hem kendi dokusundan gelişen primer yani birincil tümörlerin hem de başka organlardan yayılan metastatik tümörlerin görülebildiği nadir organların başında geliyor. Vücut için herhangi bir yedeği ya da alternatifi de bulunmayan karaciğerdeki tümörlerin tedavi planı, tümörün türü, boyutu, sayısı, yerleşimi ve hastanın genel sağlık durumu gibi birçok faktörle

Habere Git

Özel Sağlıkta Büyük Planlama: 34 Yeni Hastane, 239 Uzman Kadrosu Ve 2 Bin 620 Yatak

Özel Sağlıkta Büyük Planlama: 34 Yeni Hastane, 239 Uzman Kadrosu Ve 2 Bin 620 Yatak

Habere Git

Çorum Fizik Tedavi Hastanesi Bakanlığın Yatırım Programına Alındı

Ankara İskilipliler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Daşcı'nın, Çorum'un fizik tedavi ve rehabilitasyon alanındaki ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Sağlık Bakanlığına yaptığı kapsamlı resmi başvuru önemli bir aşamaya ulaştı. Sağlık Bakanlığı, "Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi Hastanesi Ek Bina Yatırımı"nı 2027 yılı yatırım programına alınmak üzere Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına sundu.

Habere Git

Sağlık Gündeminde Markanıza Yer Açın!

Basın bültenlerinizi, firma haberlerinizi, ürün lansmanlarınızı ve röportaj taleplerinizi bize iletin; Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi’nde yayınlayalım.

Habere Git
SAYI: 351 | TEMMUZ 2026

351. Sayı

Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.

Dijital Okuma
PDF İndirme Seçeneği
İnteraktif Flipbook
351. Sayı

CANLI YAYIN TAKVİMİ

TÜMÜNÜ GÖR >
05
Kas
Prş
09:00 CANLI

3. Ulusal Biyomedikal Kongresi 5–8 Kasım 2026 tarihlerinde, Antalya'da Kremlin Palace Otel'de

İZLE
01
Nis
Prş
10:00 CANLI

OHSAD Kurultayı – Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantıları

Prof. Dr. Kemal Memişoğlu - T.C. Sağlık Bakan
İZLE
15
Nis
Prş
10:00 CANLI

Tüyap Expomed Eurasia İstanbul Medikal Fuarı

İZLE

ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR

TÜMÜNÜ GÖR >
Muayene Katılım Payı Nedir?|Sağlıkla Güvende Kalın 79. Bölüm
RÖPORTAJ

Muayene Katılım Payı Nedir?|Sağlıkla Güvende Kalın 79. Bölüm

16 Ağustos 2026 28
KLS Martin’in İleri Cerrahi Çözümleri Oypa Medikal Güvencesiyle Türkiye’de
RÖPORTAJ

KLS Martin’in İleri Cerrahi Çözümleri Oypa Medikal Güvencesiyle Türkiye’de

09 Ağustos 2026 62
PAQEN: Tıbbi Cihazlarda İnovasyon, Regülasyon ve AR-GE’nin Güçlü Ortağı
RÖPORTAJ

PAQEN: Tıbbi Cihazlarda İnovasyon, Regülasyon ve AR-GE’nin Güçlü Ortağı

09 Ağustos 2026 65
SAĞLIKTA REKLAMI YASAKLAMAK MI, HASTAYI DOĞRU BİLGİLENDİRMEK Mİ?
KÖŞE YAZISI

SAĞLIKTA REKLAMI YASAKLAMAK MI, HASTAYI DOĞRU BİLGİLENDİRMEK Mİ?

Mustafa DAŞCI

03 Eylül 2026 30

GÜNCEL HABERLER

TÜMÜNÜ GÖR >
Gebe okullarında 1 milyon 117 bin 413 gebeye danışmanlık hizmeti sunuldu SAĞLIK
SAĞLIK

Gebe okullarında 1 milyon 117 bin 413 gebeye danışmanlık hizmeti sunuldu

Bakan Memişoğlu, 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası nedeniyle sanal medya hesabından açıklama yaptı. Memişoğlu, 'Sağlıklı Anne, Sağlıklı Nesil' başlıklı açıklamasında, "Bu eşsiz heyecanı paylaşmak ve ebev... Bakan Memişoğlu, 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası nedeniyle sanal medya hesabından açıklama yaptı. Memişoğlu, 'Sağlıklı Anne, Sağlıklı Nesil' başlı…

03 Eylül 2026 26
Sağlık Bakanı Memişoğlu: 8 bin 401 Aile Sağlığı Merkezimizde, 31 bin aile hekimimizle vatandaşlarımıza hizmet veriyoruz SAĞLIK
SAĞLIK

Sağlık Bakanı Memişoğlu: 8 bin 401 Aile Sağlığı Merkezimizde, 31 bin aile hekimimizle vatandaşlarımıza hizmet veriyoruz

Sağlık Bakanı Memişoğlu, 8 bin 401 Aile Sağlığı Merkezinde, 31 bin aile hekimiyle vatandaşlara en yakın noktada sağlık hizmeti verdiklerini belirtti. Halk Sağlığı Haftası'na ilişkin NSosyal hesabından paylaşımda bulunan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "81 il, 86 milyon insan, tek bir hedef. Daha sağlıklı bir Türkiye. Halk Sağlığı Haftamız Başlıyor.…

03 Eylül 2026 26
Uzmanından koleraya karşı alınması gereken önlemler SAĞLIK
SAĞLIK

Uzmanından koleraya karşı alınması gereken önlemler

DünyaSağlıkÖrgütü’nün (DSÖ) verilerine göre; Afrika Bölgesi’nde son yıllarda birçokkoleravakası bildirildi. Ayrancı Güven Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yaşar Bayındır, yaptığı değerlendirmede koleranı... DünyaSağlıkÖrgütü’nün (DSÖ) verilerine göre; Afrika Bölgesi’nde son yıllarda birçokkoleravakası bildirildi. Ayrancı Güven Hastanesi Başhekimi Pro…

03 Eylül 2026 26
Uzmanından okul döneminde çocukların omurga sağlığı için uyarı SAĞLIK
SAĞLIK

Uzmanından okul döneminde çocukların omurga sağlığı için uyarı

Okul döneminin başlamasıyla birlikte çocukların günlük fiziksel aktivitelerinde önemli bir değişiklik yaşandığını belirten Medicana Bahçelievler Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. ... Okul döneminin başlamasıyla birlikte çocukların günlük fiziksel aktivitelerinde önemli bir değişiklik yaşandığını belirten Medicana Bahçelievler …

03 Eylül 2026 17
 
Beyinde Kronik Ağrıyı Baskılayan 'Fren' Mekanizması Keşfedildi BILIM
BILIM

Beyinde Kronik Ağrıyı Baskılayan 'Fren' Mekanizması Keşfedildi

ABD’de yapılan bir araştırmada, beyindeki belirli opioid reseptörlerinin sinir hasarına bağlı kronik ağrıyı baskılayan bir “fren” görevi gördüğü belirlendi.Washington University School of Medicine araştırmacıları, kronik sinir ağrısının beyinde nasıl kontrol edildiğine ilişkin yeni bir mekanizma ortaya çıkardı.Fareler üzerinde yapılan çalışmada, beynin derinliklerinde bulunan ve uyanıklık ile stres yanıtında önemli rol oynayan locus coeruleus adlı bölgedeki bazı reseptörlerin ağrı sinyallerini baskılayabildiği belirlendi.Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, bu bölgedeki mu opioid reseptörleri, sinir hasarından sonra aşırı aktif hale gelen ve kronik ağrının sürmesine katkıda bulunan sinir hücrelerini kontrol altında tutan bir “fren” görevi görüyor.Sinir Hasarı Ağrı Devresini Aşırı Aktif Hale GetirebiliyorNöropatik ağrı, hasar gören sinir liflerinin beyne tekrar tekrar anormal sinyaller göndermesi sonucu ortaya çıkıyor. Bu durum yanma, batma veya elektrik çarpmasına benzer ağrılara neden olabiliyor.Diyabet, viral enfeksiyonlar ve sinir sıkışması nöropatik ağrıya yol açabilen durumlar arasında yer alıyor.Araştırmacılar, ağrının düzenlenmesinde rol oynadığı daha önce de bilinen locus coeruleus bölgesine odaklandı.Çalışmada ilk olarak sinir hasarının, bu beyin bölgesini ağrıyı artıran aktif bir kaynağa dönüştürebildiği gösterildi.Araştırmacılar locus coeruleus bölgesindeki hücreleri geçici olarak susturduğunda, nöropatik ağrı modeli oluşturulan farelerin dokunma ve sıcaklığa karşı hassasiyetinin azaldığı görüldü.Mu Opioid Reseptörleri Ağrıyı BaskıladıAraştırmanın bir sonraki aşamasında bilim insanları, locus coeruleus hücrelerinde bulunan ve opioidlere yanıt veren reseptörleri inceledi. Çalışma özellikle mu opioid reseptörlerine odaklandı.Mu opioid reseptörleri beyin ve omurilik boyunca bulunuyor. Vücudun doğal olarak ürettiği opioidlerin yanı sıra morfin ve fentanil gibi sentetik opioidler de bu reseptörlere bağlanarak ağrı sinyallerini azaltıyor.Araştırmacılar, nöropatik ağrısı bulunan farelerde yalnızca locus coeruleus hücrelerindeki mu opioid reseptörlerini ortadan kaldırdı.Bu reseptörlerin bulunmadığı farelerin dokunma ve sıcaklığa karşı daha hassas hale geldiği görüldü.Mu opioid reseptörleri aynı sinir hücrelerine yeniden kazandırıldığında ise artan ağrı hassasiyeti tersine döndü.Bu sonuç, locus coeruleus bölgesindeki mu opioid reseptörlerinin aşırı aktif ağrı devresini baskılayan bir kontrol mekanizması oluşturduğunu gösterdi.Daha Hedefli Ağrı Tedavileri İçin Yeni Bir Yol OlabilirÇalışmanın kıdemli yazarı Doç. Dr. Jordan McCall, sinir hasarına bağlı kronik nöropatik ağrının milyonlarca yetişkini etkilediğini ve tedavisinin zor olduğunu belirtti.McCall, geleneksel opioid ilaçların beyin ve vücuttaki reseptörleri geniş ölçüde etkilediğine, bunun da yan etkiler, tolerans gelişimi ve balılık riskiyle ilişkili olduğuna dikkat çekti.Araştırmacılara göre yeni bulgular, kronik ağrının locus coeruleus bölgesindeki mu opioid reseptörlerinin sinir hücrelerini baskılama yeteneğini bozabileceğine işaret ediyor.Ekip şimdi, sinir sisteminin diğer bölgelerindeki opioid reseptörlerini etkilemeden locus coeruleus aktivitesini değiştirebilecek yöntemleri araştırıyor.Araştırmacıların hedefi, gelecekte mu opioid reseptörlerini özellikle bu beyin bölgesinde etkileyen tedaviler geliştirmek. Böylece kronik nöropatik ağrı azaltılırken, tüm beyin ve vücudu etkileyen opioid ilaçlarla bağlantılı risklerin de sınırlandırılabileceği düşünülüyor.Kaynak: Medimagazin  

03 Eylül 2026 20
Sağlığınızı korumak için hastalanmayı beklemeyin SAĞLIK
SAĞLIK

Sağlığınızı korumak için hastalanmayı beklemeyin

Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası vesilesiyle açıklama yaptı. Toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çekilmesi ve vatandaşların sağlık konusunda farkındalığın arttırılmasının önemine dikkat çeken Öztürk; 'Sağlığınızı korumak için hastalanmayı beklemeyin' dedi. Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası vesilesiyle açıklama yaptı. Toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çekilmesi ve vatandaşların sağlık konusunda farkındalığın arttırılmasının önemine dikkat çeken Öztürk; 'Sağlığınızı korumak için hastalanmayı beklemeyin' dedi.Sağlık hizmetlerinin temelini oluşturan birinci basamak sağlık hizmetlerinin, bireyin sağlık sistemiyle ilk temas noktası olduğunu ve birinci basamakta yürütülen koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerinin toplum sağlığının güçlendirilmesinde hayati bir role sahip olduğunu aktaran Denizli İl Sağlık Müdürü Uz.Dr. Berna Öztürk; 'Halk sağlığının korunmasında düzenli sağlık kontrollerinin yaptırılması, dengeli ve yeterli beslenme, fiziksel aktivitenin artırılması, tütün ve tütün ürünlerinden uzak durulması, aşırı tuz ve şeker tüketiminin azaltılması, kişisel ve çevresel hijyene dikkat edilmesi, Bakanlığımızın aşılama programına tam riayet edilmesi ve kanser taramalarının zamanında yaptırılması büyük önem taşımaktadır' dedi.Denizli'de vatandaşların hastalanmadan önce sağlığını koruyan, geliştiren ve yaşam kalitesini arttıran bütüncül bir anlayışla çalışmaların sürdürüldüğünü belirten Uz. Dr. Berna Öztürk; 'Denizli'de birinci basamak sağlık hizmetlerimizin en önemli yapı taşlarından Aile Sağlığı Merkezlerimiz vatandaşlarımızın sağlık sistemindeki ilk başvuru noktasıdır. İl genelinde 137 Aile Sağlığı Merkezimizde 383 Aile Hekimliği Birimimiz ile vatandaşlarımıza koruyucu sağlık hizmetlerinden çocuk ve gebe izlemlerine, kronik hastalıklarının takibinden bağışıklama hizmetlerine kadar geniş bir yelpazede sağlık hizmeti sunuyoruz.2026 yılında 10 yeni Aile Hekimliği Birimini hizmet ağımıza dahil ederek Aile Hekimliği Birimi başına düşen nüfusu da 2730 kadar indirmiş durumdayız. Aile Sağlığı Merkezlerimizin yanında 7 İlçe Sağlık Müdürlüğümüz, 12 Toplum Sağlığı Merkezimizde de sağlık hizmetlerini yürütüyoruz. Yine kanserle mücadelede en önemli adımlardan biri de hastalığın erken dönemde tespit edilmesidir. Bu kapsamda da ilimizde bulunan Merkezefendi, Pamukkale, Sümer, Acıpayam ve Tavas Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) ve Mobil Kanser Tarama Tırımız ile ilimizin en ücra köşelerine kadar kanser taramalarımızı gerçekleştiriyoruz. Acıpayam, Tavas, Merkezefendi ve Pamukkale Sağlıklı Hayat Merkezlerimizle de vatandaşlarımızın sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirilmesi ve sağlık risklerinin azaltılması amacıyla hizmet verilmektedir. Merkezlerde beslenme danışmanlığı, fiziksel aktivite danışmanlığı, psikososyal destek, çocuk ve ergen sağlığı, kadın ve üreme sağlığı, sigara bırakma danışmanlığı ve kronik hastalıklarla mücadele gibi birçok alanda ücretsiz sağlık hizmetlerini sunuyoruz' dedi. 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası'nın toplumumuzda sağlık bilincinin daha da güçlenmesine katkı sağlaması temennisinde bulunan Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk;'Tüm vatandaşlarımızı sağlıklarını korumaya, düzenli kontrollerini yaptırmaya, birinci basamak sağlık hizmetlerinden etkin bir şekilde yararlanmaya ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını günlük hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline getirmeye davet ediyorum' dedi.Kaynak: Etik Haber

03 Eylül 2026 2
'Tiroit kanserinde erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı önem taşıyor' SAĞLIK
SAĞLIK

'Tiroit kanserinde erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı önem taşıyor'

Eylül Tiroit Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında tiroit nodülleri ve tiroit kanseri konusunda bilinçlenmenin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, her tiroit nodülünün ameliyat gerektirmediğini belirterek; günümüzde sinir monitörizasyonu, kızılötesi görüntüleme sistemleri, endoskopik ve robotik cerrahi gibi teknolojik gelişmeler sayesinde tiroit cerrahisinin daha güvenli ve hasta odaklı bir şekilde uygulanabildiğini ifade etti. Eylül Tiroit Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında tiroit nodülleri ve tiroit kanseri konusunda bilinçlenmenin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, her tiroit nodülünün ameliyat gerektirmediğini belirterek; günümüzde sinir monitörizasyonu, kızılötesi görüntüleme sistemleri, endoskopik ve robotik cerrahi gibi teknolojik gelişmeler sayesinde tiroit cerrahisinin daha güvenli ve hasta odaklı bir şekilde uygulanabildiğini ifade etti.Eylül Tiroit Kanseri Farkındalık Ayı, tiroit nodüllerinin doğru değerlendirilmesi, tiroit kanserinde erken tanı ve uygun tedavi seçeneklerinin belirlenmesi açısından önemli bir farkındalık dönemi oluşturuyor. Liv Hospital Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, tiroit nodüllerinden cerrahi tedaviye, ameliyat sonrası ses kısıklığı riskinden izsiz ve robotik cerrahi yöntemlerine, ablasyon tedavisinden teknolojik gelişmelere kadar merak edilen konular hakkında bilgi verdi.'Her tiroit nodülü ameliyat gerektirmez'Tiroit nodülünün tüm dünyada iyot eksikliği görülen coğrafyalarda oldukça sık görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, 'Tiroit bezinde oluşan nodüller boyutu, şekli ve içeriğine göre incelenirler. Tiroit bezinde saptanan nodüllerin çok büyük bir kısmı iyi huyludur ve genellikle belirli aralıklar ile fizik muayene ve ultrasonografi ile takip edilmeleri yeterli olur. Ameliyat gerekebilecek nodüller ise 3 ana başlıkta değerlendirilebilir. Kanser şüphesi bulunan nodüller: Ultrasonografide nodülün düzensiz kenarlı, silik veya belirsiz sınırlı olması, içerisinde mikrokalsifikasyon adı verilen minik kireçlenmeler bulunması ve katı içerikli olması kanser açısından yüksek riskli özelliklerdir. Bu tür nodüllerde genellikle biyopsi yapılması önerilir. Büyük veya fonksiyonel problemlere yol açan nodüller: Fiziksel kusur oluşturacak kadar büyük olan veya boyunda basıya bağlı nefes darlığı, yutma güçlüğü ya da lokma takılması gibi şikâyetlere ve fonksiyonel problemlere yol açan nodüller cerrahi açıdan değerlendirilir. Aşırı hormon üretimine neden olan nodüller: Tiroit bezinin aşırı miktarda tiroit hormonu üretmesine neden olan ve hiperTiroiti adı verilen klinik tabloya yol açan nodüller, ameliyat veya medikal/girişimsel tedaviler açısından değerlendirilmelidir' dedi.Tiroit ameliyatında ses kısıklığı riski neden oluşuyor?'Tiroit bezi ile soluk borusunun arasında seyreden ve boğazımızdaki ses tellerini çalıştıran sinirler (rekürren sinirler) tiroit ameliyatları sırasında zarar görebilirler ve bu ses kısıklığı ile sonuçlanabilir' diyen Prof. Dr. Dural, 'Günümüzde daha iyi anatomik bilgi, titiz cerrahi, deneyim ve modern teknolojik cihazlar sayesinde ses kısıklığı görülme ihtimali son derece düşüktür. Sinir monitörizasyonu adı verilen sistemlerin kullanımı ile günümüzde kalıcı ses kısıklığı neredeyse hiç görülmemektedir (yüzde 0,1'den az). Ancak geçici ses kısıklıkları, seste ton değişiklikleri, çatallanma veya ses yorulması gibi geçici problemler monitör sistemleri kullanılsa da yüzde 1 civarında görülebilmektedir. Ses kısıklığını minimuma indirmek; özenli ve titiz bir cerrahi, tıbben gerekli veya zorunlu yardımcı tıbbi gereçlerin ve sistemlerin kullanılması ve deneyim ile mümkündür. Endokrin Cerrahisi alanında spesifik olarak çalışmak veya yılda 100 vakadan fazla tiroit cerrahisi gerçekleştirilmesi bu önemli ve ağır komplikasyonun gelişme riskini neredeyse sıfıra indirebilir' ifadelerini kullandı.'Teknoloji tiroit cerrahisinin güvenliğini artırıyor'Tiroit cerrahisinin tekniği tanımlanmış olduğu 20. yüzyılın ilk yarısından beri standardize olmuş bir teknik olduğunun altını çizen Dural, 'Ancak son yirmi yılda iki önemli teknolojik gelişme tiroit bezinin en korkulan komplikasyonlarını neredeyse minimum seviyelere çekmiştir. Bunlardan ilki sinir monitörizasyon sistemidir. Bu sistemin usulüne uygun ve doğru kullanımı ile ses kısıklığı günümüzde kalıcı bir komplikasyon olmaktan çıkmıştır. Tiroit ameliyatlarının bir diğer komplikasyonu olan hipokalsemi/hipoparaTiroiti ise en az ses kısıklığı kadar ciddi bir komplikasyondur. Tiroit bezine komşu olan paraTiroit bezlerinin ameliyat sırasında istemeden zarar görmesi sonucu gelişebilen bu komplikasyon bazen ömür boyu kalsiyum ve D vitamini takviyeleri almayı gerektiren, kaslarda şiddetli seğirme veya kasılmalar ile seyredebilen son derece rahatsız edici bir klinik tabloya dönüşebilir. Bu komplikasyonun önüne geçmek için geçtiğimiz on yılda çok önemli bir teknolojik gelişme olmuştur. Kızılötesi kameraların ameliyat sırasında kullanımı ile paraTiroit bezlerinin görünürlüğü artırılmış, ameliyat boyunca damarsal açıdan beslenmeleri izlenebilir hale gelmiştir. ParaTiroit bezindeki bir moleküler yapı sayesinde kızılötesi ışık altında sağlıklı paraTiroit bezleri 'otofloresans' adı verilen bir parlaklık göstermektedir. Bu sayede ameliyat sırasında paraTiroit bezlerinin zarar görmesinin büyük ölçüde önüne geçilmiştir' açıklamalarında bulundu.'Tiroit bezinin tamamının alınması her hastada gerekli değildir'Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, ameliyat gereken durumlarda her zaman hastanın tiroit bezinin tamamının alınması gerekmediğini söyleyerek, 'Basedow Graves hastalığı olarak adlandırılan nodül olmaksızın tiroit bezinin tamamının veya tiroit bezindeki birden çok nodülün fazla çalışıp aşırı hormon ürettiği durumlarda tiroit bezinin tamamının çıkarılması gerekir. Buna karşın tiroit bezindeki tek bir nodülün (toksik nodül) fazla çalıştığı durumlarda o nodülün bulunduğu lobun (bezin yarısının) çıkarılması yeterlidir. Böylece kalan tiroit dokusu sayesinde hastanın tiroit hormonu kullanmasına gerek kalmayabilir. Bir hatta 1,5 cm boyuta kadar olan tiroit kanserlerinde tiroit bezinin kanser saptanmış olan lobunun çıkarılması (bezin yarısı) yeterlidir. Ancak daha büyük boyutlu kanserlerde, bezin dışına taşmış kanserlerinde, agresif kanser türlerinde veya lenf bezlerine yayılım varlığında tiroit bezinin tamamının çıkarılması gereklidir' ifadelerini kullandı.Tiroit ameliyatlarında iz kaygısına karşı yeni cerrahi yöntemler'İz algısı toplumdan topluma farklılık göstermekle beraber hastaların oldukça büyük bir kısmının genç yaşta ve kadın cinsiyette olması artmış iz kaygısını da beraberinde getirmektedir' diyen Prof. Dr. Dural, 'Her ne kadar günümüzde tiroit ameliyatları geçmişe göre çok daha küçük kesilerden yapılıyorsa da oluşabilecek izin minimuma indirilmesi için gayret göstermek her cerrahın görevidir. Genellikle halk arasında estetik dikiş olarak adlandırılan 'subkütan' dikişler, ince ve örgüsüz eriyebilir iplikler ile dikildiğinde son derece iyi sonuçlar alınmaktadır. Tiroit ameliyatı için yapılan kesi boyun çizgileri ile paralel yatay bir kesi olduğundan iyileşmesi hızlıdır. Eğer katmanlı bir yaş çizgisi mevcut ise kesi bu katlantıya denk getirilerek tamamen gizlenebilir. Günümüzde ameliyat sonrasında yara iyileşmesine yardımcı olan bir çok kozmetik ürün de erişilebilir olup rutin pratikte kullanılmaktadır. Hastaların neredeyse yüzde 90'ının genç ve kadın olması daha az iz bırakan veya tamamen izsiz yöntemlerin aranması modern teknoloji ve endoskopik/robotik cerrahinin kullanımının yaygınlaşması günümüzde birçok farklı cerrahi yöntemin gelişmesine olanak sağlamıştır' şeklinde konuştu.Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, günümüzde kullanılan ve izsiz, uzaktan erişimli cerrahiler olarak adlandırılan yöntemleri şöyle sıraladı:'Koltuk altı bölgesinden: Transaksiller Endoskopik veya Robotik Tiroit Cerrahisi. Ağız boşluğu ve dudak içerisinden: Transoral Endoskopik veya Robotik Tiroit Cerrahisi. Meme başı ve koltuk altı bölgesinden: Bilateral Aksiller ve Meme Yaklaşımlı Endoskopik veya Robotik Tiroit Cerrahisi. Kulak arkasından: Retroauriküler Endoskopik veya Robotik Tiroit Cerrahisi. Sadece tek meme başından: Tek Port Robotik Sistem ile Tiroit Cerrahisi (Single Port Robotik Tiroit Cerrahisi).''Ablasyon tedavisi, seçilmiş hastalarda cerrahiye alternatif olabilir'Ablasyon adı verilen yöntemin aslında yeni olmayıp kanser metastazlarının yakılarak geriletilmesi veya ortadan kaldırılması için özellikle karaciğer metastazlarında girişimsel radyologlar tarafından yıllardır kullanılmakta olan bir yöntem olduğunu belirten Dural, şöyle devam etti: 'Radyofrekans veya mikrodalga cihazları kullanılarak yüksek ısı ile gerçekleştirilen bu işlem son zamanlarda bazı iyi huylu tiroit nodüllerinde ve 1 santimetreden küçük tiroit kanserlerinde kullanılmaya başlanmıştır. Tiroit nodül veya kanserlerinin birincil tedavisi olarak yeni bir tedavi yöntemi olduğundan henüz uzun dönem onkolojik sonuçları bulunmamaktadır; o nedenle henüz cerrahiye eşdeğer olarak kabul edilmemektedir. Ancak ilk elde edilen 3-5 yıllık sonuçlar 'seçilmiş' hastalarda cerrahiye alternatif olarak klinik kullanıma girebileceğini öngörmektedir. Ancak nodülün içeriği, yerleşimi diğer organlara olan yakınlığı karar vermede önemli rol oynarken, yeterli hazırlık, deneyim ve doğru endikasyon ile işlemin gerçekleştirilmesi işlem başarısına olumlu etki gösterir. Cerrahide görülen ses kısıklığı veya hipoparaTiroiti gibi komplikasyonların bu yüksek ısı ile gerçekleştirilen işlemde de görülebileceği bilgisi mutlaka hasta ile paylaşılmalıdır. Hangi hastalarda bu yöntemin tercih edileceği ise multidisipliner bir ekip tarafından yapılacak değerlendirme ile belirlenmelidir. Günümüzde hala tiroit kanseri için altın standart tedavi bezin cerrahi olarak çıkarılmasıdır.'Kaynak: Etik Haber

03 Eylül 2026 2
‘Okula dönüş hazırlığı kırtasiye alışverişiyle sınırlı kalmamalı’ SAĞLIK
SAĞLIK

‘Okula dönüş hazırlığı kırtasiye alışverişiyle sınırlı kalmamalı’

Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege HastanesiÇocukSağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Zahide Yalaki, okula dönüş sürecinde çocukların fiziksel, gelişimsel ve psikolojik açıdan değerlendirilmesinin ö... Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege HastanesiÇocukSağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Zahide Yalaki, okula dönüş sürecinde çocukların fiziksel, gelişimsel ve psikolojik açıdan değerlendirilmesinin önem taşıdığını belirterek, “Yeni eğitim dönemi öncesinde çocuğun büyüme ve gelişimi, yaşına uygun aşıları, kronik hastalıkları ve günlük yaşamını etkileyebileceksağlıksorunları gözden geçirilmelidir. Okula dönüş, çocuk sağlığını bütüncül olarak değerlendirmek için önemli bir fırsattır” diye konuştu.UZUN SÜREN ÖKSÜRÜK VE SIK TEKRARLAYAN ENFEKSİYON İHMAL EDİLMEMELİOkulöncesinde yapılacak genel sağlık değerlendirmesinin yalnızca mevcut hastalıkların belirlenmesi açısından değil, büyüme ve gelişmenin izlenmesi bakımından da önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yalaki, şu bilgileri paylaştı:“Boy ve kilo ölçümlerinin değerlendirilmesi, yaşına uygun aşıların tamamlanması ve varsa kronik hastalıkların kontrol altında olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Özellikle sık tekrarlayan enfeksiyon, uzun süren öksürük, nefes darlığı, alerjik yakınmalar veya çocuğun okul başarısını ve günlük yaşamını etkileyen sağlık sorunları bulunuyorsa eğitim dönemi başlamadan önce hekime başvurulmalıdır.”‘UYKU DÜZENİ SON GECEYE BIRAKILMAMALI’Tatil döneminde çocukların daha geç yatıp uyanabildiğini belirten Prof. Dr. Yalaki, uyku düzeninin okul açılmadan önce kademeli olarak değiştirilmesi gerektiğini belirterek, “Çocuğu yalnızca okuldan önceki gece erken yatırmak yeterli olmayabilir. Uyku ve uyanma saatlerinin birkaç gün önceden aşamalı olarak okul düzenine yaklaştırılması, sabah uyanmayı ve derslere uyumu kolaylaştırır. Yetersiz uyku; dikkat, öğrenme, duygu durumu ve bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir” dedi.Dengeli beslenme ve yeterli sıvı tüketiminin de çocukların gün içerisindeki enerji düzeyi ve dikkat süresi açısından önemli olduğunu vurgulayan Yalaki, çocukların güne uygun bir kahvaltıyla başlaması, öğün atlamaması ve beslenme çantalarında sağlıklı seçeneklere yer verilmesi gerektiğini ifade etti.‘ENFEKSİYONLARDAN KORUNMADA EL HİJYENİ ÖNEMLİ’Çocukların uzun süre bir arada bulunduğu okul ortamlarında solunum yolu ve bağırsak enfeksiyonlarının daha kolay yayılabildiğini belirten Prof. Dr. Yalaki, “Çocuklara ellerini doğru ve düzenli yıkama alışkanlığı kazandırılmalı; su şişesi, bardak, çatal, kaşık ve havlu gibi kişisel eşyaların paylaşılmaması gerektiği anlatılmalıdır. Sınıfların düzenli olarak havalandırılması da enfeksiyon riskinin azaltılmasına yardımcı olur” diye konuştu.Ateş, belirgin halsizlik, kusma, ishal veya yoğun solunum yolu belirtileri bulunan çocukların durumunun değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Yalaki, hastalık belirtilerinin göz ardı edilmemesi ve gerekli durumlarda sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi.‘AĞIR OKUL ÇANTALARI KAS-İSKELET SAĞLIĞINI ETKİLEYEBİLİR’Okula dönüş döneminde çanta seçimi ve çalışma ortamının düzenlenmesinin de gözden kaçırılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Yalaki, çantanın gereğinden fazla doldurulmamasını ve her iki omuza takılarak taşınmasını önerdi. Yalaki, “Çantanın çocuğun yaşına ve fiziksel özelliklerine uygun olması, ağırlığın sırta dengeli biçimde dağılması önemlidir. Masa ve sandalyenin de çocuğun boyuna uygun şekilde düzenlenmesi; sırt, omuz ve boyun bölgesinde oluşabilecek yakınmaların önlenmesine katkı sağlayabilir” ifadelerini kullandı.Okul başlangıcının çocuklar için psikolojik bir uyum süreci de içerdiğini vurgulayan Prof. Dr. Yalaki, özellikle ilk kez okula başlayacak veya okul değiştirecek çocuklarda kaygı, huzursuzluk, çekingenlik ve ebeveynden ayrılmak istememe gibi tepkiler görülebileceğini belirtti. Ebeveynlerin bu süreçte sakin ve destekleyici bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini söyleyen Yalaki, sözlerini şöyle tamamladı:“Çocuğun endişeleri dinlenmeli ve küçümsenmemelidir. Okul hakkında yaşına uygun, açık ve olumlu bilgiler verilmeli; uyku, yemek ve çalışma saatleri kademeli olarak düzene sokulmalıdır. Fiziksel sağlık kontrolleriyle birlikte çocuğun duygusal ihtiyaçlarının da dikkate alınması, yeni eğitim dönemine daha sağlıklı ve güvenli bir başlangıç yapmasına yardımcı olacaktır.”Kaynak: DHA

03 Eylül 2026 2
Dr. Özbek: 'Okul başlamadan önce çocuğunuzun genel sağlık kontrolünü yaptırın' SAĞLIK
SAĞLIK

Dr. Özbek: 'Okul başlamadan önce çocuğunuzun genel sağlık kontrolünü yaptırın'

ADANA (İHA) - Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgül Özbek, okul başlamadan önce ebeveynlere uyarılarda bulunarak, 'Çocuğunuzun genel sağlık kontrolünü yaptırın. Görme ile ilgili belirtiler varsa göz muayenesini ihmal etmeyin. İşitme problemini düşündüren davranışlar için işitme değerlendirmesi yaptırın' dedi. ADANA (İHA) - Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgül Özbek, okul başlamadan önce ebeveynlere uyarılarda bulunarak, 'Çocuğunuzun genel sağlık kontrolünü yaptırın. Görme ile ilgili belirtiler varsa göz muayenesini ihmal etmeyin. İşitme problemini düşündüren davranışlar için işitme değerlendirmesi yaptırın' dedi.Okul öncesinde yapılacak kapsamlı bir sağlık kontrolünün muhtemel sorunların erken fark edilmesini sağlayarak çocukların yeni eğitim yılına hem fiziken hem de psikolojik olarak sağlıklı başlamasına yardımcı olacağını söyleyen Medline Adana Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgül Özbek, ailelere uyarı ve önerilerde bulundu.Görme sorunları derslere odaklanmayı zorlaştırabilirDr. Özgül Özbek, çocukların sınıf içerisinde öğretmeni ve tahtayı takip edebilmesi, kitap ve defter çalışmalarını rahatlıkla sürdürebilmesi için görme sağlığının iyi olması gerektiğini söyleyerek, 'Görme kusurları çocuklar tarafından her zaman fark edilmeyebilir veya ifade edilemeyebilir. Tahtayı görmekte zorlanma, kitabı göze fazla yaklaştırma, gözleri kısarak bakma, sık göz kırpma ve tekrarlayan baş ağrıları gibi belirtiler görme problemi açısından değerlendirilmesi gereken işaretler arasında yer alır. Özellikle okula yeni başlayacak çocuklarda gerekli görülmesi halinde göz muayenesinin yapılması, muhtemel sorunların eğitim hayatını etkilemeden fark edilmesini sağlar' dedi.İşitme kaybı akademik başarıyı etkileyebilirÇocuğun öğretmenin anlattıklarını doğru anlayabilmesi ve sınıf içi iletişime katılabilmesi açısından işitme sağlığının da büyük önem taşıdığını belirten Özbek, 'Çocuklarda özellikle tekrarlayan orta kulak enfeksiyonları sonrasında geçici veya kalıcı işitme sorunları ortaya çıkabilir. Televizyonun sesini yüksek açma, kendisine söylenenleri sık sık tekrar ettirme, sorulara ilgisiz yanıt verme veya konuşulanları anlamakta zorlanma gibi belirtiler, işitme açısından değerlendirme gerektirebilir. Daha önce sık kulak enfeksiyonu geçiren çocukların okul öncesinde işitme yönünden değerlendirilmesi özellikle önemlidir. Okul öncesi sağlık değerlendirmesinde yalnızca belirgin bir hastalığın olup olmadığına bakılmamalıdır. Çocuğun boy ve kilo gelişimi, beslenme alışkanlıkları, uyku düzeni, fiziksel aktivitesi ve mevcut kronik hastalıkları da değerlendirilmelidir. Aşılarının yaşına uygun şekilde tamamlanıp tamamlanmadığının kontrol edilmesi de önemlidir. Gerekli görülen çocuklarda doktor tarafından ek tetkikler planlanabilir. Bu değerlendirmeler, fark edilmeyen sağlık sorunlarının erken dönemde ortaya çıkarılmasına ve çocuğun okul dönemini daha sağlıklı geçirmesine katkı sağlayacaktır diye konuştu.Okula uyum için psikolojik hazırlık da gerekirÇocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özbek, çocuğun okula fiziksel olarak hazır olması kadar psikolojik olarak hazırlanmasının da önem taşıdığını vurgulayarak şunları söyledi:'Özellikle ilk kez okula başlayacak çocuklarda ayrılma kaygısı, uyku düzensizliği veya okul korkusu yaşanabilir. Ailelerin çocukları ile okul hakkında olumlu ancak gerçekçi bir iletişim kurması, çocuğun endişelerini dinlemesini ve günlük uyku-beslenme düzenini okul başlamadan önce oluşturmaya başlaması önemlidir. Okul başlamadan önce çocuğunuzun genel sağlık kontrolünü yaptırın. Görme ile ilgili belirtiler varsa göz muayenesini ihmal etmeyin. İşitme problemini düşündüren davranışlar için işitme değerlendirmesi yaptırın. Aşılarının güncel olup olmadığını kontrol ettirin. Uyku düzenini okul saatlerine uygun hale getirin. Düzenli, dengeli ve yeterli beslenmesini sağlayın. Çocuğun okul ile ilgili kaygılarını dinleyin ve sorularını sabırla yanıtlayın.'Kaynak: Etik Haber

03 Eylül 2026 3
‘Anne karnında maruz kalınan kimyasallar kansere zemin hazırlıyor’ SAĞLIK
SAĞLIK

‘Anne karnında maruz kalınan kimyasallar kansere zemin hazırlıyor’

Hastalıkların ortaya çıkmasında birçok etken söz konusu olmakla birlikte özellikle son yıllarda tüm dünyanın gündeminde olan çevre kirliliğinin çocukluk çağı kanserleri üzerindeki etkilerine dikkat çe... Hastalıkların ortaya çıkmasında birçok etken söz konusu olmakla birlikte özellikle son yıllarda tüm dünyanın gündeminde olan çevre kirliliğinin çocukluk çağı kanserleri üzerindeki etkilerine dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi HastaneleriÇocukHematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bayram, “Yapılan birçok araştırmayla hava kirliliğinden pestisitlere kadar birçok etkenin çocukluk çağı kanserleri arasında bağlantı tespit edilmiş. Türlere göre farklılık görülse de en sık rastlanan kanser türleri olduğu için lösemi ve lenfomada ilişki daha net ortaya konmuş durumda. Bununla birlikte gebelik dönemi ya da erken çocukluk dönemi gibi kirlilik etkenlere maruz kalınan zamanlama da çok önemlidir” dedi‘BÜYÜME DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLAR KİMYASALLARA KARŞI DAHA HASSAS’Çevresel kirliliğin çocukluk çağı kanserleri üzerindeki etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Bayram, büyüme dönemindeki çocukların kimyasal maddelere karşı çok daha hassas olduğunu belirterek, “Çocuklar büyüyen bir organizma olduğu için çevresel kirliliğe yetişkinlere kıyasla çok daha duyarlıdır. Sanayi atıkları, hava kirliliği ve gıdalardaki kimyasal kalıntılar çocukları daha fazla etkiler. Özellikle anne karnındaki dönem en hassas dönemdir. Bir hücreden 50 santimetrelik bir bebeğe dönüşen çok hızlı hücre bölünmesi söz konusudur. Bu süreçte enfeksiyonlar, kimyasallar ve radyasyon gibi dış etkenler gelişimi bozabilir, ilerleyen yıllarda kansere zemin hazırlayabilir” diye konuştu.‘GIDALARDAKİ EN UFAK KİMYASAL KALINTILAR HÜCRELERİ BOZUYOR’Çevresel kirlenmenin bağışıklık sistemi üzerine etkilerini anlatan Prof. Dr. Bayram “İnsan; hava, su ve gıdaya muhtaç bir canlıdır. Bu kaynaklar temiz olmadığında bağışıklık sistemi zayıflar.Çevre kirliliğibağışıklık hücrelerini de etkileyerek kanser hücrelerinin tanınmasını zorlaştırır. Biz kendi yaptığımız araştırmalarda da lösemili çocuklarda kemik iliğinde sağlıklı çocuklara göre daha fazla pestisit kalıntısı tespit ettik. Gıdalardaki küçük miktardaki kimyasallar bile zaman içinde vücutta birikerek hücrelere zarar verir” ifadelerini kullandı.‘HAMİLELİK DÖNEMİ ÇOK ÖNEMLİ’Çocukların çevresel faktörlere karşı yetişkinlerden daha savunmasız olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bayram “Sanayi atıkları, hava kirliliği ve gıdalardaki kimyasal kalıntılar çocukları yetişkinlere göre daha fazla etkiler. Anne karnındaki dönem ise en kırılgan dönemdir. Bu nedenle hamile kadınların kimyasal maddelerden, özellikle saç boyası gibi ürünlerden uzak durması ve tükettikleri gıdaların kimyasal kalıntı içermediğinden emin olması gerekir” dedi.‘DOĞAYI KİRLETTİKÇE KİRLENİYORUZ’Genetik mutasyonlara da dikkat çeken Prof. Dr. Bayram, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mutasyon, annede ya da babada oluşan genetik bir değişikliğin çocuğa geçmesidir. Üreme hücrelerinde çevresel toksinlere bağlı ortaya çıkan mutasyonlar, çocukta daha erken yaşta kansere neden olabilir. Çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık yüzde 20’sinin altında genetik bir yatkınlık olduğunu biliyoruz. Doğayı kirlettikçe biz de kirleniyoruz. Çevreyi korumadığımız sürece kanser ve genetik hastalıkların artması kaçınılmazdır. Doğayı korumak aslında kendi sağlığımızı korumaktır.”‘ÇOCUKLUK ÇAĞI KANSERLERİNDE EN SIK AKUT LÖSEMİ GÖRÜLÜYOR’Çocukluk çağı kanserlerinin görülme sıklığına ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Bayram, “En sık akut lösemi görülüyor, onu lenfomalar ve merkezi sinir sistemi tümörleri takip ediyor. Çevre kirliliği arttıkça bu kanserlerde yavaş ama düzenli bir artış söz konusu. Sanayileşmiş bölgelerde bu artış daha belirgin. Atıkların iyi filtrelenmesi, toprağa ve suya karışmasının engellenmesi şarttır; aksi halde bu kimyasallar gıdalar aracılığıyla tekrar bize geri döner. Buna bir de yoğun böcek ilacı kullanımı eklenince risk katlanıyor” dedi.Kaynak: DHA

03 Eylül 2026 2
Eldeki uyuşmanın nedeni dirsekteki sinir kayması çıktı SAĞLIK
SAĞLIK

Eldeki uyuşmanın nedeni dirsekteki sinir kayması çıktı

Küçük ve yüzük parmağında başlayan uyuşmaların yanı sıra kol ağrısı ve kavrama güçlüğü yaşayan 47 yaşındaki Salih Kaymakçı’nın yaşadığı şikayetlerin altında dirsek hareketleri sırasında yerinden çıkan... Küçük ve yüzük parmağında başlayan uyuşmaların yanı sıra kol ağrısı ve kavrama güçlüğü yaşayan 47 yaşındaki Salih Kaymakçı’nın yaşadığı şikayetlerin altında dirsek hareketleri sırasında yerinden çıkan ulnar sinirin zamanla hasarlanması olduğu ortaya çıktı. Küçük ve yüzük parmağında başlayan uyuşmaların yanı sıra kol ağrısı ve kavrama güçlüğü yaşayan Kaymakçı, Medipol Mega Üniversite Hastanesi’ne başvurdu. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Sena Tolu’nun yaptığı değerlendirme ve El Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kadir Uzel’in gerçekleştirdiği cerrahi müdahalenin ardından hastanın uyuşma ve ağrı şikayetleri gerilerken, uygulanan rehabilitasyon programıyla kolunu yeniden rahat şekilde kullanabildi.‘SİNİR HER DİRSEK HAREKETİNDE YER DEĞİŞTİREBİLİYOR’Dirseğin iç kısmından geçen ulnar sinirin normal şartlarda doğal bir kanal içerisinde ilerlediğini belirten Prof. Dr. Tolu, bazı kişilerde bu sinirin dirsek hareketleri sırasında kanaldan dışarı çıkabildiğini ifade etti. Prof. Dr. Tolu, “Bazı hastalar bunu ‘Dirseğimde bir şey atlıyor’ ya da ‘Sinirim yerinden oynuyor’ şeklinde ifade edebiliyor. Dirseğin iç kısmında ağrı, özellikle küçük ve yüzük parmakta uyuşma, karıncalanma, hareket sırasında atlama veya takılma hissi ve zamanla elde güçsüzlük görülebiliyor” dedi. Hastada yapılan kas-iskelet ultrasonografisiyle sinirin hareket sırasında bulunduğu kanaldan çıktığının net şekilde gözlemlendiğini belirten Prof. Dr. Tolu, “Burada sorun sadece sinirin sıkışması değil, her hareket sırasında yer değiştirmesi ve sürekli bu yer değişikliğine bağlı sinirin tahriş olmasıdır” ifadelerini kullandı.‘SİNİR YENİ BİR KANALA ALINDI’Hastanın cerrahi açıdan değerlendirilerek Doç. Dr. Kadir Uzel’e yönlendirildiğini belirten Prof. Dr. Tolu, ameliyat sonrasında ise rehabilitasyon programının uygulandığını aktardı. Hastanın dirsek seviyesinde ulnar sinir instabilitesibulunduğunu belirten Doç. Dr. Kadir Uzel, “Dirsek hareketleriyle ulnar sinir, dirsek seviyesindeki oluğundan çıkıp öne doğru atlıyordu. Sinirin her atlaması sırasında ulnar sinirtravmaya maruz kalıyor ve sinir hasarlanıyordu. Buna bağlı olarak serçe ve yüzük parmağında uyuşukluk, el kaslarında da hafif güç kaybı vardı” dedi. Cerrahi işlemde sinirin dirsek ön tarafına transfer edilerek yeni bir oluk içerisinde sabitlendiğini belirten Doç. Dr. Uzel, hastanın tedavi sonrasında şikâyetlerinden tamamen kurtulduğunu ifade etti.‘ŞU AN ÇOK İYİYİM, KOLUMU İSTEDİĞİM GİBİ KULLANIYORUM’Ameliyat öncesinde yaşadığı şikayetleri anlatan 47 yaşındaki Salih Kaymakçı, “Sol kolumda bir ağrı hissediyordum. Çok önemsemediğim bir ağrı olduğunu düşünüyordum. Sonrasında ağrılarım çoğalınca hastaneye gitmeye karar verdim” dedi. Uyuşmanın dirsekten parmaklarına kadar yayıldığını belirten Kaymakçı, “Serçe parmağımdan diğer parmaklarıma doğru bir uyuşma hissediyordum. Bir şey tuttuğumda hissedememe ve tutamama gibi sorunlar yaşıyordum. Gün geçtikçe şikayetlerim çoğalınca endişe etmeye başlamıştım” ifadelerini kullandı. Ameliyat ve fizik tedavi sürecinin ardından şikâyetlerinin tamamen gerilediğini belirten Kaymakçı, “Şu an çok iyiyim. Hiç ağrı hissetmiyorum. Kolumu istediğim gibi kullanabiliyorum. Eski rahatsızlığımdan önceki durumuma döndüm ve çok memnunum” dedi.Kaynak: DHA

03 Eylül 2026 2
Hatay’da kuduz aşılama çalışmaları sürüyor SAĞLIK
SAĞLIK

Hatay’da kuduz aşılama çalışmaları sürüyor

Hatay'da hayvan sağlığını korumak ve salgın hastalıkları önlemek amacıyla İl Tarım ve Orman Müdürlüğü'ne bağlı veteriner hekimler tarafından evcil ve sokak hayvanları kuduz hastalığına karşı aşılanıyor. Kent genelinde aralıksız süren çalışmalarla hayvanlarda salgın hastalık riskinin azaltılması hedefleniyor. Hatay'da hayvan sağlığının korunması ve salgın hastalıkların önlenmesi amacıyla kuduz aşılama çalışmaları aralıksız sürdürülüyor.İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Hayvan Sağlığı ve Yetiştiriciliği Şube Müdürlüğü ile İlçe Müdürlüklerinde görev yapan veteriner hekimler tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında evcil ve sokak hayvanları kuduz hastalığına karşı aşılanıyor. Aşılama çalışmaları kent genelinde sürüyor.Veteriner hekimlerin sahada yürüttüğü çalışmalarla hayvanlarda salgın hastalık riskinin azaltılması hedefleniyor.

03 Eylül 2026 39
Sosyal jet lag: Düzensiz uyku ergenlerde kaygıyı artırıyor SAĞLIK
SAĞLIK

Sosyal jet lag: Düzensiz uyku ergenlerde kaygıyı artırıyor

Hafta içi ve hafta sonu uyku düzeni düzensiz olan ergenlerin kaygı yaşama olasılığı daha yüksek olabilir, yeni bir araştırmaya göre. Okullar açılıp günlük düzen yeniden "normal"e dönerken, pek çok ergen yazı geç yatıp geç kalkarak ve düzensiz tatil programlarıyla geçirdikten sonra sabahları erken kalkmakta zorlanacak. Öğrenciler, okul yılı boyunca, hafta içi kaybettikleri uykuyu hafta sonunda telafi etme umuduyla günleri sayıyor; araştırmacıların "sosyal jet lag" adını verdiği bir döngü bu.Birleşik Krallık’taki Southampton Üniversitesi’nin yaptığı yeni birçalışma(kaynak İngilizce), gençlerin ruh sağlığını olumsuz etkileyebilecek etkenin tam da bu "sosyal jet lag" olabileceğini ortaya koyuyor. Araştırmacılara göre ergenlikte biyolojik uyku düzeni de değiştiği için, gençlerin uyku ihtiyaçlarını merkeze almak ve hatta okul başlangıç saatlerini yeniden gözden geçirmek ilerlemenin bir yolu olabilir.230 binden fazla katılımcının yer aldığı 12 çalışmanın incelendiği derleme, daha yüksek düzeyde "sosyal jet lag" yaşayan ergenlerin, daha fazla kaygı bildirme olasılığının da yüksek olduğunu gösterdi. Bu durum adeta kısır bir döngüye işaret ediyor; çünkü artan kaygı düzeyi de daha fazla "sosyal jet lag"i öngörüyor. Ancak yazarlar bunun nedensel bir ilişkiden ziyade şu an için yalnızca bir birlikte görülme olduğunu vurguluyor.Yazarlar, bu bulguların ergenlik döneminde ruh sağlığını iyileştirmek için sağlıklı ve düzenli uykuya odaklanan davranışsal stratejilerin önemini ortaya koyduğunu yazdı.Kaygı bozuklukları ergenler arasında zaten en yaygın ruh sağlığı sorunu. Dünya Sağlık Örgütü, dünya genelinde 10-14 yaş arasındakilerin yüzde 4,4’ünün ve 15-19 yaş arasındakilerin yüzde 5,5’inin, kontrol edilmesi güç, yoğun ve kalıcı korku ya da tedirginlikle seyreden bir kaygı bozukluğu yaşadığını tahmin ediyor.Endişe verici olan, ergenlikte yaşanan ruh sağlığı sorunlarının yaşamın ilerleyen dönemlerine de yansıyabilmesi; bu da erken tanı ve müdahalenin önemine işaret ediyor.Her insanın, sabahçı mı yoksa akşamcı mı olduğunu belirleyen kendine özgü bir kronotipi vardır. Bu özellik normalde yaşam boyu büyük ölçüde sabit kalsa da, yazarlar ergenlik döneminde akşamcılığa doğru belirgin bir kayma görüldüğünü aktarıyor.“Ergenlik döneminde vücudun iç saati genellikle birkaç saat geri kayar; bu da gençlerin doğal olarak daha geç uykulu hissetmeye başlaması ve idealde daha geç uyanması anlamına gelir” dedi, makalenin ortak yazarlarından Southampton Üniversitesi’nden Sarah Chellappa.“Gençler, erken ders başlangıç saatlerinden çevrimiçi sosyalleşmeye kadar zamanlarını zorlayan pek çok işle karşı karşıya; bu da özellikle hafta içi uykularından çalabiliyor.”Bu biyolojik eğilim ile okulların erken başlama saatleri arasındaki çatışma, iç biyolojik saatin dış dünyadaki saatle uyuşmaması anlamına gelen sirkadiyen uyumsuzluk için adeta “mükemmel bir fırtına” yaratıyor.“Sadece bireylerin kendi başlarına yapabileceklerine odaklanmakla yetinmeyip, daha geniş toplumsal sistemlerin uykuyu nasıl etkileyebileceğini görmek önemli” dedi, makalenin başyazarı Hannah Ravenhall.“Bu, ergenlikte ortaya çıkan biyolojik uyku değişikliklerini kabul etmekle, gençlerin uyku ihtiyaçlarını savunmakla ve onların iyi olma halini desteklemek için ortaöğretim okullarının başlama saatlerini yeniden düşünmekle başlar.”Yazarlar, halk sağlığı önerilerinin ergenler arasında uyku sağlığını teşvik etmesinin ve düzenli uyku saatlerinin önemini vurgulamasının hayati olduğunu belirtiyor.Uygulamada bu, okulların derslerin başlama saatlerini yeniden gözden geçirmesi ve ebeveynlerin de akşam saatlerindeki ekran kullanımı kurallarını tekrar düşünmesi anlamına gelebilir; araştırmacılara göre bu tür küçük yapısal değişiklikler, gençlere sadece “erken yat” demekten çok daha fazlasını yaparak onların ruh sağlığına daha iyi gelebilir.Kaynak: Euronews Sağlık

03 Eylül 2026 24