Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Sayın Hüseyin Çelik’e ve USHAŞ Genel Müdürü Av. Serdar Şenol’a; işlerine adanmışlıkları, ortak akla verdikleri değer ve sektörle birlikte çalışma gayretleri için teşekkür ediyorum. Biz de yılların birikimiyle bu çalışmalara destek vermeye hazırız.
Bu desteğin önemli bir parçası, yöneticilerimize sunulan bilgilerin doğru ve güncel olmasına katkıda bulunmaktır. Sahadaki gözlemlerimle örtüşmediğini düşündüğüm verilerin kaynağını ilgili kurumlara doğrudan sordum. Henüz cevap alamadığım için talebimi bu köşeden de paylaşıyorum: Açıklanan rakamlar, kaynakları ve hesaplama yöntemleriyle birlikte yayımlanmalıdır.
Bakanlığın açıklamasında kamu hastanelerindeki yerli cihaz kullanımının yüzde 31’e ulaştığı belirtiliyor. Bu oranın alım tutarına mı, ürün adedine mi, fiilî tüketime mi dayandığının; hangi dönemi ve ürünleri kapsadığının açıklanmasını rica ediyoruz. Kamu hastanelerine ilişkin oranla Türkiye’nin bütün tıbbi cihaz pazarındaki yerlilik payı aynı gösterge değildir. (saglik.gov.tr)
İncelediğimiz kamuya açık kaynaklarda, sağlık alanındaki kamu ihalelerinin, özellikle tıbbi cihaz ve sarf malzemesi alımlarının toplam tutarıyla, bunların ne kadarında yerli malı fiyat avantajının fiilen uygulandığını birlikte gösteren kapsamlı bir veriye ulaşamadık.
Kamu İhale Kurumundan ve Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğünden bu bilgilerin düzenli tutulup tutulmadığının açıklanmasını rica ediyoruz. Tutuluyorsa hangi kaynakta yayımlanmaktadır; yayımlanmıyorsa gerekçesi nedir? Kayıtların başladığı tarihten bugüne toplam ihale sayısı ve sözleşme tutarı ile fiyat avantajı fiilen uygulanan alımların sayı ve tutar bakımından yüzdesinin, yıllar itibarıyla paylaşılmasını talep ediyoruz.
KİK’in de belirttiği üzere, şartnamede yerli malı fiyat avantajı öngörülmesi, avantajın fiilen uygulandığını göstermez. Bu iki durum ayrı sunulmalı; EKAP, DMO ve hastane kayıtları karşılaştırılırken aynı alımın iki kez sayılması önlenmelidir. (dosyalar.kik.gov.tr)
Üretici kayıtlarında da aynı açıklığa ihtiyacımız var. TÜSEB’in Kasım 2025 tarihli yayınında ÜTS’ye kayıtlı 1.748 üretici, 2.166 ithalatçı ve 6.079 bayi/satış merkezi bulunuyor. Bunlar bugünün canlı kayıtları değildir; birbirine eklenerek üretici toplamı oluşturulamaz. (files.tuseb.gov.tr, files.tuseb.gov.tr)
Kayıtlarda yabancı sermayeli kuruluşların da üretici olarak yer aldığını gördüm ve sınıflandırmanın açıklığa kavuşturulması talebimi Kuruma ilettim. Elbette yabancı sermayeli bir firma Türkiye’de üretim yapabilir, yerli sermayeli bir firma ithal ürün satabilir. Sermaye yapısı, üretim yeri ve ürünün yerli malı niteliği ayrı bilgilerdir. ÜTS kaydı, kapasite raporu, sanayi sicil belgesi ve Yerli Malı Belgesi de birbirinin yerine geçmez.
Bu noktada somut bir düzenleme öneriyoruz: Ürün Takip Sistemi’nde bir ürünün “Yerli Malı Belgeli” olarak kaydedilmesi için belgeyi düzenleyen oda, belge tarihi ve numarası, geçerlilik başlangıç ve bitiş tarihleri ile belgenin kapsadığı ürün bilgilerinin girilmesi zorunlu olmalıdır. Belgeler, ilgili sanayi veya ticaret ve sanayi odası ile TOBB kayıtlarından elektronik olarak doğrulanmalı ve ilgili ürünün barkoduyla eşleştirilmelidir. Süresi dolan veya iptal edilen belgeler sistemde işaretlenmeli; yenisi doğrulanıncaya kadar ürün, geçerli yerli malı belgesine sahipmiş gibi raporlanmamalıdır. Üretici kaydı ile belgeli yerli ürün statüsü ayrı tutulmalıdır.
TİTCK’den aktif üretici sayısının ve üretim bilgilerinin; Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TOBB ve ilgili odalarımızdan ise ilaç ve tıbbi cihaz sektörleri ayrı olmak üzere, fiilen üretim yapan firmalarla ürünleri için geçerli Yerli Malı Belgesi bulunan firmaların sayılarının paylaşılmasını rica ediyoruz. Firma, belge ve ürün sayıları ayrı gösterilmeli; aynı firma tekrar sayılmamalıdır. Belgesi bulunmaması da tek başına üretim yapılmadığının kanıtı kabul edilmemelidir.
Bu kayıtlar kurumlar arasında doğrulanmalı ve her yıl aynı yöntemle, ait oldukları tarih belirtilerek yayımlanmalıdır. Sayın Hüseyin Çelik’in göreve gelmesiyle gerekli doğrulamaların yapılacağına ve doğru bilgilerin paylaşılacağına adım kadar eminim. Bu güvenle, saha tecrübemizi sunmaya hazırız.
İhracatta da Ticaret Bakanlığı, TİM ve ilgili birliklerimizden, belirlenmiş ürün kodları kapsamında ihracat yapan tekil firma sayısını, bunların üretici olanlarını ve yıllara göre değişimini paylaşmalarını bekliyoruz.
Yayımlanan raporların kontrolü de önemlidir. İKMİB’in 2026 ilk çeyrek medikal raporunda ihracat 275,80 milyon dolardan 289,46 milyon dolara yükselirken, özet ifadelerinde ve ülke tablosunun toplamında tutarsızlıklar bulunuyor. Bunların gözden geçirilmesi raporun güvenilir kullanımını sağlayacaktır. (ikmib.org.tr)
MEDICA’ya Türkiye’den katılımın 2024’te 227 firmadan 2025’te 196’ya, millî katılımın ise 36’dan 24’e düşmesi de değerlendirilmelidir. Ancak bu azalma bütün fuarlara veya toplam ihracatçı sayısına genellenemez. (ikmib.org.tr, gazetebirlik.com, matriksdata.com)
Mevcut bilgilerle açıklanan yüzde 31 oranına kesin olarak “yanlış” demiyoruz; doğrulayabilmemiz için dayanaklarının paylaşılmasını istiyoruz.
Aynı ortak akıl sağlık turizminde de gereklidir. Sayın Serdar Şenol’un USHAŞ’ı kurumsallaştırma ve sektörle birlikte çalışma çabasını destekliyorum. USHAŞ’ın kuruluş görevi, kamu ve özel sektörün sağlık turizmi faaliyetlerini desteklemek ve koordine etmektir. Kamu sermayeli bir anonim şirket olan kurum, kuruluş düzenlemesine göre 233 sayılı KİT mevzuatına tabi değildir. (ushas.gov.tr)
Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile USHAŞ’ın görev paylaşımı açık olmalı; gecikme veya çift başlılık algısı doğurabilecek alanlar giderilmelidir. USHAŞ, sektörün ve hasta temsilcilerinin katkısıyla mevzuat önerileri hazırlayarak yetkili makamlara sunmalıdır. Malezya’daki MHTC’nin kamu ve özel sektörü buluşturan yaklaşımı da hukuki farklılıklar gözetilerek incelenebilir.
Hedefimiz, hastanın Türkiye’ye ulaşmasından tedavi sonrası takibine kadar güvenli bir hizmet bütünlüğüdür. İlaç ve cihaz izlenebilirliği, tedavi sonuçları, şikâyetlerin çözümü ve hasta memnuniyeti bu bütünlüğün içinde olmalıdır.
Kamu, ülkenin sağlık gücünü özel sektör, üniversiteler, sağlık çalışanları ve sivil toplumla birlikte harekete geçirmelidir. Doğru bilgiyle planlamaya, ortak akılla geliştirmeye ve güç birliğiyle uygulamaya biz de hazırız.